Tramvayın Son Durağı

Bazı yolculuklar yalnızca bir şehre değil, insanın kaderine de varır. Ben ve on bir yaşındaki oğlum Derin için o yolculuk, hayatımızı sonsuza dek değiştirecek bir başlangıç olacaktı.

Yurt dışındaki sahil kentine indiğimizde, hava mis gibi deniz kokuyordu. Havaalanından çıkar çıkmaz sahile giden tramvaya bindik. Cam kenarında oturan Derin, gözlerini pencereden ayırmadan dışarıyı seyrediyordu. Mavilikler uzadıkça heyecanı büyüyor, her gördüğü şeyi bana gösteriyordu.

Tramvayın son durağında indik. Rezervasyon yaptırdığımız küçük otel, denize yalnızca birkaç adım uzaklıktaydı. Odamızın penceresini açtığımda masmavi deniz bütün ihtişamıyla karşımdaydı. İçimden, “Bu tatil ikimize de iyi gelecek.” diye geçirdim.

Fakat Derin için deniz yalnızca yüzülecek bir yer değildi. O, denizin yaşayan bambaşka bir dünya olduğuna inanıyordu.

“Anne,” dedi bir gün, “karada nasıl ormanlar, çiçekler ve canlılar varsa, denizin altında da kimsenin bilmediği şehirler olabilir.”

Gülümsedim. “Belki bir gün bilim insanı olursun.”

O ise ciddi bir ifadeyle başını salladı. “Olacağım… Çünkü deniz bana bir şey anlatıyor.”

Her sabah erkenden kıyıya iniyor, saatlerce kayaları, yosunları, deniz kabuklarını ve küçük balıkları inceliyordu. Dalgaların bıraktığı her taşı dikkatle çeviriyor, gördüğü her canlıyı merak ediyordu.

Bir sabah, ben henüz uyanmadan otelden sessizce çıktı. Gün doğumunun ilk ışıkları denizin üzerine düşerken Derin, derin sulara doğru yüzmeye başladı. Kayalıkların arasında, yosunlarla örtülü bir oyuk dikkatini çekti. Yaklaştığında yumuşak, saydam bir keseye benzeyen yuvarlak üç yumurta gördü.

Hayatında buna benzer hiçbir şey görmemişti. Onları dikkatlice alıp kıyıya çıktı. Kimsenin göremeyeceği tenha bir yerde küçük bir çukur kazdı. İçini deniz suyuyla doldurdu. Yumurtaları büyük bir özenle içine yerleştirdi ve üzerlerini yosunlarla örttü.

Her gün gizlice oraya gidiyor, deniz suyunu tazeliyor, saatlerce onları izliyordu. On beşinci günün gecesi sahilde tuhaf sesler yükselmeye başladı. Sanki dalgalar konuşuyor, rüzgâr şarkı söylüyordu. Derin çukura yaklaştığında yumurtaların çatlamaya başladığını gördü. Önce simsiyah saçlar göründü. Ardından yosun yeşili gözleriyle gülümseyen küçük bir denizkızı…

Diğer iki yumurtadan ise iki erkek deniz çocuğu çıktı. Korkmuyor, aksine Derin’i tanıyormuş gibi gülümsüyorlardı.

İçlerinden biri elini uzattı. “Biz seni bekliyorduk.”

Derin şaşkınlık içinde onların peşinden denize girdi. Denizin derinliklerinde mercanlardan kurulmuş şehirler, inci kubbeli evler, ışık saçan yosun bahçeleri, rengârenk balık sürüleri ve insanlara benzeyen deniz halkı yaşıyordu.

Orada yaşlı bir bilge ona şöyle dedi: “İnsanlar yalnızca yeryüzünü kendi dünyaları sanıyor. Oysa deniz de yaşayan bir evrendir. Biz de sizin kadar gerçeğiz. Yüzyıllardır görünmeden yaşar, denizlerin dengesini koruruz.”

Derin, günler geçtikçe bu gizemli dünyanın bir parçası olduğunu hissetti. Deniz çocuklarıyla birlikte yüzdü, deniz bitkilerini tanıdı, balinaların şarkılarını dinledi, mercan bahçelerinde oynadı. Bir akşam bana her şeyi anlattı.

“Anne, ben kendimi oraya ait hissediyorum. İzin verirsen deniz halkıyla yaşamak istiyorum. Seni bırakmayacağım. Sık sık seni görmeye geleceğim.”

Oğlumun anlattıklarına inanamadım. Onun zengin hayal gücünün yeni bir oyunu olduğunu düşündüm. “Derin,” dedim, “böyle şeyler yalnızca masallarda olur.”

Ertesi sabah uyandığımda yatağı boştu. Koşarak sahile indim. Islak kumların üzerinde yalnızca küçük ayak izleri vardı. Ayak izleri denizin kıyısında sona eriyordu. Oğlumdan geriye sadece dalgaların sesi kalmıştı. Yıllar boyunca o sahilden ayrılmadım. Her gün ufka baktım. Belki bir gün yosun yeşili gözlü deniz çocuklarıyla birlikte Derin yeniden çıkar diye bekledim.

Bekleyişim hiç bitmedi. İnsanlar bana, “Artık umut etme.” dediler. Ama bir anne yüreği beklemekten vazgeçmezdi. Bir gün ben de gözlerimi o kıyıda kapattım.

Belki de oğlumun seçtiği o mavi dünyanın kapıları, bu kez bana açılmıştır. Çünkü bazı çocuklar yeryüzüne ait değildir. Onlar denizin kalbinde yazılmış kadim bir masalın kahramanlarıdır.

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.