Eshab-ı Kehf
I
Sevgilim… Sonbahar… Duyuyor musun?
…
Sonuna geldik farkındasın.
Ve biliyorsun malzemesinden çalınmış bir hayattı yaşadığımız.
Kapılarda yanlış anahtarları denedik, tutmadı.
Bir şeyler hep aksıyordu, denge bunun üzerine kurulmuştu, anladık.
Aslında mükemmel diye bir şey de yoktu.
Yani biz yağmura karşı değildik aslında, severdik hatta.
Fakat sorun çatımızın akmasıydı, yağmurun yağması değil.
İyi tarafları yok değildi fırtınanın, her gök gürültüsünde göğsüme biraz daha sokulur, bana daha çok sığınırdın.
Ve ben gücümü biraz da bununla keşfederdim.
– İyi de ben kime sığınsam? –
…
Böyle zamanlarda mağara arkadaşlarını düşünürdüm, hani yüzlerce yıl uyuyan.
Biz de yüzlerce yıl uyusak birbirimizin kokusuyla, birbirimizin kollarında.
Uyansak ve her şey daha iyi ve yeni bir dünyayla yeniden başlasa.
Yağmur dinmiş, gökyüzü pırıl pırıl ve muhteşem bir ebemkuşağı soframızda!
Aramızda aynı kadere baş koymuşluğun verdiği yüzlerce yıllık bir hatır, sevmeye aşinalık…
Kırmadan dökmeden sevebilsek birbirimizi.
…
Ama Eshab-ı Kehf’in macerasından bize kalan ne biliyor musun?
Yüzlerce yıl öncesinden bugüne taşıdığımız, kullanımdan kalkmış bir dil.
…
Sevgilim, hiçbir hayatın bitişmediği bu çağda cümlelerimin ayrıksılığını yadırgama.
Sevgilim, bu çağ bize yakışmıyor …
II
Ölmeyi değil, yaşamamayı seçer bazen insan.
Sen benim yaşamadığımsın.
Bazen bir mısra gibi takılır boğazına hüzün, yutkunamazsın, yırtar geçer hatıralar kalbinin ortasını, ayakta duramazsın.
Adın bir şarkı gibi dilimden düşmez, adın mukaddestir yerlere düşmez, havada asılı kalır, sen bir sigara dumanı gibi sararsın havayı, seni koklar, ciğerlerime çekerim.
Kimseler bilmez.
Kalbin titreşimi değil kâğıtlara dökülen, anlatamıyorum.
Gönülce bilen yok…
Akordu bozuk sözlerimi sen dizersin bir kolye gibi boynuna.
…
Yeryüzünün en uzun cümlesi: Ah!