Kerbela Yürüyüşü

“Zaman, tüm yaraları iyileştirmese de katlanılır hâle getirir.”

Kerbela vakası vicdanları dağlayan ve hâlâ kapanmayan bir yaradır. Tabii yazımızın formatı gereği biz olayın dini boyutundan ziyade, sosyolojik tarafıyla ilgiliyiz. Zira konunun teolojik kısmı ilahiyatçıların işidir. Her ne açıdan bakarsanız bakın! Konu çok hassas ve polemiklere açıktır.

Kerbela trajedisi ve sonrasında yaşananlar, Müslüman coğrafyasında oluşan ikilikler yüzünden sağlıklı değerlendirmelere tabi tutulamıyor maalesef.

Son dönemde Gazze insanlık dramı sonrasında, ‘halkı Müslüman olan ülkeler’ tabiri çok yaygınlaştı. Müslüman devletler, Müslüman ülkeler yerine dikkat ediniz! ‘Halkı Müslüman olan ülkeler’ tanımlaması yerleşiyor. Bundaki en büyük etki, halkı Müslüman olan ülkelerin uyguladıkları politikalardır.

Müslüman coğrafyasındaki büyük bir eksiklik de ister tarihte, ister günümüzde olsun, o bölgede yaşanan olaylara Batılı gözlemciler tarafından yapılan haberlerin, yorumların daha çok itibar görmesidir.

Her sene milyonlarca insan Irak’ın Necef şehrinden Kerbela şehrine bir matem yürüyüşü gerçekleştiriyor. Katılımcıların ‘aşk yolu’ dedikleri bu yol Fırat’ın kenarından sakin bölgeleri takip ederek, büyük bir emniyet ve güvenlik içinde geçiyor. Milyonlarca derken sayı 25 milyonu bulabiliyor. Ama bizlerin bundan hiç haberi olmuyor. Türkiye medyası konuya gereken ilgiyi göstermiyor. Neden bunca büyük etkinlik dünya halklarından habersiz sessiz sedasız gerçekleşiyor? Buna İngiliz televizyoncu Emily Garthwaite de şaşkınlık içinde tanıklık etti ve aynı soruyu sordu.

İngiliz belgesel yapımcısı Emily Garthwaite’in gözünden ‘Aşk Yolu Erbain Yürüyüşü -Vuslat Yeri Kerbela’ adlı video medyaya bomba gibi düştü ve kapalı göz ve gönülleri açtı. Daha önce Müslümanlar ile teması olmayan ve o coğrafyaya ilk kez giden Garthwaite, yaşadıkları karşısında oldukça şaşkın diyor ki “Nasıl oluyor da 25 milyon kişi 40 gün boyunca 1.400 yıl önce ölen bir kişi için bunca zahmete katlanıyor, bu yası tutuyor?” Bana göre sorunun cevabı yaşanan vahşette, büyük haksızlıkta gizlidir ki üzerinden 14 asır geçmesine rağmen hâlâ tazeliğini korumaktadır.

Bu yılki Erbain Yürüyüşü -erbain 40. anlamında Hz. Hüseyin’in şehadetinin 40. günü- Gazze vahşeti nedeniyle daha fazla katılımcıya ev sahipliği yaptı. Tüm dünyadan insanlar -aralarında Türkiye, Azerbaycan, Lübnan gibi ülkeler de var- önce Hz. Ali’nin türbesinin bulunduğu Irak’ın Necef ilinde buluşuyor. Sonra yürüyüş yaya olarak ve sıcaktan dolayı ağırlıkla geceleri devam ederek, 80 km boyunca Kerbela’ya Hz. Hüseyin’in türbesine kadar sürüyor.

Yol boyunca kadınlı erkekli her milletten her mezhepten insanlar barış içinde, matem havasında yolculuklarını gerçekleştiriyorlar. Nice dostluklar, bilgiler paylaşılıyor. Kendilerine sunulan ücretsiz yemekleri ve içecekleri tüketiyorlar. Burada büyük paylaşımlar, dostluklar oluşuyor. Paranın geçmediği bir ortam. Sadece iyilik, güzellik ve yas var.

Bu, dünyanın gördüğü ve her yıl tekrarlanan en büyük dayanışma, hoşgörü ve dini etkinlik yürüyüşü. Oradaki dayanışmanın eşi benzeri yok. Yardımlaşma ve ikramlar gönülden ve içten.

Kerbela, Erbain Yürüyüşü’nün en dikkat çekici tarafı. Dünyanın en kalabalık dini ritüeli olmasına rağmen, niçin dünya basınında bu denli az yer kaplamaktadır? Benim bir yazar olarak dikkat çekmek istediğim asıl önemli taraf budur.

Oysa kötülüklerin arttığı günümüz dünyasında, bu denli hümanist, paylaşımcı, barış ve hoşgörü ortamının üstelik paranın pulun da geçmediği bir eşsiz örnek daha fazla bilinmelidir. Ardında yatan tarihi gerçekler daha fazla irdelenmelidir.

Günümüzde ders alınması gereken ibretlik tarihi vakadır Hz. Hüseyin’in şehadeti. Tüm dünyadan insanlara acılar verdi. Fakat bu büyük acı, aynı zamanda insanlığın geleceğine ışık tutacak, birliği beraberliği pekiştirecek güce sahiptir. Yürüyüşler bunun en güzel kanıtıdır.

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.