
Mersin’deki pek çok önemli iş insanı, akademisyen, sivil toplum lideri ve sektör temsilcilerinden oluşan Mersin İstişare Kulübü (MİK) 2025-2026 sezonun ilk toplantısını önemli bir katılım ile Türkiye’nin önemli başlıklarından “ormansızlaşma”yı gündemine alarak gerçekleştirdi. “Ormansızlaşma ve Çevresel Etkileri” başlığıyla gerçekleştirilen toplantıda Mersin Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erkan Aktaş’ın ormansızlaşmaya karşı “Bizim de ardıç gibi dik duracak insanlara ihtiyacımız var.” çağrısı bu konuda verilmesi gereken mücadelenin özeti niteliğindeydi. Toplantıya Prof. Dr. Erkan Aktaş’ın yanı sıra Akdeniz Orman Mühendisleri Odası Şube 2. Başkanı Halil Korkmaz, ve AKOD Başkan Yardımcısı Mustafa Kayın konuşmacı olarak katılırken MEP Dönem Başkanı Ali Doğan, Toros Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Köksal Hazır, Mersin Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kemal Birdir, GİŞKAD Başkanı Mürvet Beydağı, Türk Kadınlar Konseyi Mersin Şube Başkanı Çise Ciğer de toplantıya katılanlar arasındaydı.
Mersin İstişare Kulübü Başkanı Ferudun Gündüz yaptığı açılış konuşmasında MİK’in bugüne kadar yaptığı çalışmalar hakkında bilgi verdi. Gerçekleştirdikleri toplantıların amacının gündemdeki önemli konuları, konunun uzmanları ile tartışarak kamuoyu ve karar vericilerin gündemine taşımak olduğunu ifade eden Gündüz, bu konuda çalışmalarını sürdürerek Mersin’e katkı vermeye devam edeceklerini ifade etti.

“Ormansızlaşma Ekosistemi ve İnsanlığı Tehdit Ediyor”
Toplantının ilk konuşmacısı olan Doğu Akdeniz Orman Mühendisleri Odası Şube 2. Başkanı Halil Korkmaz, ormansızlaşmanın Türkiye için ciddi tehditler oluşturduğunu vurguladı.
Korkmaz, orman yangınlarının yalnızca ağaçların yanması olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, “Yangınlar, ormandaki tüm canlı ve cansız varlıkların yok olması anlamına geliyor” dedi. Ormanların ekosistem için vazgeçilmez olduğunu kaydeden Korkmaz, oksijen üretimi, su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir çevre açısından büyük rol üstlendiklerini ifade etti.
İklim değişikliğinin orman alanlarını en fazla etkileyen faktörlerden biri olduğunu söyleyen Korkmaz, ormansızlaşmanın seller ve erozyon riskini artırdığına dikkat çekti. “Ovaların kanununu dağlar belirler.” ifadesini kullanan Korkmaz, dağlardaki ormanların su tutma kapasitesinin azalmasıyla ovaların su altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu dile getirdi.
Korkmaz, orman yangınlarının yüzde 90’ının insan kaynaklı olduğunu hatırlatarak, tarla ve bahçe yangınlarının ormanlara sıçramasının büyük tahribatlara yol açtığını aktardı. Ayrıca ormanların karbon yutak alanı olarak iklim değişikliğini yavaşlattığını, ormansızlaşmanın ise karbon salınımını artırarak krizi derinleştirdiğini belirtti.
“Orman yangınları biyoçeşitlilik kaybına neden oluyor.” diyen Korkmaz, eğitimin ve insan kaynaklarının bu tehditlerle mücadelede kritik öneme sahip olduğunu ifade etti.

