Duvarların Ötesinde
Bir okuldan ayrıldığınızda sadece işinizi bırakmazsınız; alışkanlıklarınızı, tanıdık koridorları, her sabah aynı kapıdan girmenin verdiği güven duygusunu da geride bırakırsınız. Ben ayrıldığımda bunu çok net hissettim. Hâlâ “benim okulum” diyorum bazen. Çünkü insan, emeğini verdiği yerde yalnızca çalışmış olmaz; oraya kendinden bir parça bırakır.
Fakat zamanla şunu fark ettim: Öğretmenlik bir binaya ait değildir. Öğretmenlik, insanın içindeki bir yönelme hâlidir.
Köyde çocuklara ücretsiz İngilizce dersleri verdiğim dönem, bunu daha iyi anladım. Ortada bir kurum yoktu, resmi bir çerçeve yoktu, duvarlarda vizyon yazıları asılı değildi. Sadece ihtiyaç vardı ve niyet vardı. İngilizceyi müfredatın ciddiyetiyle değil, hayatın içinden öğrettik. Gülerek, şarkı söyleyerek, ukulele çalarak… Çünkü bazen öğrenme, ciddiyetin içinden değil, samimiyetin içinden filiz verir.
Sonra hayat beni bambaşka bir sınıfa aldı: toprağa.
İki yıl boyunca çiftçilik yaptım. Bir eğitimci için beklenmedik bir durak gibi görünebilir ama aslında en gerçek sınıf orasıydı. Sabahın erken saatlerinde toprağın kokusunu içime çekerek, bir bitkinin yaprağındaki sararmayı anlamaya çalışarak, yağmurun zamanlamasını hesaplayarak yaşadım. Toprakla uğraşırken acele etmenin anlamsızlığını, sürecin doğasına saygı duymanın zorunluluğunu öğrendim. Bir bitki hastalandığında hemen sonuç alamıyorduk. Önce anlamak gerekiyordu. Köküne bakmak gerekiyordu. Toprağı dinlemek gerekiyordu. O an anladım ki hayatla toprak arasında sandığımdan çok daha fazla benzerlik var…
Bazen hastalık yayılıyordu. Bazen geç kalıyorduk. Bazen de doğru zamanda yapılan küçük bir müdahale, bütün bitkiyi kurtarıyordu. O zaman şunu düşündüm: eğitim de böyle değil mi? Çocuğun davranışına değil, köküne bakmak gerekir. Belirtiye değil, sebebe odaklanmak gerekir.
Toprak bana şunu öğretti: Fazla su da zarar, eksik su da. İlgiyle müdahale arasındaki dengeyi kuramazsan kök zayıflar. İnsan da öyledir, çocuk da öyledir, eğitim de öyledir.
Köyde sohbet ettiğim insanlar, yaşadıkları zorluklara rağmen ayakta kalmayı bilen yüzler, bana dayanıklılığın ne demek olduğunu gösterdi. Emek vermenin romantik bir kavram değil, çoğu zaman yorucu ve görünmez bir süreç olduğunu orada idrak ettim. Fakat aynı zamanda şunu da gördüm: Emek, er ya da geç karşılığını verir. Bazen bir çiçekle, bazen bir çocukta açan bir özgüvenle, bazen de insanın kendi içinde filizlenen cesaretle.
Şimdi bir hazırlık sürecindeyim.
Henüz kapısı açılmamış bir eğitim merkezinin içinde duvarlara bakıyorum. Boyası yeni, eşyaları yerleşiyor, düzen kuruluyor. Ama aslında yerleştirdiğim sadece masa ve sandalye değil. Yıllardır içimde biriktirdiğim bir eğitim anlayışını o mekâna taşıyorum.
Orası sadece ders anlatılan bir yer olmayacak.
Orası, potansiyelin aceleye getirilmediği bir alan olacak.
Orası, çocuğun sadece akademik olarak değil, insan olarak görüldüğü bir yer olacak.
Orası, fazla suyun da eksik ilginin de zarar verdiğinin bilindiği bir denge alanı olacak.
Belki henüz tabelası tam asılmadı.
Belki kapısından öğrenciler girmedi.
Ama bazı yerler kapıları açılmadan önce kurulur.
Önce zihinde.
Sonra niyette.
Sonra emekte.
Öğretmenlik artık benim için dört duvar arasında müfredat yetiştirmekten ibaret değil. Öğretmenlik, bir çocuğun potansiyelini doğru zamanda sulamak, bir insanın içindeki umudu fark etmek, bazen geri çekilip büyümesini izlemek, bazen de cesaretle müdahale etmek ve bir mekânı düzenlerken geleceği düşünmektir.
Duvarların dışında da öğretmenlik vardır.
Ve bazen insan, kendi duvarlarını inşa ederken gerçek anlamını bulur.
Muhteşem bir yazı. O kadar güzel anlatmış… Biz çok şansliyoz çünkü Ece hanım oğlumuza dokundu. Yolunuzda başarılar. Her zaman yaninizdayiz sizi çok seviyoruz…
Çok güzel doğru tesbit edilerek yazılan bir yazı olmuş. Elinize emeğinize sağlık Ece hanım. Köylerde öğretmenlik yaptığımız dönemlerde aynı duyguları yaşadık. Eğitim hayatını ,çalışmalarınızı toprağa verdiğiniz emeğe benzetmek mükemmel olmuş. Kim bilir ne güzel başarılı öğrencileriniz olmuştur.
