Ülkeler Tarihi Kodlarına Dönüyor

“Her şey aslına rücu eder”

İnsanı tanımlamaya kelimeler yetmez. Onun için söylenmedik söz kalmamıştır. İnsan tüm unvanlarına ilaveten, rövanşist bir varlıktır. Kolay kolay unutmaz ve fırsat bulduğunda rövanş almak ister. Devletler de insanlardan oluştuğuna göre, benzer şeyler devletler için de geçerlidir.

Toplumsal hafıza denen olgu çok önemlidir. Devletlerin güçlü hafızaları mevcuttur. Devlet bir yere not eder ve gerektiğinde harekete geçer. Bugünkü dünya yapılanmasına baktığımda sanki birinci dünya savaşı öncesine dönme eğilimleri görüyorum ülkelerde. Yani nedir? Ulus devlet modellerinin öncesine dönme eğilimi. Peki, buna ‘imparatorluk hevesleri hortladı’ denilebilir mi? Tam olarak öyle olmasa da denilebilir.

Dünya, 1. ve 2. Dünya Savaşları ardından bambaşka yapılanmalara sürüklendi ki çoğu gerçeklikten uzak ve yapay, bana göre geçici yapılanmalardı. Birinci Dünya Savaşı ertesinde İngiltere, Fransa’nın şekil verme çabası sonrası, İkinci Dünya Savaşı bitiminde de bir ABD, Sovyetler Birliği şekil verme çabasına tanıklık etti dünya.

Fakat tüm bunlar köksüz ve zorlama müdahalelerdi. Geleneklerden çok ideolojilerin damga vurduğu bu yapılanmalar uzun süre dayanmadı – ki ömrü yüz yılı bulmadı bile. Önce Doğu Avrupa ülkeleri kazan kaldırdı. Bu süreç Sovyetler Birliği’nin yıkılmasına değin sürdü.

Batı Avrupa, G. Kore, Japonya, Kanada gibi ülkeler ise ABD hegemonyası altında refah toplumları olmaları dolayısıyla biraz daha ayakta kaldılar. İşte bugünlerde de o ülkelerin sancılı ve asıllarına rücu etme süreçlerini gözlemliyoruz.

ABD’nin aşırı borçlanması ve üretim yeteneğini Uzak Doğu’ya kaptırması, İsrail vesayeti altına girmesi ve gereksiz biçimde, İsrail’in isteğiyle İslam Coğrafyasına çöreklenmesi, onun sonunu hazırlamada büyük etki göstermiştir. ABD’nin dünya ülkeleri üzerindeki etkisinin kırılması son İran Savaşı’yla iyice gün yüzüne çıkmıştır.

İran ile baş edemeyen, Körfez ülkelerini koruyamayan bir ABD var artık karşımızda. ABD’nin Avrupa’nın güvenliği için de isteksiz görünmesi, Avrupa, Körfez ve Uzak Doğu ülkelerini yeni arayışlara itmiştir. Afrika ise Fransız etkisinden çoktan beridir rahatsızlık duymaktadır. Afrika’da da anti-emperyalist bir uyanışa tanıklık ediyoruz.

Bugün başta Avrupa ülkeleri, tüm dünya silahlanmaya, güvenlik politikalarına ve geleneksel yaşam kodlarına dönme eğilimleri göstermektedir. Tüm dünyada muhafazakâr, milliyetçi eğilimler artmıştır.

Bilhassa İkinci Dünya Savaşı sırası beliren suni ve Siyonist soslu dünya düzeni yerini artık usul usul kendi doğasına bırakmaktadır. ABD’nin gerilemesi, kendi kıtasına yönelme isteği, İsrail’i bu coğrafyada yalnızlığa mahkûm edecektir – ki ABD’nin Siyonizm etkisinden kurtulma çabaları hızlanmıştır.

Avrupa, AB’den hızla kopacaktır ve her devlet kendi derdine düşecektir. Küreselci Avrupa politikası, yerini iktidara gelecek milliyetçi hükümetlerin inisiyatifine bırakacaktır. G. Kore ve Japonya da kendi kaderlerini çizme telaşına kapılmıştır.

Orta Doğu, Hicaz, Körfez, Balkanlar, K. Afrika, Kafkaslar, Türkistan ve Hint sınırına değin uzanan bölge, Türkiye’nin liderliğinde yeni bir ittifaka ve birlikteliğe yönelecektir. İsrail’in önce haddi ve sınırları belirlenecek ve hatta toptan ortadan kalkacaktır.

ABD kendi kıtasına çekilecek, Afrika yeni bir anlayış ve yapılanmayla yükselişe geçecektir. Rusya, kendi kabuğuna çekilmek ve mevcudu korumak derdine düşecektir. Japonya ve G. Kore, Türk dünyasına yakınlaşan politikalar güdecektir.

Tüm bu öngörülerimde Çin ve Hindistan konusunda tam bir karara varmış değilim – ki her iki ülke de nüfus ve üretim gücüyle dünyayı etkileme, dönüştürme potansiyeli taşıyor. Değerlendirmelerimiz sürecek…

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.