Aşk Sızım
Aşkın ne zaman başladığını insan çoğu zaman anlayamaz. Bazen bir bakışın biraz uzun sürmesi, bazen sıradan bir cümlenin gün boyu akılda kalmasıdır başlangıç. Kalabalığın içinden bir yüz ayrılır, bir ses diğerlerinden daha yakına gelir. Hayat aynı hayat olsa da insanın içindeki düzen biraz değişmiştir artık.
İlk zamanların kendine özgü bir ışığı vardır. Beklemek bile güzeldir. Bir telefon sesi, kısa bir mesaj, birlikte içilen kahve, günün geri kalanını değiştirebilir. Bildik sokaklar başka görünür, eski şarkılar yeni anlamlar kazanır. Belki insan yalnızca karşısındakine değil, onun yanında kendisinde ortaya çıkan o yeni insana da âşık olur.
Sonra zaman geçer. Aşk gökyüzünden yeryüzüne iner. İşler, yorgunluklar, aileler, hastalıklar, sorumluluklar ve alışkanlıklar iki insanın hayatına yerleşir. Bir zamanlar buluşmak için saatleri sayanlar, artık aynı evde birbirini bekler. “Seni özledim” cümlesinin yanına “Eve gelirken ekmek alır mısın?” eklenir.
Aşk kaybolmuş değildir, yalnızca görünüşü değişmiştir. Bazen bir çiçekte değil, sevilen bir meyveyi eve getirirken görünür. Bazen aşk; uzun bir cümle değildir, gece üzeri açılan sevdiğinin üstünü örtmektir. Büyük duygular zamanla hayatın küçük ayrıntılarına sığınır.
İki insanın birbirini sevmesi, birbirini bütünüyle anlaması anlamına da gelmez. Herkes ilişkiye kendi geçmişini, çocukluğunu, korkularını ve alışkanlıklarını getirir. Birinin sessizliği huzur, diğerinin sessizliği yalnızlık olabilir. Biri konuşmak isterken diğeri susmak isteyebilir. Yakınlığın içinde bile küçük yalnızlıklar vardır.
Belki aşk, yalnızca iki insanın değil, iki ayrı geçmişin de karşılaşmasıdır.
İnsan en çok yakınına karşı savunmasızdır. Bir yabancının söylediği söz unutulabilir, sevilen insanın suskunluğu yıllarca hatırlanabilir. Çünkü kalbe en yakın duran, oraya en kolay dokunabilendir.
Aşk yalnızca yakınlaşmak da değildir. Biraz mesafedir. İki insanın birbirinde kaybolmadan yan yana durabilmesidir. Herkesin içinde yalnızca kendisine ait küçük bir oda vardır; bir anı, bir korku, yalnız yürünmesi gereken bir yol… Sevgi bazen o odaya girmek değil, kapısının önünde sessizce bekleyebilmektir.
Yıllar geçtikçe insanlar değişir. Yüzlere çizgiler gelir, saçların rengi dönüşür, önem verilen şeyler başka anlamlar kazanır. Eski bir fotoğrafa bakıldığında bunu daha iyi görür insan. Fotoğraftaki iki kişi gülümsüyordur, yaşayacaklarının hiçbirini henüz bilmezler. Hangi günlerde sevineceklerini, hangi gecelerde birbirlerine sarılacaklarını, hangi sabahlarda konuşmadan kahvaltı edeceklerini…
Kayıpları da bilmezler.
Oysa sevilen her şeyin içinde belli belirsiz bir kaybetme olasılığı vardır. İnsan birinin sesine, adımlarına, anahtarının kapıda dönüşüne alışır. Bunların hep süreceğini sanır. Sonra bazen bir sandalye boş kalır. Bir fincan kullanılmaz olur. Bir telefon numarası rehberde durur ama artık aranamaz.
Bazı insanlar hayatımızdan çıkar, fakat hayatımızın içinden çıkmazlar. Bir şarkıda, eski bir sokakta, bir kokuda yeniden karşımıza çıkarlar. Aşkın geçmiş zamanı da vardır, kimi zaman kendisi sona erse bile izi yaşamaya devam eder.
Bir de beklentiler vardır. İnsan sevdiğinin kendisini anlamasını ister, hatta bazen anlatmadan anlamasını… Oysa karşımızdaki de insandır. Yanılır, yorulur, unutabilir. Sevgisini bizim beklediğimiz biçimde göstermeyebilir.
Biri çiçek getirerek sever, diğeri sessizce bir işi üstlenerek. Biri “Seni seviyorum” der, diğeri yıllarca aynı sofraya oturarak anlatır bunu. Hangisinin daha büyük olduğunu ölçebilecek bir terazi yoktur.
Belki iyi ki de yoktur.
Çünkü aşkın hesabı tutulmaya başladığında “Ben daha çok sevdim”, “Ben daha çok verdim”, “Ben daha çok bekledim” cümleleri çoğalır. Oysa duyguların matematiği yoktur. Aynı ilişkiyi iki kişiden dinlediğimizde, iki ayrı hikâye duymamız biraz da bundandır. Herkes yaşadığını kendi kalbinin penceresinden görür.
Şairler yüzyıllardır aşkı anlatır, besteciler şarkılar yazar, ressamlar yüzler çizer. İki insan karşılaşır, sever, kavuşur ya da kavuşamaz, kalır ya da gider. İnsanlık yine de bu öyküyü dinlemekten yorulmaz. Çünkü her aşk birbirine benzer ama hiçbir aşk diğerinin aynısı değildir.
Bazı aşklar bir ömür sürer. Bazıları birkaç mevsim. Bazıları yarım kalır, bazıları hiç başlayamadan insanın içinde yaşar. Kimileri doğru zamanda karşılaşır, kimileri geç kalır. Hayat bunların açıklamasını yapmaz.
Sadece yaşanır.
Belki aşkın en insani yanı da budur: Bir başka insanın sevincinin bizi sevindirmesi, acısının içimizi acıtması. Kendimizden başka bir hayatın da değerli olduğunu hissedebilmek.
Sevgi bazen iki insan arasında başlar ama orada kalmaz. Bir çocuğa, bir dosta, bir hayvana, bir ağaca, hiç tanımadığımız bir insanın acısına kadar genişleyebilir. İnsan sevgiyi bir yerde öğrenir, sonra hayatın başka yerlerine taşır.
Aşkın mutlu bir sonu var mıdır bilinmez. Kimi dönüp baktığında “İyi ki” der, kimi “Keşke.” Kimi hiçbir şey söylemez.
Gerisini herkes kendi hayatından tamamlar.
Çünkü aşkın tek bir gerçeği yoktur.
Ama hemen herkesin içinde, bir yerlerde, “aşk sızım” diyeceği bir iz kalır.