İnci Taneleri
“Akıl kalpsiz, kalp akılsız olurmuş”
İnci Taneleri Türk televizyon kanallarında takip ettiğim tek diziydi. 51. bölümde biraz ‘havada kalarak’ final yaptı. Adeta kaçarcasına bitti dizi. Daha önceden duyurusu dâhi yapılmadı, birdenbire kestiler. Sanıyorum benim gibi binlerce seyirci aynı duygulara kapılmıştır.
Dizilerde ilk bölümler unutulmaz güzeldir. Sonraki bölümlerde hikâye sarkmaya başlar, adeta hastane hapishane arasında sıkışıp kalır. Ancak final bölümler de izlenir kalitede olur. Fakat İnci Taneleri ne yazık ki final bölümünde zayıf bir performans sergiledi. Diyebilirim ki final bölümü benim açımdan en zayıf bölümdü.
Sanki diziyi bitirmek için zorlama bir final çekilmiş. Ya da tam çekilmemiş de diyebiliriz buna. Zira bölümün yarısı neredeyse eski bölümlerden hatırlama sahnelerine ayrılmış. Dizinin bu şekilde sonlanması sanıyorum kimseyi memnun etmemiştir. Sanki zorlanarak bitiyor dizi. Bunun başta oyuncular, kimsenin içine sinmediğini düşüyorum.
Belki de kanal ile yapımcı arasında bir sorun çıkmıştır. Reytingler -izlenme oranları- sorun desek, buna da ihtimal vermiyorum zira beğenilen bir diziydi. Benim diziye ilgim ise yazarı Yılmaz Erdoğan’dan ötürüydü. Senaryonun sağlamlığı, zekâ ürünü, düşündüren tarzda ironik diyaloglar ilgimi çekiyordu.
Fazla şiddetin olmayışı beğendiğim diğer bir taraftı. Bilhassa otel sahnelerindeki samimi ortam, insani dramlar hoşuma gidiyordu. Hikâyede aslında bir sona geliş de hissediliyordu. Belki bir – iki bölüm ile sindire sindire havada bırakmadan final yapsa izleyici daha memnun kalırdı diye düşünüyorum.
Çünkü dizide, Azem’in romanı bitmiş, romandan dizi çekilecek aşamaya gelinmişti. Elif ile Özgür evlenme aşamasına gelmiş, Azem Dilber’den yana tercihini kullanmış. Diğer öğretmen oğlu babasının Azem olduğunu öğrenmişti. Yani aslında hikâye bir bakıma toparlanmış final noktasına ilerliyordu.
Benim itirazım finale değil, apar topar yapılan finale. Oysa bu kalibredeki bir dizi, adına yaraşır, sindire sindire final yapmalıydı. Kaçar gibi finalle, izleyiciye biraz ayıp etti. Kafamızdaki sorulara tam cevap bulamadık. Belki de böyle bir son yazarın bilinçli tercihiydi. Mutlu sonları pek tercih etmez yazarlar. İsterler ki okurun, izleyicinin yüreğinde bir sızı kalsın.
Mutsuz sonlar daha unutulmaz olur. Hafızalarda kalır. Masumiyet Müzesi’nde de yazar yine bir mutsuz sona imza atmıştır. Fakat oradaki final, dizininin ağırlığını taşıyan orantılı bir finaldi. ‘İnci Taneleri’nden de benzerini beklerdim doğrusu.
Aslında her diziyi yapmacık sahnelerle ve ucuz konularla uzatmak pek mümkün. Saçma sapan konular ve yeni oyuncular ekleyerek ilerleme sağlanır. Bu, daha ziyade reyting açısından ve ticari kaygılarla yapılır. Yani dizi reyting aldıkça, yapımcı diziyi sündürerek biraz daha para kazanır. Fakat bu, ana fikre, eser sahibine zarar verir.
Genelde roman uyarlamalarının tat vermemesi bundandır. Ana esere sadık kalınmaz böyle durumlarda. Orhan Pamuk gibi, Yılmaz Erdoğan gibi parasal kaygı taşımayan eser sahipleri, eserin namusunu ve kendi adlarını korumak uğruna, diziyi sündürmeden bitirmek isterler ki her iki yazar da böyle yaptı zaten.
İki yapım da doğru karar vererek -biri Netflix’te diğeri Kanal D’de- romandan veya ana fikirden fazla sapmadan dizileri sonlandırdı.