Yürümek
Henry David Thoreau’nun “Yürümek” (Walking) metnine göre yürümek, yalnızca bedeni bir yerden başka bir yere götürmek değildir. Thoreau için yürümek; insanın doğaya, özgürlüğe ve kendi özüne doğru yaptığı bir yolculuktur.
Thoreau, gerçek bir yürüyüşün bir hedefe ulaşmak için yapılmadığını söyler. İşe gitmek, alışverişe çıkmak ya da bir yere yetişmek yürümek değildir onun gözünde. Gerçek yürüyüşte insan, kapıdan çıktığında nereye varacağını tam olarak bilmeden kendisini doğanın çağrısına bırakır. Yol, yürüdükçe ortaya çıkar.
İnsanların günlerinin büyük bölümünü evlerde, dükkânlarda, işyerlerinde geçirmesini eleştirir. Ona göre insanın bedeni kadar zihni de açık havaya ihtiyaç duyar. Ormanda, kırda, tarlaların arasında geçirilen birkaç saat insanı gündelik hayatın ağırlığından uzaklaştırır. Ayaklar ilerledikçe düşünceler de hareket etmeye başlar.
Thoreau’nun yürüyüşünde “yabanıllık” çok önemli bir kavramdır. Yabanıllığı kabalık ya da başıboşluk anlamında kullanmaz. Onun için yabanıl olan; insan eliyle bütünüyle düzenlenmemiş, sınırlandırılmamış, kendi doğasına göre yaşayan şeydir. Orman, bataklık, kır, kuşlar ve yabani bitkiler bu özgürlüğün parçalarıdır. İnsan da doğadan bütünüyle kopmadığı ölçüde canlı kalabilir.
Bu nedenle Thoreau, yürürken yerleşim yerlerinden çok ormanlara, kırlara ve henüz insan eli değmemiş alanlara yönelmeyi tercih eder. Medeniyetin insanı güvenli ve rahat kıldığını kabul ederken, aynı zamanda onun içindeki özgür tarafı daraltabileceğini düşünür.
Metinde dikkat çeken düşüncelerden biri de Batı’ya doğru yürümek isteğidir. Thoreau için Batı yalnızca coğrafi bir yön değildir; keşfedilmemiş olanı, geleceği, özgürlüğü ve bilinmeyene açılmayı simgeler. Doğu geçmişi ve yerleşik düzeni çağrıştırırken Batı, önünde henüz yollar açılmamış bir dünya gibidir.
Yürümek aynı zamanda bir yalnız kalabilme sanatıdır. İnsan doğada yürürken toplumun sesinden biraz uzaklaşır ve kendi iç sesini daha iyi duymaya başlar. Fakat bunun için yalnızca bedenin dışarı çıkması yetmez. Thoreau, zihnimizin hâlâ işte, günlük sorunlarda ve hesaplarda olması hâlinde gerçek anlamda yürüyemeyeceğimizi anlatır. İnsan, zihnini de beraberinde doğaya götürmelidir.
Thoreau doğayı yalnızca güzel manzaralar bütünü olarak görmez. Bataklıkların, yabani otların, sık ormanların ve düzensizliğin de bir değeri vardır. Çünkü doğanın güzelliği her şeyin insanın istediği biçimde düzenlenmiş olmasından değil, kendi yasalarıyla yaşayabilmesinden gelir.
Metnin temelindeki en güçlü düşüncelerden biri şudur: İnsan doğayı korurken aslında kendi içindeki özgür alanı da korur. Her yer yol, bina, tarla ve şehir olduğunda yalnızca yabani doğa değil, insanın hayal kurabileceği, bilinmeyen alanlar da azalır.
Bu yüzden “Yürümek”, aslında yürüyüş üzerine yazılmış küçük bir metinden çok daha fazlasıdır. Thoreau bize bir bakıma şöyle seslenir:
Evden çık.
Bir yere yetişmek için değil, yolda olmak için yürü.
Doğayı seyretmekle yetinme, onun içine karış.
Bazen yolu değil, yolun seni seçmesine izin ver.
Çünkü insan yürüdükçe yalnızca dünyayı değil, kendisini de yeniden keşfeder.
Belki de Thoreau’nun düşüncesini tek cümlede şöyle özetleyebiliriz: Yürümek, ayakların yaptığı bir hareketten çok, insanın uygarlığın gürültüsünden uzaklaşıp kendi doğal hâline dönme biçimidir.