Orta Doğu Görüşmelerinde A.B.D. Hem Aracı Hem De Aktör

NEW YORK— Dış İşleri Konseyi önünde Çarşamba günü bir konuşma yapan Hilllary Clinton, Orta Doğu’da A.B.D. liderliğinin İsrail ve Filistin otoriteleri arasında verimli olabilecek görüşmelerin şartlarını olgunlaştırdığını söyledi. Clinton yaptığı konuşmada,  Orta Doğu’da ve dünyanın diğer bölgelerindeki Amerikan dış politikasının ana hatlarını açıkladı. 

Dış İşleri Konseyi web sitesinde yayınlanan metinde de Clinton’ın İsrail ve Filistin arasındaki direk görüşmeleri desteklediklerini söylediği yazıldı. Önümüzdeki hafta Clinton görüşmelerin ikinci turu için Mısır ve Kudüs’ü ziyaret edeceğini söyledi.

 Birçok A.B.D. yetkilisi birçok kereler Orta Doğu barış görüşmelerinden “Amerikan çıkarları” olarak söz ettiler. Amerika, bazen resmedildiği üzere görüşemeler arasında bir aracı olmakla birlikte aynı zamanda kendi çıkarları peşinden koşan bir rol de oynuyor. 
Clinton sözlerinde, “Filistin  bölgelerinde kurumlar inşa etmek ve ekonomik yapılanmayı desteklemek için yapılan işlere bir bakın. Amerika Birleşik Devletleri, Filistin’in kapasitesini arttırmak için yüz milyonlarca dolar yatırım yapıyor çünkü temelden bir gelişimin güvenliği arttıracağını ve gelecektei bir Filistin devletine bir temel oluşturacağını biliyor ve bu yüzden görüşmeler için daha uygun şartlar hazırlmaya çalışıyor” dedi. 

Son zamanlarda, Amerika Birleşik Devletleri Filistin Otoriterine bağlı güvenlik güçlerini, Ürdün ile işbirliği içinde, eğitme de yardımcı olmuştur.  Bu eylemler, Filistin Otoritelerinin gelecekteki hrhangi bir barış anlaşmasında güvenliği koruyamayacakları ile ilgili endişelerini azaltma da yardımcı olmuştur.

 “Yeni Filistin güvenlik güçlerinin ortaya koyduğu güven İsrail liderliğinin hesaplarını etkiledi” diyen Clinton sözlerine şöyle devam etti; “ asıl sorumluluk Filistin Otoriteleri tarafından verilen kararlardadır. Bu yüzden bizim yardımlarımız ve kendilerinin cesaret ve kararlılığı ile, görüşmeleri etkileyebilecek ilerlemeler ve kaçınılmaz bir anlaşma için daha büyük bir söz  vaad etmektdir”

Geçen sene boyunca, Filistin Başbakanı Salam Fayyad, Filistin inşa kapasitesini arrtırmak için bir plan uyguladıklarını ve böylece tek taraflı olarak iki senede devletliklerine ulaşmaya çalıştıklarını belirtmişti. Bu program güçlü devlet kurumlarını ve ekonomik gelişimi inşa etmeyi vurgulayan ve Dünya Bankası gibi uluslar arası kurumlar tarafından desteklenen bir programdır. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’da bu plana büyük oanda katılmaktadır.

Fayyad’ın açıklamış olduğu resmi belgede; “ insanlarımızın uluslar arası yasalar tarafından talep edilen koşulsuz özgürlüklerine ve ulusal haklarına kavuuşma zamanıdır… Bizce, kendimizi devletin inşa edilmesine adamamız gereklidir.  Bu durum bizim başarımız için kritiktir” yazılı.

 Fayyad’ın planı, iki tarafı karşılıklı dışlayan bir özelliğe sahip olsa da, bu plan görüşmelere bir alternatif olarak planlanmıştı.  İsrail bu plana geçmişte, tek taraflı olması sebebiyle itiraz etmişti. İsrail’in Başbakanı Bejamin Netantahu yönetime geldiğinden beri, Filistinlilere karşı politikalarının bir parçası olarak “ekonomik barış” üzerine yoğunlaştı. Birçok konuşmasında, Filistin Otoritelerine olumlu ekonomik gelişim için ve bu gelişimlere fırsat yaratmak için İsrail tarafından yapılacak eylemlerle ilgili iddialarda bulundu.

İsrail ile Filistin arasındaki direk konuşmalar geçen hafta Washingotn’da başladı. Görüşmlerin bu etabı A.B.D. Özel Temsilcisi George Mitchll tarafından aracılık edilen birkaç aylık yakınlık konuşmalarının bir ürünü.

20 yıllık İsrail ve Filistin barış süreci boyunca, birçok göze çarpan konu tartışıldı. Herşeye rağmen Başkan George w. Bush yönetimindeki barış süreci  “- Annapolis süreci”, iki yıl önceki İsrail seçimlerinden dolayı durdurulmuştu.

Görüşmeleri tekrar başlatmak, iki tarafta bazı anahtar konular üzerinde anlaşamadıkları için Obama yönetimi için kolay olmadı. Filistinliler, diğer taraftan, kendileri için belirlenen bir zaman cetveli olmadan, İsrail’in West Bank ve Doğu Kudüs’teki yerleşimlerine tam olarak dur denilmeden ve görüşmelerin 1967 sınırları temelinde yapılması konusunda garanti verilmeden direk görüşmelere katılmayı red ettiler.  

Netanyahu bu zaman zarfında, sadece herhangi bir önkoşul olmaması kaydıyla direk görüşmelere başlayabileceklerini söyledi.  Yine de İsrail, Filistinlilerin İsraili Yahudilerin ulusal bir devleti olarak tanımasını istedi.  İsrail sahada bulunan güvenlik mekanizmalarının, İsrail’in çekildği alanlarda muhafaza edilmesini böylece bu alanların terörizm bölgeleri haline gelmemesini talep etti.   

Sonuç olarak, A.B.D.’den gelen baskı ile iki tarafta direk görüşmelere başlamayı kabul etti.

Clinton konuşmasında A.B.D. dış politikasının karşılaştığı savaş düzeninin nasıl iç içe geçtiğini anlattı. Clinton konuşmasında “Orta Doğu barış görüşmelerini göz önünde bulundurun. Bir düzeyde bu görüşmeler iki tarafı ve küçük bir toprağı ilgilendiren karşılıklı görüşmeler. Ama bir adım geri atarsanız, geçen hafta başlayan şeylerin  bölgesel ve hatta küresel boyutlar açısından ne kadar önem kazandığını açıkça görebilirsiniz” dedi.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.