Başarılarınızın devamını diliyorum. Selamlar sevgiler.
Yolu size düşen çocuklar ne şanslı
Emeğin, yolculuğun ve dönüşmenin ne kadar içten anlatılabileceğini bir kez daha gördüm.
Bir mekândan ayrılıp aslında mesleğin özüne daha da yaklaşabilmek… Topraktan, çocuklardan ve hayattan öğrenmeye devam etmek…
Yeni kurulacak o eğitim alanının daha kapısı açılmadan ruhunun oluştuğu çok belli. Yolun açık olsun Ece; dokunduğun her yerde yeni filizler çıkacağına eminim 🌱
Sevgili küçük öğretmenim seni ilk yıllarda tanıdım ilk mezun olduğunda
Seni gördüm seni içini gördüm heyecanlı ne yaptığını bilen idealist çocuklarına nasıl davranacağını bilen minnak bir öğretmen
Nazikçe kurallara uyudun ama senin içinde başka kurallar vardı senin kuralların. Fırtınadan önceki sessizlik gibi
Her zaman kendin bir şeyler yapmak isterdin .Verdiğin karar inanılmaz şahane ve muhteşem .
Cesur, inatçı ve özgürce yaşa . Emeğine sağlık
Evet önce zihinde sonra niyette sonra da emekte
Başarılar dilerim ÖĞRETMENİM
Siz bir çocuğun başına gelebilecek en büyük şanssınız 🙏🏻 sizinle geçirdiğimiz her yıl çok değerliydi. Sadece akedemik değil, hayata hazırlayan iyi insan olmayı öğreten sevgi saygı sanat aşılayan her yönlü çocuk yetiştiren bir öğretmensiniz. Zaten yazınızda da anlattığınız gibi severek yapılan her iş başarı getirir ve bence öğretmenlik en çok size yakışıyor… yeni açılan kapılarınız sonsuz olsun biz her zaman yanınızdayız 🤍
Ece Hocam,
Toprakla eğitim arasında kurduğunuz bağ gerçekten çok sahici. Toprağa ne fazla suyun ne de susuzluğun iyi gelmediğini bilmek… Aslında öğretmenliğin özü de tam burada değil mi? O dengeyi sezebilmek, müdahalenin zamanını ayarlayabilmek. Çok etkileyici bir yolculuğu; hissederek okudum, başarılarınız daim olsun.
Sevgili Ece emeğine sağlık çok güzel dile gelmiş duygular… Başarıların daim olsun
İnsanı toplumu evreni çocukluk denilen ömrün unutulmaz zamanına yön veren öğretmenliği hiç bir sembole uydurmadan 🥺özgürlüğe o toprak gibi kavuşturan şifa veren kalıbınin aslında kendilerinde olduğunu ne güzel anlatmışsın
Siz hiç girmeyin E miHep olun.
Ne kadar içten ve güzel bir anlatım olmuş… Dengenin önemi çok güzel vurgulanmış. Elinizin değdiği çocuklar ne şanslı. Bunu deneyimlemiş şanslı bir veli olarak size yeni yolunuzda inancım tam….Sevgiyle….
Ececim kalemine sağlık walla okurken o 5 yasindaki halin gözümün önüne geldi.o zamanki merakın bu olgunlukla ne güzel birleşmiş.Ayrıldığın okuldan bahsederken bir parça birakmak demen çok doğru ama asıl mesele o iki yıllık çıftçilik maceran olmuş öğretmenliği sadece sınıfa hapsolmaktan çıkarıp toprağın sabrıyla harmanlaman müthiş bir vizyon . Kuracağın o yeni yerin tabelası daha asılmamış olabilir ama senin zihninde o çocuk sesleri yükselmiş bile toprağın dilini bilen bir öğretmenden ders alacak çocuklar çok şanslı yolun o sabirla suladigin bitkiler gibi çiçeklerle yeşersin.
Canım Ece’ciğim, tanıdığım günden bu yana yaşama olan tutkun, öğrenmeye merakın, yeni şeyler yaratmaya ve öğretmeye olan heyecanınla her zaman yeni yollara çıkma cesaretini hayranlıkla izliyorum. Seninle yolları kesişecek yüreği güzel çocuklara, doğalarıyla uyumlu koşulları oluşturarak onların kendi doğalarını fark ettirdiğin, bilişsel, psiko-sosyal gelişimlerini desteklediğin ve hikayelerine eşlik ederek yüreklerine dokunduğunu şimdiden hissedebiliyorum… Hayallerini, tecrübelerini somutlaştırdığın yeni yolun açık olsun canım arkadaşım…Sana ve yolu seninle buluşacak öğrencilerine, ailelerine iyiliği ve güzellikleri çoğaltacağınız paylaşımlar dilerim…
Ne güzel ifade etmişsin “…bazı yerler kapıları açılmadan önce kurulur.
Önce zihinde.
Sonra niyette.
Sonra emekte.
…” yüreğine,kalemine, diline sağlık. Yolun açık olsun canım.🌸🙏🥰