Aşksız İbadetin Sevabı Olmaz

“ Öyle bir abdest al ki, su bile sarhoş olsun.”
Bahaeddin Karakoç

Ataol Behramoğlu’nun tabiriyle, “Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var”. O da şu: bir kavramın başında  ‘zorunlu’ ibaresi varsa, o işten hayır gelmez! Tatsız tuzsuz bir sürü şey sıralayabilirim, hayatımızda zorunlu olduğu için baştan savma yapılan. Ama bu saatten sonra mahkemelerle uğraşmaya teşne olmam, arif olan anlar.

Zorunlu kavramının iyi sonuç vermediğinin en bariz ve meşhur örneği zorunlu eğitim. Ne zaman ki eğitim ‘zorunlu’ oldu, ortada eğitim diye bir şey kalmadı. Talebe (talip olan, talep eden) yerini, kanun zoruyla öğreniciye (öğrenci) devrederken, eğitimsiz terbiye ya da terbiyesiz eğitimi pimi çekilmiş el bombası gibi hayatın kucağına bıraktı. Zorunlu eğitim, sorunlu toplumu doğurdu. Doğan çocuk, çaresiz ve savunmasız bir şekilde cami avlusuna terk edildi. Acınası haldeyiz. Bize mecbur bırakıldığımız, zorunlu olduğumuz değil, gönüllü olduğumuz şeyler lazım.

Basit birkaç yönüyle konuyu kapatayım; yazının mevzuu bu değil aslında.

Delikanlı erkekler ve kızlar, sabahın köründen akşamın karanlığına kadar kapalı mekânlarda onar dakikalık aralarla, her biri birbirinden farklı derinlik ve hazırlık isteyen, fizik, kimya, tarih, coğrafya, edebiyat, yabancı dil gibi derslere maruz bırakılıyorlar, üstelik günde dokuz-on saat. Allah aşkına günde dokuz-on saat en sevdiğiniz diziye, gösteriye odaklanabilir misiniz?

Orada olmak istediğiniz için orada değilsiniz, orada olmanız istendiği için oradasınız. Ve ait olduğunuzu hissettiğiniz bir yer değil orası. Ve gidecek başka bir yeriniz yok…

Feriştah bile olsanız, ne fer kalır, ne iştah!

Son yazımı “aşk olsun” diye bitirmiştim, oradan devam edeceğim, ondan bu uzun girizgâh.

Aşk’ın birçok tanımı var ama ben şunu tercih ediyorum: “Aşk, muhabbetin cünun şubesidir.”

Cünun kelime olarak cinnet, delilik, aşırıya kaçmak anlamında. Muhabbet ise Arapçadan dilimize yerleşmiş. Yaygın olarak yanlış biçimde sohbet anlamında kullanılsa da, birbirini güzel görme, beğenme anlamına geliyor. Hub kökünden… hub güzel, muhabbe karşılıklı olarak birbirini güzelleme, güzelleştirme demek.

Aşk muhabbetin cünun şubesi… Muhatabını herkesten farklı bir paranteze almak, apayrı bir yere koymak, onda bir kusur bulamamak, -varsa- kusuruna bile hayran olmak. Konuyla ilgili bir de Japon atasözü yazarak evrensel sulara açılayım: “Âşık, sivilceyi gamze sanır.”

Aşk söz konusu olunca genel olarak, Leyla ile Mecnun’dan Romeo ve Juliet’e uzanan geniş bir tarih ve coğrafya diliminde, iki karşı cinsin birbirine aşkı ifade edilir. Bu, kapsamı daraltan, anlamı körelten bir yaklaşım. Biliriz ki, “Aşk iki beden arasındaki değil, iki gönül arasındaki ilişkidir.” Ama buradan çirkin imalara kapı açılmasın. İnsan hiç görmediği kişilere de, aynı çağda ve zeminde bir arada olamadığı kişilere de cinnet derecesinde muhabbet duyabilir. Örnek isterseniz bendenizi ve Hazreti Mevlânâ’yı düşünebilirsiniz.

Sadede gelecek olursam, aşk’ın gönül meselesi olduğunu, gönlün ferman dinlemediğini biliyoruz. Aşk’ın hayatın can damarı olduğunu, ömre mana ve bereket kattığını, bir yolu yürümeye değer kıldığını… aşksız bir hayatın yaşamak sayılamayacağını biliyor muyuz?

Bir tomurcuğun gül açıp gülümseyişini, bir bebeğin “gıı” deyişini, bir yemeğin rayihasını, lezzetini, bir gün doğumunun kalbi ışıtmasını, her zaman rastlanan, sıradan bir olay gibi algılıyorsak, hayat nerede yaşanıyor o zaman?

Sadece yürümenin, yürüyebilmenin bile ne kadar olağanüstü, mucizevi bir güzellik olduğunu, iki adımı birbirinin ardı sıra atabilmenin, dengede durabilmenin, yer çekimi, iskelet-kas sistemi, hava basıncı, kalp ritmi… ile sentezlenmiş bir harikuladelik olduğunu kime anlatabilirim?

…           

Demem o ki, yaşamak gönül işidir, aşk gönül işidir, aşkla yaşamak gönül gerektirir.

Hayatımızda bir şeyin -sanat, müzik, bilim, hobi, estetik…- aşkı, ateşi yoksa, yazının başında söz ettiğimiz gençler gibi bir yerden bir yere gönülsüz savruluyorsak, sahiden yaşadığımız söylenebilir mi?

Tek cümleyle özetleyecek olursam, meşhur şarkıda da dediği gibi; “Ne yaparsan yap, aşk ile yap!”

1 yorum
  1. Osman Nuri Güneş diyor

    Selamlar..harika tespitler..bir eğitimci olarak zorunlu eğitimin karşısında olmuşumdur..aşka dair cümlelerde olağanüstü, emeğinize sağlık..

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.