Batı Hegemonyasının Sonu

“Her karmaşada bir fırsat yatar”

Olayların sonuçlanması bir süreç meselesidir. Öyle pat diye bir günden ötekine neticelenmez. Devletlerin hayatında bu, daha uzun ve kapsamlı süreçler gerektirir. Hiçbir güç, hiçbir devlet, imparatorluk ilanihaye hüküm süremez. Dünyanın gidişatı nabız atışına benzer. İnişli çıkışlıdır, statik değildir.

Batı dünyasına uzun yıllar İngilizler liderlik yaptı. 19. yüzyıl ve 20. yüzyılın ortalarına değin bir İngiliz hâkimiyetinden söz edilebilir. İngiliz hâkimiyeti 2. Dünya Savaşıyla, daha doğrusu tam olarak 1956 yılı Süveyş Kanalı krizinde sonlandı. Süveyş Kanalına sahip olma isteği gerçekleşmeyen İngiltere, dünya sahnesindeki liderliğini ABD’ye terk etti. Soğuk Savaş döneminin başlangıcı sayılan bu tarih, ABD-SSCB rekabetinin kızıştığı dönemdir.

Hürmüz Boğazının da dünya üzerinde böyle bir etki yaratması çok mümkündür. Nasıl ki 1956 Süveyş krizi İngiltere ve Avrupa’nın hâkimiyetini ABD’ye geçirdi ise, Hürmüz Boğazı krizi de ABD ve dolayısıyla tüm Batı hegemonyasının -ki buna İsrail de dâhil- sonlanmasını getirecektir. Yükselen değer, Çin liderliğinde Asya güçleri olacaktır. Tabii buna Türkiye’nin liderliğindeki Türk ve İslâm dünyasını eklemek gerekecektir.

ABD aldığı bu yenilgiden sonra Ortadoğu coğrafyasına kısa vadede yeni bir saldırıyı göze alamaz. ABD, İran ile girdiği bu 40 günlük savaşta, dünyanın gözünde caydırıcılığını kaybetmiştir. Elbette henüz resmi bir barış antlaşması ortada yoktur ve sadece iki haftalık bir ateşkes vardır. Ama öyle görünüyor ki süreç bir biçimde barışla bitecektir. Zira ABD bundan böyle İran’a saldırmayı göze alamaz.

Tabii bu gelişme İsrail’in işine gelmez – ki İsrail savaştan ve kaostan beslenen bir ülkedir. Ancak ABD’de ve tüm dünyada İsrail’in bu kan kokan politikasının karşıtları artarak çoğalmaktadır. Bu, ilk etapta İsrail’in sınırlarının çizilmesine, gelecekte ise tarih sahnesinden silinmesine değin gidecektir.

Körfez’in zengin Arapları için yeni güvenlik mimarisi, müttefiklik arayışları başlayacaktır. Burada Çin ve Türkiye en güçlü adaylardır.

İran’a gelince İran aldığı ağır hasarlar nedeniyle uzun yıllar kendine gelemeyecek ve kabuğuna çekilecektir. Devrim Muhafızları, iktidarını pekiştirecektir.

Batı hegemonyasının vurucu gücü NATO, büyük kriz içindedir ve dağılma sürecine girmiştir. Zira Avrupa’da her devlet kendi derdinin çaresine bakmak zorundadır -ki Avrupa Birliği de önümüzdeki dönemde sonunu getirecektir. Çünkü AB’nin iki lokomotif ülkesi Fransa ve Almanya’da NATO ve AB karşıtı partiler iktidara gelecektir. Ayrıca Almanya ve Fransa ülkelerindeki yabancıları kitlesel olarak dışarı atacaktır.

Önümüzdeki dönemde Avrupa ülkeleri tek başlarına var olmaya çalışacaktır. Zayıf küçük Avrupa devletleri ise büyük devletlerin himayesine girecektir. Buradan Rusya ve Türkiye de pay alabilecektir.

ABD değil dünya liderliği, yakın gelecekte ülke bütünlüğünü koruyabilirse başarılı sayılacaktır. Bundan böyle ABD’nin başarısı, kendi kıtasında lider konuma yükselmek olacaktır.

Kısaca Batı, iki asırdır sürdürdüğü hegemonik gücünü kaybedecek ve içine çekilecektir. Batı dünyası durağan bir döneme yelken açarken, Türkiye ve Türk dünyası, etrafında Balkanlar, Kafkasya, Afrika’nın bir bölümü ve Arap dünyası ile uyumlu barış ve istikrar adaları oluşturabilecektir. Bu birlikteliğe Rusya’nın da katılma ihtimali vardır -ki Rusya’nın içi Türk ve Müslümandır. Hatta öyle ki Japonya ve G. Kore bile bu birlikteliğe katılabilecektir.

Böyle bir dünya düzeninde Çin ve Türk dünyası birer rakip bloklara dönüşme ihtimali taşımaktadır. Hindistan’ın ise bulunacağı yer belirsizdir. Hindistan ne Çin ile ne de Türk, Müslüman ülkelerle işbirliği geliştiremez. Muhtemelen Avrupa ve ABD’ye yakın durur.

Batının güç kaybettiği ve kabuğuna çekildiği bir dünyada İsrail’e hayat şansı kalmayacaktır.

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.