CHP 27. ve 29. Dönem PM Üyesi Demirağ: “Terörsüz Türkiye Süreci CHP’yi Oyun Dışı Bırakmak İçin Dayatılan Bir Gündemdir.”

2000 yılında CHP’nin Güneydoğu Sorunları ve Demokratikleşme Komisyonunda yer alan ve kapsamlı bir güneydoğu raporu hazırlayan CHP 27. ve 29. Dönem PM Üyesi ve Girişimci İş Kadını Cavidan Demirağ, Terörsüz Türkiye süreci ve Türkiye’deki Kürt sorunu ile ilgili olarak gazetemiz Yazı İşleri Müdürü G. Hakan Koçman’ın sorularını yanıtladı.

CHP’nin 29. döneminde PM üyesi iken, CHP’nin Güneydoğu Sorunları ve Demokratikleşme Komisyonu adına Parti Müfettişliği görevini üstlenmiştiniz ve Güneydoğu’da Kürt sorunu ile ilgili çalışmalar yaptınız. O günleri biraz anlatır mısınız?

Öncelikle sizin nezdinizde The Epoch Times Türkiye’ye teşekkür ederim. Evet, 29. dönem PM üyesi iken merhum Altan Öymen genel başkanlığında Güneydoğu Sorunları Ve Demokratikleşme adı altında bir komisyon kurulmasını önermiştik ve o komisyonda görev almıştım. CHP olarak Güneydoğu bölgesine bu konularda çalışma yapmak üzere giden ilk ve tek kadın parti müfettişi olmanın onuruyla çok çalıştım. 2000 yılının yaz aylarının en sıcak günleriydi Şırnak 50 dereceydi o günlerde. Mardin, Diyarbakır, Urfa, Şırnak, Batman, Silopi, Nusaybin, Cizre, Kızıltepe’de beş gün boyunca esnaf, halk, sivil toplum kuruluşları, gençler ve kadınlar ile çeşitli temaslarda bulunduk. Toplantılar yaptık. Karşılıklı görüş alışverişlerinde bulunduk. Ayrıca bölge, o günlerde olağanüstü hâl bölgesiydi. Tabii ki resmi izinli bir şekilde görev yaparken sokak sokak gezmeye çalıştık. Tüm bilgileri ve edindiğimiz izlenimleri not edip, sonunda kapsamlı bir rapor hazırladık. Raporu şahsen ben kendim yazdım ve tüm komisyon arkadaşlarım da raporu imzaladılar. 

O zaman sizin sorunlarla ilgili tespitleriniz nelerdi?

O günlerde Kürtçe yasaktı. İletişimde ve halkın bilinçlenmesinde dil sorununun büyük sorun olduğunu fark ettik. Ben de bilhassa altını çizerek raporda bu konuya değindim. Zira o bölgede yaşayan Kürt kökenli vatandaşlar bizler gibi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıydı ama özellikle kadınların çoğu Türkçe bilmiyordu. Örneğin eğitimsiz kadınlar çoğunluktaydı ve yasal haklarını bilmiyorlardı. Onlarla iletişim kurmakta zorluk çekiyorduk. Bize tercüman yardımcı oluyordu. Bu konuda, yani ana dilde konuşma yasağının önemli bir sorun tespiti olduğunu fark ettik. Bölgede tarım ve sanayinin gelişmemiş olduğunu gördük. Bu gelişmemişlik, yoksulluğu ve işsizliği de beraberinde getiriyordu. Ayrıca geleneksel, feodal aile yapısı kadını baskılıyor, gerek çalışma hayatında gerekse sosyal hayatta kadın erkek eşitsizliğini beraberinde getiriyordu. Bu tespitlerimizi de rapora yansıtmıştım. Çözüm önerilerini de raporun alt kısmına sıralamış ve yazmıştım. Heyet olarak raporumuzu imzalayıp Genel Başkan’a sunmuştuk. Fakat merhum Altan Öymen olağanüstü kurultayda başkanlık görevini merhum Deniz Baykal karşısında kaybettiği için, raporumuz yürürlüğe girmedi. Hâlâ bunun üzüntüsünü yaşarım.

O dönemde bölgede PKK’nın durumu nasıldı peki?

Öcalan 1999 yılında yakalanıp Türkiye’ye getirilmişti. Güneydoğu’da ise hâlâ olağanüstü hâl sürüyordu. PKK’nın operasyon gücü zayıflamış olsa da bölgede hâlâ aktiflerdi. Her yerde barikatlar vardı ve korucular bu barikatlarda görev yapıyorlardı. Geçişler kontrol altındaydı. Her köy kendini PKK’ya karşı koruyordu. Bölgede aslında Kürtler arasında bu anlamda bir bölünme vardı.

