İz Bırakan İnsanlar, Zamana Direnen İsimler

Bu yıl kayıp ettiğimiz iz bırakan insanlar, zamana direnen isimler sırasıyla: İlber Ortaylı,  Haldun Dormen,  Muazzez İlmiye Çığ.

Bir toplumun hafızası yalnızca olaylarla değil, o olaylara anlam katan insanlarla şekillenir. Kimi kalemiyle, kimi bilgisiyle, kimi sahnedeki ışığıyla yaşadığı çağın ötesine geçer. Ardında yalnızca eserler değil, düşünceler, öğrenciler ve ilham bırakır. İşte böyle insanlar, aramızdan ayrılsalar bile aslında hiçbir zaman gerçekten gitmezler. Çünkü onların izleri, bir ülkenin kültüründe ve hafızasında yaşamaya devam eder.

Bu Toprakların Yetiştirdiği Büyük Aydınlardan Biri: Tarihçi Prof.Dr. İlbey Ortaylı

Kayıp ettik. Ruhu şad olsun, ışıklarda uyusun. Anılarıyla yaşayacak.

1947 yılında Avusturya’nın Bregenz kentinde doğan Ortaylı, daha gençlik yıllarından itibaren tarihe duyduğu büyük merakla dikkat çekmiştir. Ankara Atatürk Lisesi’nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi ve Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde tarih eğitimi almıştır. Eğitim yolculuğu onu yalnızca Türkiye ile sınırlı bırakmamış, Viyana Üniversitesi’nde Slavistik ve Orientalistik alanlarında da öğrenim görmüştür.

Dünyaca ünlü tarihçi Halil İnalcık ile Chicago Üniversitesi’nde yaptığı çalışmalar, onun akademik hayatının önemli dönüm noktalarından biri olmuştur. 1978 yılında “Tanzimat Sonrası Mahalli İdareler” adlı doktora teziyle akademik dünyaya güçlü bir giriş yapmış, kısa sürede doçentlik ve profesörlük unvanlarını alarak tarih biliminin saygın isimlerinden biri haline gelmiştir.

Ortaylı yalnızca bir akademisyen değil, aynı zamanda geniş kitlelere tarihi sevdiren bir anlatıcıdır. Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetim yapısından kültürel mirasına kadar pek çok konuda yaptığı çalışmalar, tarih meraklıları için önemli bir kaynak niteliğindedir. “İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı”, “Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek” ve “Tarihin İzinde” gibi eserleri, hem akademik çevrelerde hem de genel okuyucu kitlesinde büyük ilgi görmüştür.

Birçok dili konuşabilen Ortaylı, farklı kültürleri anlamaya çalışan bir tarihçinin nasıl olması gerektiğinin de güzel bir örneğidir. Viyana’dan Cambridge’e, Moskova’dan Paris’e kadar pek çok üniversitede dersler vermiş, seminerler düzenlemiş ve Türkiye tarihçiliğinin dünyadaki temsilcilerinden biri olmuştur.

Tiyatro Dünyasının Unutulmaz İsimlerinden Haldun Dormen

Sahnenin büyüsünü Türk izleyicisiyle buluşturan öncü sanatçılardan biriydi. 1928 yılında Mersin’de doğan Dormen, tiyatroya duyduğu tutkuyla genç yaşta sahneye adım atmış ve kısa sürede Türk tiyatrosunun en önemli yönetmenlerinden biri haline gelmiştir.

Profesyonel tiyatro hayatına Muhsin Ertuğrul’un yönettiği Küçük Sahne’de başlayan Dormen, 1955 yılında kendi tiyatrosunu kurarak Türk sahne sanatlarına yeni bir soluk getirmiştir. Onun tiyatro anlayışı, yalnızca oyun sahnelemekten ibaret değildi; aynı zamanda genç oyuncular yetiştirmek, tiyatro kültürünü geliştirmek ve seyirciyi sanatla buluşturmak üzerine kuruluydu.

Türk tiyatrosunda müzikal geleneğinin yerleşmesinde Dormen’in büyük katkısı vardır. “Sokak Kızı İrma”, “Hisseli Harikalar Kumpanyası” ve yıllarca kapalı gişe oynayan “Lüküs Hayat” gibi eserler, onun sahne estetiğinin ve yönetmenlik becerisinin en önemli örnekleri arasında yer alır.

Yalnızca tiyatro sahnesinde değil, televizyon ekranlarında da iz bırakan Dormen, özellikle “Dadı” dizisinde canlandırdığı Pertev karakteriyle yeni kuşaklar tarafından da tanınmıştır. Sanat hayatı boyunca yüzlerce oyuncunun yetişmesine katkı sağlayan Dormen, tiyatroya adeta bir okul gibi yaklaşmıştır. 1998 yılında kendisine verilen Devlet Sanatçısı unvanı ise bu emeğin ve sanat yolculuğunun önemli bir takdiri olmuştur.

Bilim Dünyasında İse Muazzez İlmiye Çığ

Adı yalnızca Türkiye’de değil, uluslararası akademi çevrelerinde de saygıyla anılan bir isimdir. 1914 yılında Bursa’da doğan Çığ, Sümer ve Hitit uygarlıkları üzerine yaptığı çalışmalarla Türkiye’nin ilk Sümerologlarından biri olmuştur.

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Hititoloji bölümünden mezun olduktan sonra İstanbul Eski Şark Eserleri Müzesi’nde çalışmaya başlayan Çığ, tam otuz iki yıl boyunca çivi yazılı tabletlerin incelenmesi ve sınıflandırılması üzerine çalışmıştır. On binlerce tabletin düzenlenmesi ve bilim dünyasına kazandırılmasında büyük emeği vardır.

Onun çalışmaları yalnızca akademik bir faaliyet değil, aynı zamanda insanlık tarihinin en eski sayfalarını yeniden okumak anlamına geliyordu. Sümer uygarlığının kültürü, hukuk sistemi ve toplumsal yapısı üzerine yaptığı araştırmalar, geçmişin bugünü anlamamızdaki önemini ortaya koymuştur.

“Tarih Sümer’de Başlar” gibi eserleri Türk okuyucusuna kazandırması, bilimsel bilginin geniş kitlelere ulaşmasına katkı sağlamıştır. 110 yıllık uzun ömrü boyunca bilimden ve üretmekten vazgeçmeyen Muazzez İlmiye Çığ, adeta yaşayan bir tarih gibiydi.

Bugün geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki bir ülkenin gerçek zenginliği yalnızca doğal kaynakları değil, yetiştirdiği aydınlardır. Tarihçi, bilim insanı, sanatçı… Hepsi toplumun farklı alanlarında ışık yakarlar.

İlber Ortaylı’nın tarih bilincini canlı tutan anlatımı, Haldun Dormen’in sahne ışıkları altında büyüyen tiyatro dünyası ve Muazzez İlmiye Çığ’ın binlerce yıllık tabletlerden çıkardığı bilgiler…

Hepsi bize aynı şeyi hatırlatıyor: İnsan ömrü sınırlıdır ama bilgi, sanat ve düşünce zamana meydan okur.

Belki de bu yüzden bazı insanlar öldükten sonra bile yaşamaya devam eder. Çünkü onların bıraktığı iz, yalnızca bir döneme değil, geleceğe de ışık tutar.

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.