Hayata Yer Aç
İnsan, dünyaya avuçları dolu gelmez. Bir nefesle başlar yolculuğu. Sonra zaman, avuçlarına eşyalar bırakır; unvanlar, telaşlar, kırgınlıklar, alışkanlıklar… Gün gelir, taşıdığı yüklerin ağırlığını kendi sesi sanır. Oysa en çok yorulan omuzları değil, ruhudur.
Bir ağacı düşünün. Sonbahar geldiğinde yapraklarını kaybettiği için üzülmez. Çünkü bilir; yeni filizlere yer açmanın yolu, eskileri usulca toprağa bırakmaktır. Doğa, eksilerek çoğalmanın sırrını milyonlarca yıldır fısıldar. İnsan ise çoğu zaman biriktirerek çoğalacağını sanır.
Evler büyür, dolaplar büyür, depolar büyür… Ama bazen küçülen tek şey, nefes alacak boşluktur. Bir çekmeceyi açarken geçmiş yıllar dökülür önümüze. Giyilmeyen giysiler, okunmayan kitaplar, kullanılmayan eşyalar… Belki de asıl biriktirdiğimiz, vazgeçememektir.
Oysa hayat, boşlukları sever. Tohum toprağın boşluğunda filizlenir. Kuş, boş gökyüzünde kanat çırpar. Şiir, sözcüklerin arasındaki sessizlikte büyür. Sevgi bile, kalpte açılmış bir yere konar. Dolu bir kaba yeni su eklenmez.
Hayata yer açmak, yalnızca eşyaları azaltmak değildir. Kırgınlıkların tozunu silmektir. Kırıcı sözleri kapının dışında bırakmaktır. Affedebilmeye, dinleyebilmeye, yeniden şaşırabilmeye yer açmaktır. Bazen bir özür, yıllardır açılmayan bir pencereyi aralar.
Ne gariptir, en güzel anılarımızın çoğu satın alınmış değildir. Bir çocuğun gülüşü, yağmur sonrası toprak kokusu, yaylada esen serin rüzgâr, dostla içilen bir bardak çay, dalından koparılan bir meyve… Hayatın en kıymetli armağanları, vitrinde satılmaz.
Belki de gerçek zenginlik, daha fazlasına sahip olmak değil daha az şeye ihtiyaç duymaktır. Çünkü ihtiyacın azaldığı yerde özgürlük başlar. Özgür insanın adımları hafiftir; yürürken toprağı incitmez, konuşurken kalpleri kırmaz.
Hayata yer açmak, biraz da kendine dönmektir. İçimizde uzun zamandır konuşmayı bekleyen çocuğu dinlemek, unuttuğumuz hayalleri yeniden çağırmak, yorgun yüreğimize sessiz bir gölge olmaktır. İnsan bazen bir ömür boyunca dışarıda aradığı huzurun, kendi içinde sessizce beklediğini fark eder.
Ve gün gelir anlarız ki yaşam; doldurulacak bir depo değil, özenle yetiştirilecek bir bahçedir. Bahçede yabani otlar temizlenmeden güller rahat açmaz. Ruh da böyledir. Gereksiz yüklerden arındıkça umut çiçekleri görünür olur.
Belki bugün, yalnızca bir çekmeceyi boşaltırız. Belki eski bir kırgınlığı bırakırız. Belki de yıllardır söylemediğimiz bir “seni seviyorum” için yer açarız. Kim bilir… Bazen küçücük bir boşluk, koca bir hayatın yeniden başlamasına yeter.
Çünkü hayat, kendisine yer açanların yüreğinde yeniden yeşerir.