Orta Dünya
“Bir silahın en iyi hücumunu yapan, onun en iyi savunma versiyonunu da yapar “
Orta Dünya diye bir tanımlama var mıdır? Tanımlama derken coğrafi anlamda bir tariften bahsediyorum. Dünya yuvarlak olduğuna göre, her kişinin bulunduğu yer, ona göre yerkürenin ortasını temsil eder. Biz Türkiye Türklerine göre dünyanın ortası neresidir peki? Bizim açımızdan baktığımızda, benim değerlendirmeme göre Orta Dünya, batıda ucu Orta Avrupa’ya dayanan, kuzeyde Karadeniz’den, Kafkaslar ve Türkistan bölgesini içine alan, güneyde Kuzey Afrika’ya uzanan, Hint Okyanusu’nun batısında, Körfez, Kızıldeniz, Ortadoğu’nun bulunduğu coğrafya. Ve tabii merkezde Türkiye’nin bulunduğu alan benim orta dünya tarifimin içindedir. Merkezinde ise Türkiye bulunur. Orta dünyanın ortasında Türkiye vardır. Bugüne değin birçok coğrafi tanım İngilizler tarafından konmuştur. Misal, Türkistan’a Orta Asya demişler. Mezopotamya bölgesine Ortadoğu, Adalar Denizi’ne, Ege Denizi demişler. Bunun gibi birçok isim, merkezi İngiltere kabul ederek verilmiştir. Ama artık merkez Türkiye olduğuna göre, yeni isimlendirmeler Türkiye’ye göre yapılacaktır.
Kuzeyde Rusya var. Uzakdoğu’da Hindistan, Çin var. ABD’nin çekilmek zorunda kalacağı koskoca Orta Dünya’da kim var? Öyle ya yukarıda tarif ettiğimiz bu geniş coğrafyadaki güç boşluğunu kim dolduracak? Büyük ölçüde dil, kültür ve din birliği bulunan Orta Dünya’da Türkiye liderliğinde çeşitli ittifaklar altında yeni güvenlik ve iktisadi birlikler kurulacak. Buna Türk Devletleri Teşkilatı ve Mekke İttifakı gibi oluşumlar dâhildir.
Sürekli vurguluyoruz üç asırlık Batı hegemonyası bitiyor – ki bu hegemonya daha çok sömürü düzenine dayalıydı. Ama işte her çıkışın bir inişi vardır ve hiçbir devlet, sistem, ilanihaye ayakta kalamaz. ABD hızla kendi kıtasına çekilecek dedik. Zira dünya jandarmalığı para yutan bir şey. Ayrıca ülkeler, Batı’nın kendilerini koruyamadığını da gördüler. Hem sömürüyorsun hem de güvenlik veremiyorsun. Körfez ülkeleri bunu acı biçimde deneyimledi mesela. ABD Avrupa’ya da ‘kendi başınızın çaresine bakın’ dedi. Eğer ABD kendi kıtasını kontrol altına alırsa ve ülkesini düzene sokarsa, yani ülke bütünlüğünü koruyabilirse, bu büyük başarı olacaktır. Adına Monreo doktrini de diyebileceğimiz teoriye göre ABD, Avrupa kıtasına karışmayacak, Avrupa da Amerika kıtasına karışmayacak. Gerçi bu, bir antlaşmadan ziyade iki taraf için bir zorunluluk. Zira iki kesim de 20. yy gücünde değil. 21. yy ise başka dinamiklerin geçerli olduğu bir zaman aralığıdır.
Peki değişen nedir? Başta teknoloji değişti. Üretim ilişkileri değişti. Üretim el değiştirdi. Asya’ya, Uzak Doğu’ya kaydı. Batı, üretimi unuttu veya rekabet gücünü kaybetti diyelim. Sonra, silah teknolojileri değişti. Artık eski Batı’nın ateş gücü yüksek, eski hantal çelik yığınları, yerini hafif, ucuz, hızlı üretilebilen insansız hava ve kara araçlarına, hassas güdümlü roketlere bıraktı. Günümüz dünyasında Batı ile diğer ülkeler arasındaki açık, hızla kapanmaya başladı. Buna en iyi örnek Çin’dir ve de Türkiye’dir.
Boşuna Orta Dünya’nın liderliğine aday Türkiye’dir demiyoruz. Tarihî, kültürel, dinî kodları bir tarafa, Türkiye savunma sanayisindeki atılımları ile büyük takdir topluyor ve işbirliği yapmayı isteyen ülkeler sıraya giriyor. Türkiye insansız hava araçlarıyla yeni savaş konseptleri geliştiriyor. A’dan Z’ye tüm savunma sanayi ürünlerinde özgün, rekabet edebilir ürünler çıkarıyor. Enerjide hızla hem bir geçiş ülkesi hem de fiyat belirleyen terminal ülke aşamasına yükseliyor. Tüm bunlar ve dahası, bölgesinde liderliğe en uygun ülke profili çiziyor.