Kalıpları ve Kendini Yıkan Başkan
“En yüksek makam, güven makamıdır”
Yaşadığımız bilişim çağında hiçbir şey saklı gizli kalmaz. Politikada üst sıralara oynayan her insan bunun bilinci ile hareket etmelidir. Bilhassa yakın geçmişinizde açıklar varsa, peşinen politika yolunu bırakmalısınız. Veya hiç bulaşmamalısınız. Sonunda mutlaka bir yerden yakayı ele verirsiniz ki günümüz örneklerle dolu. Gerek iç politikada, gerekse dünyada ilginç olaylar, ilişkiler açığa çıkıyor. Makamından olanlara, yargılananlara tanıklık ediyoruz.
Bugün daha çok ABD başkanından söz etmek istiyorum. Başkan önce yerleşik kalıpları, teamülleri yıktı. Seçildiğinde geçmişle hesaplaşmak isteyen, barışçıl politikalara fırsat tanıyacağına inanılan Mr. Trump, şimdilerde ise kendini bitirmekle meşgul. Son İran saldırısıyla Trump kendini bir çıkmaza soktu ve muhtemeldir ki görev süresi bitmeden makamından da olacak.
Biliyorsunuz İngiltere ve ABD’nin arası açık. İngiliz yetkilinin biri: “sorunların farkındayız fakat biz sosyal medya üzerinden diplomasi yürütmeyi bilmeyiz” diyerek şaşırtıcı bir tespitte bulundu. İngilizler diplomasiyi hakkıyla ama kapalı kapılar ardından yürütür. Oysa Trump, sosyal medyayı kullanmayı ve sürekli açıklamalar yapmayı seviyor.
Kural ve hukuk tanımaz tarafları, kışkırtan söylemleri, kibirli hareketleri, parlamentoyu dolanmayı ve kendi başına kararlar almayı seven biri Trump. Geleneksel kuralları, devlet ciddiyetini, diplomatik teamülleri kullanmayan ya da büyük ihtimalle bilmeyen biri. Zaten kendisi ticaretten geliyor. Bürokrasiyi tanımıyor ve sevmiyor.
Uzun yıllar TV’de ‘Çırak’ adlı bir kariyer şov programı yapmıştı. Orada başarısız olan yarışmacılara hep ‘kovuldun’ diye hitap ederdi. Zengin, şımarık, kibirli ve kovmaya, istediğini anında elde etmeye alışık. Devlet ciddiyeti ise sabır ister, uzlaşı ister, hukuka bağlılık gerektirir. Ama Trump’ın öyle bir derdi yok. Ülkeyi ve hatta dünyayı şirket gibi yönetmek istiyor. Fakat her şeyin bir hakkı, hududu vardır. Dünya bir kişinin inisiyatifine terk edilemez!
Tüm dünyaya gümrük vergileri koydu; ABD yüksek mahkemesi durdurdu. Göçmenler ile ilgili yığınla kararlar aldı; birçoğu yargı engeline takıldı. Kongreye danışmadan savaş açıyor. Uluslararası kuruluşları, müttefiklerini falan yok sayıyor. Adeta İsrail elinde oyuncak oldu. Aklına geleni değil ağzına geleni söylüyor. Bugün başka, yarın bir başka konuşuyor. Sözleri tüm dünyada güvenilmez addediliyor.
Güya bitmeyen savaşları bitirmek için gelmişti. Savaş açmayacaktı. Savunma Bakanlığı’nın adını bile Savaş Bakanlığı olarak değiştirdi. İktidara geldiğinde söylediklerinin tersini yapmaya başladı. Ne yalan söyleyeyim bende tam bir hayal kırıklığı yarattı.
Ancak tüm bunları kendi isteğiyle yapmadığı, buna zorlandığı iddiası çok yaygın. Dünya medyası Trump’ın İsrail şantajı altında tutsak edildiğini konuşuyor. Onun özel yaşamı, ticari yaşamı demek ki açıklarla dolu. Hatta öyle bir iddia ortaya atıldı ki dudak uçuklatan, yok öyle dedirten cinsten.
İddialara göre Trump ve ailesi İsrail tarafından, dediklerini yapmazsa suikastla tehdit ediliyormuş. Olur mu? Olur. Mümkün müdür? Gelinen noktada her şey mümkündür.
ABD, İsrail vesayeti altından çıkmadan kendi olamaz, huzur bulamaz. Şöyle bir düşünün! İsrail müdafiliği olmadığında, ABD’nin eli çok rahatlardı. İslam coğrafyasıyla iyi ilişkiler geliştirebilirdi. Savaşlara, askeriyeye ayırdığı paraları, halkının refahına harcayabilirdi.
Ben Trump’ın İsrail’in peşine isteyerek takıldığını düşünmüyorum – ki o da İsrail’i sevmiyordur bundan eminim. Ama gel gör ki adam yakayı kaptırmış bir kere! Bundan sonrası için Trump’ı hiç iyi günler beklemiyor; zira ABD müesses nizamı onu kendi haline bırakmıyor. Büyük ihtimalle görev süresi bitmeden gider. Yargılanması da çok muhtemeldir.