Bu çalışmayı yaptığınız günden bugüne kadar yaklaşık 26 yıl geçti. Bugün yaşanan süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet 26 yıl önce yaptığımız bu çalışmaların yürürlüğe girmemiş olması ve hâlâ bu sorunun devam ediyor olması beni ziyadesiyle üzmektedir. Aslında bölgedeki sorun bence Güneydoğu’da çalıştığımız günlerden pek de farklı değil. Yalnız orada Kürt vatandaşlarımız artık ana dillerini istedikleri gibi konuşuyorlar. Diğer problemler ise devam ediyor. Hâlâ feodal yapı devam ediyor, ekonomik ve sosyal sorunlar devam ediyor. Kadınlar bu feodal yapının altında hâlâ eşit değiller ve eğitimsizler. Aslında bu komisyonun çözmesi ve konuşması gereken asıl sorunlar bunlar. Bizler ise bugün bambaşka şeyler konuşuyoruz.

Peki bugün pek çok kişi tarafından Türkiye’ye dayatılan bir gündem olarak görülen bu süreç hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ben şöyle düşünüyorum: aslında bu konuyu iyi anlamak için PKK’yı iyi anlamak gerek. PKK ortaya çıktığı zaman ben de üniversitede okuyordum. 1970’lerin sonları. O dönemde solu daha hümanist bulduğum için sol görüşe yakındım. O zaman KAWA’cılar adında bir grup vardı. Bu gruptan ayrılan Abdullah Öcalan ve yandaşları daha sonra Apocular olarak anılmaya başladı. Bizi ve arkadaşlarımızı bu grubun silahlı olduğuna dair uyardılar. O dönemde bizim üniversitede cımbız bile taşımamıza izin verilmezdi. Apocular ise silahlıydı. Silahla geziyor ve hiç kimse onlara dokunmuyordu. 1980 darbesinde de hem sağdan hem soldan pek çok kişi hayatını kaybetti Pek çok kişi işkence görürken onlara hiçbir şey olmadı. Bu seneler içerisinde onlar taban örgütlenmelerini tamamladılar ve ilk eylemlerini 1984 yılında gerçekleştirdiler. Bence bugünü anlayabilmek için o günleri bilmek gerekir. Bu olaylar benimle birlikte pek çok kişinin aklında o döneme ait soru işaretleridir ve bugüne nasıl gelindiğini açıklar niteliktedir. Bu bağlamda bugün konuşulanlar ve “Terörsüz Türkiye süreci” dayatma bir gündemdir.

Peki bu süreçte CHP’yi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu süreç başladığı zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan çözüm komisyonunda CHP’nin görev almasını çok eleştirenlere karşı, ben olumlu bulmuştum. Ben hiçbir zaman böyle düşünmedim. “Bence CHP üye vermelidir,” dedim. “Orada CHP temsil edilmelidir,” dedim. Biz her zaman Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içinde demokrasi açısından ne yapılması gerekiyorsa onun yapılması gerektiğini ve bütün sorunların meclis çatısı altında halkın gözünün önünde çözülmesi gerektiğine inanan ve bu konuda mücadele eden bir partiyiz. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran partiyiz.

Ve şimdi son günlerde, PKK terör örgütünün başı Öcalan’ın mahkûmiyetini sürdürdüğü İmralı adasına ziyarete gidecek heyete CHP’nin katılmama kararını son derece olumlu buluyorum. Zira siyasi partiler bir düşünce üzerine kurulur. Vizyonu, misyonu gereği tabanının nabzını alarak, ölçümleyerek hareket etmelidir. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ve kurtuluşun partisi olan CHP ye yakışan bir duruş sergileyen CHP Genel Başkanımız Sayın Özgül Özel ve çalışma arkadaşlarına teşekkür ediyorum

Ayrıca, açık oylamalar oldu. CHP’nin komisyona katkıları oldu. Komisyonun adının konmasına katkısı oldu. En son İmralı’ya heyet gönderme konusunda CHP’nin temsilci vermemesine ve masadan kalkmasına DEM Partililer çok tepki gösterdi. Bence o konuda tepki göstermemeliler. Neden? Bunu sayın Özel de açık bir şekilde dile getirdi. “Kürt sorununun parti olarak kabul ediyoruz.” dedi. Fakat biz mevcut sorunların demokrasi yoluyla gerçekten çözülmesi taraftarıyız ve sorunları çözmek adına başka gündemleri Türkiye’ye dayatmalara çalışırlarsa CHP orada olmayacaktır.

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.