Çocuğa Cevabı Değil Düşünmeyi Vermek

Okullar yeniden açılıyor.

Bahçeler çocuk sesleriyle, sınıflar yeni defterlerin kokusuyla dolacak. Birinci sınıfa başlayanların biraz ürkek, biraz meraklı bakışları, arkadaşlarına kavuşanların sevinci… Öğretmenlerde yeni bir başlangıcın heyecanı, anne babalarda tatlı bir telaş…

Yeni bir eğitim öğretim yılına daha “merhaba” diyoruz.

Her yeni başlangıçta olduğu gibi yine aynı soruyla karşı karşıyayız:

Çocuklarımızı nasıl bir geleceğe hazırlıyoruz?

Bir zamanlar bilgiye ulaşmak zordu. Kitap bulmak, ansiklopedi karıştırmak, bilen birine ulaşmak gerekiyordu. Bugünün çocuğu ise birkaç saniye içinde neredeyse istediği her bilgiye ulaşabiliyor.

Belki de çağımızın temel sorunu artık bilgiye ulaşmak değil, ulaşılan bilgiyi anlayabilmek, yorumlayabilmek ve doğru yerde kullanabilmek.

Çünkü önümüzde büyük bir bilgi denizi var.
Doğru da orada, yanlış da.
Bilgi de orada, yorum da.
Gerçek de orada, yönlendirme de.
O halde eğitim yalnızca çocuğun hafızasını ne kadar doldurduğumuzla ölçülebilir mi?
Sanmıyorum.

Bir çocuk unuttuğu bir bilgiyi gerektiğinde yeniden bulabilir. Ama bulduğu bilginin doğru olup olmadığını değerlendiremiyorsa, farklı kaynakları karşılaştıramıyorsa, öğrendiği şeyi yaşamın içinde kullanamıyorsa, çok şey bilmenin tek başına yeterli olmadığı ortaya çıkıyor.

Bu nedenle belki de çocuğa her şeyi öğretmeye çalışmak yerine, gerektiğinde bilgiye nasıl ulaşacağını, ulaştığı bilgiyi nasıl değerlendireceğini ve ondan nasıl yararlanacağını öğretmek daha anlamlı hale geliyor.

Burada öğretmenin rolü de değişiyor.
Öğretmen artık yalnızca bilgiyi veren kişi değildir.
Bazen soruyu sorandır.
Bazen çocuğun sorduğu soruya hemen cevap vermeyendir.
“Sen ne düşünüyorsun?”
“Bunu neden böyle düşündün?”
“Başka türlü olabilir mi?”
“Bu bilginin kaynağı nedir?”
diyebilendir.

Çünkü hazır cevap çocuğun işini kolaylaştırır; soru ise zihnini çalıştırır.
Yanlış cevapların da değeri vardır.

Çocuk düşünürken yanılabilir. Bir görüşünü değiştirebilir. Bugün savunduğunu yarın yeniden gözden geçirebilir.

Bunlar düşünmenin doğal parçalarıdır.

Belki eğitimde en fazla kaçınmamız gereken şeylerden biri, çocuğu yalnızca doğru cevabı ezberlemeye yöneltmektir.

Çünkü yaşam çoğu zaman dört seçenekli bir sınav değildir.
Bazen doğru cevaptan önce doğru soruyu bulmak gerekir.
Anne babaların payı da en az okul kadar önemlidir.

Çocuk yalnızca ders sırasında öğrenmez.
Evde bir haber izlenirken yapılan yorumdan da öğrenir.Anne babasının farklı düşünen bir insanı nasıl dinlediğinden de…
Bir yanlış yapıldığında “Ben yanılmışım.” denilip denilmediğinden de…
Bir tartışmanın bağırarak mı, konuşarak mı sürdürüldüğünden de…

Çünkü çocuklar yalnızca anlattıklarımızı değil, yaşama biçimimizi de öğrenirler.

Düşünen çocuk yetiştirmek, her şeye karşı çıkan çocuk yetiştirmek değildir.
Sorgulamakla saygısızlık arasında fark vardır.
Özgür düşünceyle sorumsuzluk arasında da.
Bilgi ne kadar önemliyse etik değerler de o kadar önemlidir.

Doğruluk…
Adalet…
Nezaket…
Empati…
Başkasının hakkına saygı…
Sorumluluk…
Vicdan…

Bilgili ama vicdansız bir insanın dünyaya ne kadar yarar sağlayabileceği ayrı bir sorudur.

Bu yüzden eğitim yalnızca zihni geliştirmekle yetinmemeli; insanın karakterine de dokunabilmeli.
Çocuk düşünmeli ama düşünürken başkasını da hesaba katmalı.
Sorgulamalı ama küçümsememeli.
Kendi fikrini savunabilmeli ama karşısındakini dinleyebilmeli.
Bilgiyi kullanabilmeli ama onu zarar vermenin aracı haline getirmemeli.

Belki geleceğin eğitiminde en önemli denge burada kurulacak:
Özgür akıl ile sağlam değerler arasında.

Yeni eğitim öğretim yılı başlıyor.
Defterlerin ilk sayfaları henüz boş.
O sayfalara matematik, Türkçe, fen, tarih elbette yazılacak.
Ama aralarında biraz merak, biraz hayal, biraz sorgulama, biraz vicdan ve biraz da özgür düşünceye yer kalabilirse…

Belki çocuklarımız yalnızca çok şey bilen değil, bildiğini anlayan, gerektiğinde bilgiye ulaşan, onu doğru yorumlayan ve insanlığın yararına kullanabilen bireyler olarak yetişirler.

Çünkü geleceğin dünyası ezberleyenlerden çok, düşünebilen insanlara ihtiyaç duyacak gibi görünüyor.

Yeni eğitim öğretim yılı çocuklarımıza, anne babalara, öğretmenlere ve eğitimin bütün emekçilerine sağlık, sevinç ve umut getirsin.

Ve yılın ilk sorusu belki çocuklara değil, biz yetişkinlere olsun:
Çocuğun zihnini mi dolduruyoruz, yoksa düşünmesine alan mı açıyoruz?

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.