Bu Dansı Bana Lûtfeder Misiniz?
gözlerini karanlığa alıştırma
aydınlığı seviyorum suna su
Attila İlhan
Boş bir kâğıda bakıyorum, bana neler söyleyecek diye. Onun söylediklerini size, sizin dilinize çevirmeye çalışacağım – ki buna yazı yazmak diyorlar.
…
Boş bir kâğıda bakıyorum, o da bana bakıyor. Bakışıyoruz. Bakışmaların karanlığında şu cümleler parıldıyor: “Uzun süre uçuruma bakarsan uçurum da sana bakar.” Alman feylesof Friedrich Nietzsche söylemiş bunu. “İnsan kötü bir olayla, tehlikeyle ya da kendi içindeki karanlıkla çok fazla meşgul olduğunda, bir süre sonra o karanlıktan etkilenmeye ve onun bir parçası haline gelmeye başlar” demiş kısaca hazret. Kişinin karanlıkla, nefret edilen şeyle veya canavarlarla savaşırken kendi ahlaki dengesini koruması gerektiği bağlamında söylediği bu ifadeyle, kötülüğe ya da kaosa çok uzun süre odaklanırsanız, bir süre sonra o karanlığın sizin bir parçanız haline geleceğini ve ona dönüşeceğinizi vurgulamış.
…
Gözlerimin önünden geçen bu cümleyle saniyeler içinde beş-altı yaşlarıma ışınlanıyorum.
Mersin’de, Yeni Mahalle’de yaşıyoruz. Mahalledeki evlerin en kabadayısı iki katlı. Oturduğumuz eve yakın, neredeyse metruk denilecek kadar harabe bir kulübede çok yaşlı bir kadın yaşıyor. Evlatları hayırsız çıkmış, kadını kendi haline bırakıp gitmişler, arayan soranı yok. Yani ölüme terk edilmiş, kimsesiz bir ihtiyar. Annem henüz yirmili yaşlarında, genç bir kadın. O kadına yemek götürmeyi iş edinmiş ama sokağa tek başına çıkamıyor gece vakti. Hemen her gece beni de yanına alıyor, cılız sokak lambalarının karanlığında o kulübeye doğru yürüyoruz. Evimizle o yaşlı kadının evinin arasında boş bir arsa, arsada daha önce dalından düşüp kolumu kırdığım incir ağacı ve o ağacı gece vakti bir heyulaya dönüştüren zifiri bir karanlık var. Annem elimden tutmuş, ben o arsanın oradan geçerken yüzümü oraya dönmüyor, gözlerimi kapatıyorum. Çünkü o karanlığa bakarsam uykuda bekleyen gulyabaniler, cinler, kötü ruhlar birden tetiklenecek, harekete geçecekler, üzerime atılacaklar. Teyakkuz halindeyim, en büyük silahım annemin yumuşak elleri, sımsıkı kapadığım gözlerim…
…
Biz, korkuyla hizaya getirilmiş yirmi birinci yüz yılın insancıkları, karanlığa gözlerini kapatan o çocuk gibiyiz.
Zalim yöneticilerin zulmüne, Gazze’de insanlığın gömüldüğü karanlığa gözlerimizi kapatıyoruz. Biz onları görmezsek onlar da bizi görmeyecek gibi, yok olacaklarmış gibi…
Zulüm yokmuş gibi, İsrail yokmuş gibi…
…
Karanlığa gözlerini yummak, içinde de yeni bir karanlık üretmektir oysa. Karanlığı koyultmaktır. Karanlıktan kaçarak kurtulamazsın, peşinden gelir eninde sonunda. Karanlığın panzehri ışık tutmaktır, aydınlatmaktır. Dünya tarihi, ışıkla karanlığın mücadelesinin tarihidir. Karanlığın yoğunlaştığı dönemler de vardır, aydınlığın göz kamaştırdığı zamanlar da. İkisi de hep var olacaktır. Gölge, ışıkla mümkündür; karanlık, ışığa çekilen perdedir.
…
Biz, acıların olgunlaştırdığı yirmi birinci yüzyılın yetişkinleri; karanlığa umutla ışık yakarız, direnişle, iyiyi, iyiliği gündeme almakla. Biz karanlığı seyretmeyiz, karşısında dururuz. Karanlığın parçası, ürünü değiliz, olamayız. Harcımız nurla karılmıştır, zulmet (karanlık) ışığımızdan kaçar.
Biz güzele döneriz yüzümüzü, günebakanlar gibi. Korkunun korktuğu kişileriz, beyaz haberler taşırız ufkumuza.
Zalimlerin yüzünden okuruz korkuyu. Tam donanımlı, kasklı, çelik yelekli üniformalarına rağmen apış aralarını korkudan sırılsıklam ıslatan siyonist askerlerin (!) dehşetinden görürüz.
…
Biz umutla, neşeyle, sevinçle, dirençle karşısında dururuz karanlığın; sapanla, halayla, Dabke dansıyla… meydan okuruz.
…
Dabke dansı… Ne kadar acıklı, ne kadar yiğitçe, ne kadar hüzünlü ve umutlu. İzleyin göreceksiniz. Filistin halkı enkaza dönmüş şehirlerin yıkıntılarında, alevler içinde, ateşlerin üzerinden atlayarak oynuyorlar, zalimle dalga geçerek…
Ne zaman izlesem, tutamadığım gözyaşlarımı elimin tersiyle silerken dudaklarımdan İsmet Özel dökülüyor:
Gözlerim nemli değil,
Gözlerim namlu.
Karanlığa alışmamak, belki de insan kalabilmenin en önemli şartı olsa gerek. Görmezden gelmek yerine ışık tutmayı, umudu ve iyiliği seçmeyi hatırlatan çok güzel, yürekten bir yazı. Gönlünüze ve aklınıza sağlık.