Çocukluk Nasıl Bir Şey?
Bazı çocuklar büyümez, çocuklukları ellerinden alınır…

Mert Ali, çok küçüktü. Ama yüzüne bakan, çocuk olduğunu anlamakta zorlanırdı.
Her sabah bir iş hanının önünde bekler, dükkânlar açılınca kâğıt toplar, akşamları da karnını doyuracak bir lokma ekmek arardı. Annesini küçük yaşta kaybetmiş, babasının kim olduğunu hiç öğrenememişti. Büyükannesiyle yaşıyordu ve ona da bakmak zorundaydı.
Bir gün, lüks bir restoranın arka kapısında çöpe atılmış yarım ekmeği alırken güvenlik görevlisine yakalandı.
— Hırsız mısın sen?
Mert, ekmeği göğsüne bastırdı.
— Hayır amca… Karnımız aç.
Adam onu itti. Mert kaldırıma düştü. Elindeki ekmek çamura bulandı. Çevredekiler baktı, sonra yollarına devam etti.
Kimsenin umurunda değildi, bir çocuk yere düşmüştü.
O gece Mert Ali eve gitmedi, çünkü büyükannesine götürecek yiyecek bir şey bulamamıştı. Kapalı bir dükkânın kepengi altında uyudu. Rüyasında bir okul sırasındaydı. Öğretmeni ona soruyordu:
— Büyüyünce ne olacaksın Mert?
— Profesör olacağım öğretmenim.
— Neden?
— Çocuklar aç kalmasın diye.
Tam o sırada uyandı. Karnı gurulduyordu.
Çocukluk nasıl bir şeydi? Salıncağa binmek mi, arkadaşlarınla gülmek mi, yoksa büyüyünce ne olacağını hayal etmek mi?
Mert Ali, bunların hiçbirini bilmiyordu.
Ertesi sabah, bir iş hanının önünde duran yaşlı bir adam ona seslendi.
— Adın ne senin evlat?
— Mert Ali.
— Okula gidiyor musun?
Mert sustu. Sonra başını eğdi.
— Gidebilirdim amca. Ama açlık, insanın okulundan önce geliyor.
Yaşlı adamın gözleri doldu. Adı Kemal’di. Eşini ve çocuğunu yıllar önce kaybetmiş, servetinin içinde yapayalnız kalmış bir iş insanıydı. O günden sonra Mert’i arada bir görmeye, ona yemek vermeye başladı.
Bir gün Mert’in elindeki yıpranmış kâğıdı fark etti.
— Bu ne?
— Öğretmen olursam diye yazdığım şeyler. Bir gün öğretmen olup çocuklara yardım edeceğim. Kimse benim gibi sokakta uyumasın istiyorum.
Kemal Bey kâğıdı dikkatle katladı.
— Peki, sana yardım etsem, ne istersin?
Mert hiç düşünmeden cevap verdi:
— Bir çift ayakkabı… Bir de okul çantası.
Kemal Bey başını öne eğdi. Milyonları vardı ama o an bu çocuğun istediği iki şeyi ona yıllardır hiçbir paranın veremediğini anladı: güven ve çocuk olabilme hakkı.
Mert Ali’yi yanına aldı. Önce onu okula kaydettirdi. Sonra sıcak bir yuvaya kavuşturdu. Mert, yıllarca geceleri herkes uyuduktan sonra bile ders çalıştı. Bazen yoksul günlerini hatırlayıp ağladı, bazen vazgeçmek istedi. Ama her defasında kendine aynı soruyu sordu:
“Benim gibi çocukların elinden kim tutacak?”
Yıllar geçti.
Mert Ali, üniversiteyi bitirdi. Ardından doktorasını tamamladı. Artık profesördü. Kemal Bey’in de desteğiyle ilk çocuk yuvasını açtığında kapının üzerine şu cümleyi yazdırdı:
“Burada hiçbir çocuk, çocukluğundan vazgeçmek zorunda değil.”
Yıllar içinde ülkenin dört bir yanına yurtlar, okullar ve eğitim merkezleri kurdu. Kimsesiz çocuklar barınacak bir yer, yoksul çocuklar okuyacak bir okul buldu. Mert Ali her çocuğun gözlerine bakıyor, hikâyesini dinliyor, elinden tutuyordu.
Bir gün yurdun bahçesinde küçük bir çocuk gördü. Çocuk, diğerleri salıncakta sallanırken uzaktan bakıyordu.
Mert yanına oturdu.
— Neden binmiyorsun?
— Daha önce hiç binmedim abi. Kırarsam kızarlar diye korkuyorum.
Mert’in boğazı düğümlendi. Çocuğun elini tuttu, onu salıncağa oturttu ve yavaşça itti.
Çocuk gökyüzüne yükseldikçe kahkahalarla gülüyordu.
Mert’in gözlerinden iki damla yaş süzüldü.
Kemal Bey artık yaşlanmıştı. Bahçenin öbür ucundan onları izliyordu. Mert yanına gitti, elini öptü.
— Bana bir hayat verdiniz.
Yaşlı adam gülümsedi.
— Hayır evlat. Ben yalnızca senin elinden tuttum. Sen de binlerce çocuğun elinden tuttun.
O akşam Mert, yurdun koridorlarında yürürken çocukların seslerini dinledi. Bir odada ders çalışıyorlar, diğerinde gülüşüyorlardı. Bir başka odada küçük bir kız, yatağının başucundaki fotoğrafı öpüyordu.
Mert pencerenin önünde durdu. Dışarıda yağmur yağıyordu.
Bir zamanlar kendisinin de böyle bir gecede, soğuk bir kepengin altında uyuduğunu hatırladı. Karnı açtı, ayakları üşüyordu. Ve kimse ona büyüyünce ne olmak istediğini sormamıştı.
Şimdi binlerce çocuk ona aynı soruyu soruyordu:
— Öğretmenim, büyüyünce ben ne olabilirim?
Mert gülümsüyordu.
— Ne olmak istersen…
Sonra başını gökyüzüne kaldırıp sessizce annesine seslendi:
“Anne, ben büyüdüm. Ama çocukluğumu unutmadım.”
Belki de çocukluk, yalnızca salıncağa binmek değildi.
Bazen bir çocuğun elinden tutmak, ona bütün dünyayı yeniden vermekti.
Ve Mert Ali bir zamanlar kendisine uzanan bir elin yerine, binlerce çocuğa uzanmıştı.
Çünkü bazı insanlar yoksulluktan kurtulunca zengin olur.
Bazılarıysa yoksulluğun acısını unutmadığı için insan olur. Mert Ali gibi.