Anadolu’da Altın Başakların Hüznü
Bir üretici çiftçi olarak o verimli arazilerimizde bol bol ürettiğimiz yılları hatırlıyorum. Bir de son yıllarda ülkemizde boş bırakılan arazileri ve tarımda çiftçinin geldiği durumu gördükçe üzülüyorum.

Oysa Anadolu’nun bereketli topraklarında rüzgârla birlikte dalga dalga salınan altın başaklı buğdaylar, yalnızca bir tarım ürünü değil, bu milletin emeğinin, alın terinin ve bağımsızlığının simgesidir. Yüzyıllardır sofralarımıza ekmek olan buğday, aynı zamanda Anadolu insanının umudunu, sabrını ve yaşam mücadelesini temsil etmiştir.
Eskiden Türkiye buğday üretiminde kendi kendine yetebilen sayılı ülkeler arasında yer alıyordu. Çiftçi üretiyor, harman yerlerinde günlerce süren çalışmaların ardından ambarlar doluyor, köylerde bereket türküleri söyleniyordu.
Traktörlerin sesi, biçerdöverlerin uğultusu ve saman kokusu yaz mevsiminin ayrılmaz bir parçasıydı. O günlerde üretilen her başak, ülkenin geleceğine duyulan güvenin de sembolüydü.
Bugün ise aynı topraklarda bambaşka bir manzara yaşanıyor. Girdi maliyetlerinin sürekli artması, mazot, gübre, tohum ve ilaç fiyatlarının çiftçinin gücünü aşması nedeniyle üretici ayakta kalmakta zorlanıyor. Birçok çiftçi toprağını ekmek yerine, boş bırakmayı tercih ediyor ya da üretimden tamamen çekiliyor.
Son yıllarda Türkiye’nin buğday ve birçok tarım ürününde dışa bağımlılığının artması, tarım sektörünün karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan biri hâline gelmiştir. Sofralarımızdaki ekmek Ukrayna, Kanada ve diğer ülkelerden ithal edilen buğdaylarla üretilirken, Anadolu’nun verimli ovalarında birçok tarla sessizliğe bürünmektedir.
Oysa tarım, yalnızca ekonomik bir faaliyet değildir. Tarım gıda güvenliği, milli bağımsızlık ve gelecek nesillerin sağlıklı beslenmesi demektir. Kendi çiftçisini koruyamayan bir ülke, yarın kendi ekmeğini de başkasının insafına bırakmak zorunda kalabilir.
Harman zamanı geldiğinde altın sarısına dönen başaklara bakarken insanın içi hem umutla hem de hüzünle doluyor. Çünkü o başakların içinde binlerce çiftçi ailesinin emeği, uykusuz geceleri ve geleceğe dair beklentileri vardır. Üretici kazanamazsa köyler boşalır, gençler toprağı terk eder, bereket yerini sessizliğe bırakır.
Bugün yapılması gereken, çiftçinin emeğini koruyan, üretimi teşvik eden ve planlı tarımı esas alan kalıcı politikaların hayata geçirilmesidir. Üreticiye uygun maliyetli girdi desteği sağlanmalı, ürününü değerinde satabileceği güvenilir bir piyasa oluşturulmalı ve tarım stratejik bir sektör olarak görülmelidir.
Unutulmamalıdır ki bir ülkenin gerçek zenginliği yalnızca fabrikaları ya da büyük şehirleri değildir. Asıl zenginlik, toprağını işleyen çiftçisi, tarlasında alın teri döken üreticisi ve her yıl yeniden umutla yeşeren buğday başaklarıdır.
Dilerim ki Anadolu’nun bereketli topraklarında yeniden harman şenlikleri yaşansın, ambarlar dolsun, çiftçinin yüzü gülsün. Altın başaklar yalnızca rüzgârla değil, umutla da dalgalansın. Çünkü toprağına sahip çıkan milletler, geleceğine de sahip çıkar. Tarım güçlü olursa ülke güçlü olur. Çiftçi kazanırsa sofralar bereketle dolar, ekmek huzurla paylaşılır. Tıpkı eski yıllardaki gibi…