Adalet Mülkün Temelidir
İnsanlığın tarihi kadar eski bir kavramdır adalet. Ve bir ülkenin varlığı, bekası, huzuru, kalkınması; adaletin varlığına bağlıdır. Boşuna dememiştir Atatürk: Adalet mülkün temelidir. Mülk, burada sadece mal, servet anlamında değil; devletin kendisi anlamındadır. Yani bir devleti ayakta tutan en temel sütun, adalettir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi, adaletin olmadığı bir devlette ne demokrasi vardır ne de gerçek bağımsızlık. Cumhuriyetimizin temel taşlarından biri olarak gördüğü adalet, onun tüm devrimlerinin de taşıyıcı direği olmuştur.
Hukukun üstünlüğünü savunmuş, adaleti halkın vicdanında kök salması gereken bir değer olarak görmüştür.
Bugün baktığımızda, adaletin yalnızca mahkeme salonlarında değil; yaşamın her anında, her alanında gerekli olduğunu görüyoruz. Okullarda, iş yerlerinde, kamu kurumlarında, sokakta, evde… Adalet, sadece yargıçların değil; öğretmenin, yöneticinin, gazetecinin, anne babanın ve bireyin içinde taşıması gereken bir sorumluluktur.
Adaletin olmadığı bir ülkede insanlar konuşmaz, susar. Korkar. Sessizlik büyüdükçe, haksızlıklar kanıksanır. Oysa adalet konuştuğunda, susan diller açılır. Toplum nefes alır. Özgürlük, adaletle yan yana yürür. Güven, adaletin gölgesinde yeşerir.
Adaletin eksik olduğu bir toplumda insanlar devlete olan güvenini kaybeder.
Hukuka olan inanç zayıfladıkça, hak arama yolları yeraltına iner. Bu da toplumsal barışı zedeler. İnsanlar kendi adaletini sağlamaya çalışırsa, anarşi baş gösterir. İşte bu yüzden adalet sadece bir yargı meselesi değil, bir devlet politikası olmak zorundadır.
Gelin çevremize bakalım. Haksız yere tutuklananlar, yıllarca davası sürüncemede kalanlar, liyakatsiz atamalar, torpil ve adam kayırmalar… Bunların her biri adalet duygusunu örseler. Ve ne yazık ki toplumlar, adaletsizliği uzun süre taşıyamaz. Çünkü en ağır yük, insanın içindeki adaletsizlik duygusudur.
Bir çocuğa bile adaletli davranmadığınızda, o çocuğun kalbinde bir iz bırakırsınız. Oysa adaletli yaklaştığınızda; güven, huzur ve sevgi bırakırsınız. Bu durum, devletle vatandaş arasında da aynıdır. Bir devlet, vatandaşlarına adil davrandığı ölçüde güçlüdür. Ne polisle ne orduyla, ancak adaletle uzun ömürlü olunur.
Kadın cinayetlerinin, çocuk istismarlarının, iş kazalarının, çevre katliamlarının ardından “adalet yerini bulacak mı?” sorusu hepimizin içinde yankılanır. Bu soruyu soruyor olmamız bile adaletin yeterince güven vermediğinin göstergesidir. Adaletin yerini bulduğu bir ülkede insanlar bu kadar çok “umut” beklemez, “güven” içinde yaşar.
Adaleti tesis etmek, sadece mahkemelere düşen bir görev değildir. Meclisin, yürütmenin, hatta medyanın da adalet anlayışıyla hareket etmesi gerekir. Örneğin, bir yolsuzluk iddiasını tarafsızca araştırmayan bir basın da, sessiz kalan bir kamu kurumu da adaletin çarkına çomak sokmuş olur.
Bugün ülkemizde hâkimlerin ve savcıların vicdanlarıyla karar verebilmesi için özgürlükleri garanti altına alınmalıdır. Yargının siyasetten bağımsız olması, kararlarının toplumsal vicdanda karşılık bulması gerekir. Çünkü adaletin en büyük düşmanı, güdümlü kararlar ve siyasi etkidir. Atatürk’ün adalet konusundaki sözleri, bugün hâlâ geçerliliğini koruyor. Çünkü çağlar değişse de adaletin temeli aynıdır: Hakkı olanın hakkını alabilmesi. Güçlüden değil, haklıdan yana olunması. Kimseye torpil geçilmeden, kimin yaptığına değil, ne yaptığına bakılarak karar verilmesi…
Eğer bir ülkede en yoksul yurttaşla en zengin yurttaş aynı hukuk sistemine güvenebiliyorsa, orada adalet var demektir. Eğer bir gazeteci korkmadan yazabiliyorsa, bir öğrenci haksızlığa karşı konuşabiliyorsa, bir anne evladını adil bir dünyada büyütmeye inanıyorsa, işte orada Cumhuriyet yaşamaktadır.
Bize düşen, adaleti günlük hayatımızda da yaşatmak. Bir çocuğa söz verirken, bir sınav kağıdını değerlendirirken, iş başvurusu yaparken… Her durumda ve her koşulda adil kalmak. Çünkü adalet sadece mahkeme salonlarının işi değildir; aynı zamanda vicdanların da terazisidir.
Unutmayalım:
Ekmek, su, barınma bir ihtiyaçtır; ama adalet, tüm bunların varlığını sürdürebilmesi için temel bir zorunluluktur. Adalet ve Vicdan, bir ülkenin ruhudur. Ve bu ruh yara alırsa, beden de ayakta kalamaz.