Masumiyet Müzesinin Ardından
“Meyve veren ağaç taşlanır”
Netflix’te Masumiyet Müzesi dizisi yayınlandıktan sonra ilk kritiği yazanlardanım. Öyle ki dokuz bölümlük diziyi iki günde izledim ve yazımı yazdım (dileyenler yazıyı epochtimes.com’dan okuyabilir). Sonraki günlerde tüm sosyal medya, Masumiyet Müzesi yazıları ve videolarıyla doldu.
Diziye ve dolayısıyla kitaba gösterilen ilgi, bana göre son yılların en büyük ilgisiydi. Nedense bu günlerde siyaset yazısı yazmaya elim gitmiyor. Bilhassa İran kuşatması ve ekseninde dönen yorumlar, analizler tiksinti uyandırdı bende. Ben de bir müddet savaş tamtamlarından uzak kalmak istiyorum. Her şey kabak tadı vermeye başladı artık. Hele o yorumcuların takındıkları tavırlar utanç verici.
Bu konuda son olarak, dilerim ülkemiz Suriye savaşı dönemindeki hatalarına yeniden düşmez.
Masumiyet Müzesi bana bu aralar -uluslararası tiksintiden- kaçmak için güzel bir sığınak oluşturdu. Son iki haftamı Masumiyet Müzesi dizisi, yazısı, etrafında dönen kritikler, videolar, dizi müzikleri ve haberleri ile gayet iyi doldurdum. İnanın şu aralar herkesten, her şeyden uzak kalmaya çalışıyorum. Kahramanımız Kemal’in Fatih mahallesine sığındığı ruh halindeyim. Melankoli tavan yaptı anlayacağınız. Buna Ramazan ayının uhrevî etkisini ve kapalı yağmurlu havaların verdiği iç sıkıntısını da eklemeliyim.
Anlayacağınız Masumiyet Müzesi dizisi bundan daha mükemmel bir zaman aralığında denk gelemezdi bana. Dizi, Orhan Pamuk’un aynı adlı romanından uyarlama biliyorsunuz. O bakımdan yoğun olarak bir roman-dizi karşılaştırması ve dizinin beklentileri ne denli karşıladığı tartışması sürüyor… Genel kanı, dizi uyarlamasının başarılı olduğudur. Kaldı ki bu konuda ben öncelikle eser sahibine kulak kabartırım. Pamuk, uyarlamadan gayet memnun ise – ki öyle; benim açımdan mesele kapanmıştır.
Çünkü tüm Türkiye Orhan Pamuk’un dizinin uyarlaması konusunda ne denli hassas olduğunu biliyor. Pamuk, romana sadık kalma uğruna Hollywood yapımcılarına karşı iki yıl boyunca hukuk mücadelesi vererek, yaptığı anlaşmayı bozdu. Zira Hollywood romana sadık kalmayı pek istemiyordu. Pamuk için dizi projesi, maddi getiriden ziyade bir onur ve prestij meselesidir. Şu haliyle de bunda muvaffak olmuştur.
Bir film-dizi projesinde sağlam eser, senarist, yönetmen, oyuncular ve yapım şirketi çok önemlidir – ki bu projede tüm bunların bir araya gelmiş olduğunu görüyoruz. Belki de bir tesadüf sonucu tüm bunlar bir araya geldi. Ya da bilinçli seçimler sonucu muydu? Bilemiyoruz, fakat denk gelmek diye de bir şey var.
Masumiyet Müzesi dizisi Netflix yabancı diziler kategorisinde, ilk gösteriminden iki hafta sonra, izlenmede dördüncü sıraya oturmuş. Bu elbette bir Türk hikâyesi ve yapımı için dünya çapında başarı ve tanıtımdır. Burun kıvıran istemezükçülere 1970’li yılların ‘midnight express – geceyarısı ekspresi’ etkisini hatırlatmak isterim – ki yıllarca Türkiye üzerinden negatif etkisi gitmedi.
Bir sanat eserinin bıraktığı etkiyi, milyarlarca dolarlık reklamla elde edemezsiniz. Biliyorum Orhan Pamuk bazı çevrelerce fena eleştiriliyor. Ama durun bir dakika! Adam Nobel ödülü almış, ABD Colombia Üniversitesi’nde edebiyat profesörü ve dersler veriyor. Onu eleştirecek kişi, önce onun bu seviyesine gelsin sonrasına bakarız…
Eleştirmek kolay ve masrafsızdır. Adam başarmış kardeşim. Hele onun Masumiyet Müzesi romanını, aynı adla müzeye dönüştürme fikri, hayalî hikâyeden uluslararası bir başarı elde etmesi ve adını ülkesi ile beraber dünyanın gündemine taşıması kaç kişiye nasip olur?
Romanı, müzeyi, diziyi zirveye taşıdı. Nobel ödülünden gelen parayı, müze binasına yatırdı. Vakıf kurarak müzeyi buraya devretti. Şimdilerde o müze önünde uzun kuyruklar var. Romanın okuyucu kitlesini arttırdı. Ayrıca İstanbul’a yeni bir turizm akını başlattı dizi. Son Söz: “Meyve veren ağaç taşlanır”. Daha ne diyeyim?