“Ormanlar sadece karbon yutağı değil, suyun da güvencesidir”
Toplantının ikinci konuşmacısı Prof. Dr. Erkan Aktaş, yaptığı konuşmada ormansızlaşma konusuna çevresel, ekonomik ve ahlaki bakış açılarından yaklaştı. Ormanların yalnızca karbon yutağı olma özelliğiyle değil, aynı zamanda su yönetiminde oynadığı kritik rolle de korunması gerektiğini vurguladı.
Aktaş, “Ormanlar azaldıkça yağış azalıyor, yağış azaldıkça su tutma kapasitesi kayboluyor. Bu da sel, taşkın gibi felaketleri beraberinde getiriyor. Kentimizin ormanlarına sahip çıkmak bu nedenle hayati bir zorunluluktur” dedi.
“Orman alanı artıyor ama nitelik kayboluyor”
Ormansızlaşmanın sadece yangınlardan değil, kaçak kesim, madencilik faaliyetleri ve yanlış tarım uygulamalarından kaynaklandığını belirten Aktaş, şu uyarılarda bulundu:
“Resmî verilere göre orman alanlarımız artıyor gibi görünüyor. Ancak birim alandaki ağaç sayısı azalıyor, örtü niteliği bozuluyor. Türkiye’de toplam orman örtüsü %5 oranında gerilemiş durumda. Yani nicelik artarken nitelik kayboluyor.”
“Türkiye su fakiri olabilir”
Türkiye’nin kişi başına düşen su miktarının hızla azaldığını hatırlatan Aktaş, 2025’te bu rakamın 1.500 m³’ün altına düşmesiyle ülkenin ‘su fakiri’ konumuna gelebileceğini ifade etti. Su tüketiminin %70’inin tarımda kullanıldığını belirten Aktaş, bilinçsiz sulamanın büyük bir tehdit olduğunu söyledi.
Madenler ve biyokütle santralleri tehlikesi
Konuşmasında maden faaliyetlerinin ve biyokütle santrallerinin ormanlar üzerindeki yıkıcı etkisine de değinen Aktaş, şunları kaydetti:
“Altın madenciliği için binlerce ağaç kesiliyor, siyanürle su kaynaklarımız riske atılıyor. Biyokütle santralleri ise atıkla beslenmesi gerekirken ormanlara yöneliyor. Ardıç gibi Anadolu bozkırının sigortası olan ağaçlar bile enerji için kesiliyor. Bu kabul edilemez.”
“Ormanlar yakıt değil, yaşam kaynağıdır”
Orman yangınlarının artışında enerji nakil hatlarının ve ihmallerin büyük payı olduğunu aktaran Aktaş, yangın sonrası ağaçların düşük fiyattan satılmasının da rant yarattığını söyledi.
“Birileri bu yangınlardan kazanç sağlıyor. Bu büyük bir sorun.” diyen Aktaş, yanan alanların ranta açılmaması, bilimsel yöntemlerle rehabilite edilmesi gerektiğinin altını çizdi.
“Latmos Dağları madenlerle talan ediliyor”
Toplantıda Latmos Dağları’ndaki madencilik faaliyetleri de gündeme geldi. Aktaş, Milas’a bağlı Lavranda Kutsal Kenti ve çevresindeki çam ormanlarının, feldspat ve kuvars madenleri nedeniyle büyük tahribata uğradığını belirtti.
Aktaş, Latmos bölgesinin, hem Karya uygarlığının kutsal kenti Lavranda Antik Kenti’ni, hem de yüzyıllık çam ormanlarını ve su kaynaklarını barındırdığını hatırlattı. “Birkaç yıl öncesine kadar bu ağaçlar sapasağlamdı. Bugün kesilmiş durumda ve adım adım yok ediliyor. ‘Kamu yararı’ denilerek yapılan bu tahribatın kamuya ne faydası var?” diye sordu.
Türkiye’de son 23 yılda yaklaşık 400 bin maden ruhsatı verildiğini hatırlatan Aktaş, gelir adaletsizliği artarken bu faaliyetlerden kimin yarar sağladığının sorgulanması gerektiğini ifade etti. “Bir avuç azınlığın zenginleşmesi için milyonlarca yıllık doğa ve binlerce yıllık kültürel miras yok ediliyor.” sözleriyle tepki gösterildi. Latmos Dağları’nın Midas, Koçanlı ve Karpuzlu hattında uzanan eşsiz bir coğrafya olduğunu vurgulayan Aktaş, bölgenin bütünlüklü olarak korunması gerektiğini dile getirdi.
“Ardıç gibi dik duracak insanlara ihtiyacımız var”
Mersin’in Türkiye’de orman alanı açısından üçüncü sırada yer aldığını hatırlatan Aktaş, bölgenin kırsal turizm ve bal üretiminde de büyük potansiyel taşıdığını belirtti.
Konuşmasını ardıç ağaçlarına atıfla bitiren Aktaş, “Ardıçlar öldükten sonra bile yüzlerce yıl ayakta kalır, doğaya hizmet etmeye devam eder. Bizim de ardıç gibi dik duracak insanlara ihtiyacımız var.” ifadelerini kullandı.

“Ormanların Değeri Ekonomiyle Sınırlı Değil”
Toplantının son konuşmacısı Akdeniz Ağaç ve Orman Ürünleri Üreticileri Derneği (AKOD) Başkan Yardımcısı Mustafa Kayın’dı. Kayın, bir iş insanı, hukukçu ve STK gönüllüsü olarak ormanların değerinin yalnızca ekonomik açıdan değil, toplumsal ve çevresel boyutlarıyla da ele alınması gerektiğini vurguladı.
Kayın, Türkiye’nin 23 milyon hektarlık orman varlığıyla büyük bir potansiyele sahip olduğuna dikkat çekti. Ormanların sanayiye hammadde sağladığını, ihracata katkı sunduğunu ve binlerce kişiye istihdam oluşturduğunu belirtti. Ancak bunun ötesinde ormanların toplumsal yaşam kalitesi ve ekolojik denge için vazgeçilmez olduğunu dile getirdi.
“Ormanların korunması bireysel bir hak değil, toplumun ortak çıkarıdır” diyen Kayın, çevresel işlevlerin paha biçilemez olduğuna işaret etti. “Ormanlar karbon yutarak iklim değişikliğini yavaşlatır, biyoçeşitliliği korur, erozyonu önler, su kaynaklarını besler. Bu nedenle ekonomi büyürken çevre tahrip edilmemeli, toplumsal fayda göz ardı edilmemelidir.” dedi.
“Orman suçları hukuken affedilemezdir.”
Kayın, Türkiye’nin ormanları hem ulusal hem de uluslararası anlaşmalar çerçevesinde koruduğunu belirtti. “Türkiye’nin, Birleşmiş Milletler Orman Forumu (United Nations on Forests) ve çeşitli çevre anlaşmalarına taraf olarak ormanların korunmasını uluslararası hukuk sisteminde üstlenmiştir. Kyoto Sözleşmesi de bu anlaşmalar arasında en önemlilerinden biri olarak belirtilmiştir.” diyerek Türkiye’de ormanların aynı zamanda Anayasa’nın 169. maddesi ve 6831 sayılı Orman Kanunu ile koruma altında olduğunu hatırlattı. Ayrıca Orman suçlarının affedilemeyeceğini vurgulayan Kayın, orman köylülerinin eğitim yoluyla bilinçlendirilmesinin ve sürdürülebilir yönetim anlayışının önemine dikkat çekti.