Türkiye’de Siyasi Bir Barış Süreci Neden Aylardır Devam Ediyor?

Yaklaşık 45 yıldır ülkemizin terör nedeniyle yaşadığı acılara, Türkiye’de yaşayan insanların büyük bir bölümünün anlamakta zorlandığı, anlatılamayan ve anlaşılmayan, bu nedenle de toplumda derin üzüntü ve kaygı yaratan sürece dikkat çekmek istiyorum.

Türkiye, adıyla birleştirici bir ülkedir. Türk, Kürt, Laz, Arap, Çerkes, Türkmen ve daha nice topluluğun asırlardır aynı toprağı yurt bildiği bir coğrafyadır. Bu topraklarda insanlar yalnızca aynı bayrağın altında yaşamamış; aynı mahallede büyümüş, birbirine kız vermiş, damat olmuş, aynı sofraya oturmuş, aynı okullarda okumuş, aynı acılara ağlamış, aynı sevinçlere gülmüştür. Büyükanneler, dedeler, amcalar, halalar, teyzeler, komşuluklar ve dostluklar üzerinden şekillenen bir toplumsal doku vardır. Türkiye, etle tırnak gibi ayrılmaz bir bütün olmuştur.

Bu nedenle Türkiye’nin temel meselesi hiçbir zaman “halklar” olmamıştır. Türkiye’nin meselesi, terördür. 1984’ten itibaren silahlı bir örgüt olarak sahneye çıkan ve Abdullah Öcalan liderliğinde şekillenen PKK, hiçbir zaman Kürt vatandaşların tamamının iradesini temsil etmemiştir. Aksine, en büyük zararı yine bölgedeki Kürt aileler görmüştür. Kadın, çocuk, yaşlı demeden yapılan saldırılar, köy baskınları, zorla silah altına almalar, tehditler ve cinayetler, terörün gerçek yüzünü göstermiştir. Bu acı süreçte askerler, polisler, öğretmenler, sağlık çalışanları ve siviller hayatını kaybetmiş, binlerce aileye ateş düşmüştür. Bu kayıplar, bu ülkenin ortak yasını oluşturur.

Hukuk devletlerinde terörle mücadele, duygularla değil, akıl, hukuk ve kararlılıkla yürütülür. Türkiye de bu çizgide ağır bedeller ödeyerek yol almıştır. Ancak zaman zaman siyasal tercihler, kısa vadeli hesaplar ve iç politik dengeler, bu mücadelenin yönünü tartışmalı hale getirmiştir. Geçmişte “çözüm süreci” adı altında yürütülen girişimler, toplumda derin soru işaretleri bırakmıştır. Devletin muhatabının kim olduğu, sınırların nerede çizildiği ve hukukun ne ölçüde korunduğu konuları, hâlâ hafızalardadır.

Bugün yeniden “barış” kavramı üzerinden yürütülen tartışmalar, bu nedenle doğal olarak kaygı uyandırmaktadır. Barış, kuşkusuz herkesin ortak temennisidir. Ancak barış, kimden ve ne pahasına sorusu sorulmadan inşa edilemez. Barış, silahı elinde tutanla değil, hukuku esas alanla yapılır. Barış, milletin birliğini tartışmaya açarak değil, vatandaşlık bağını güçlendirerek sağlanır.

Burada altı çizilmesi gereken en önemli nokta şudur:
Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürt vatandaşlarıyla bir sorunu yoktur. Kürt vatandaşlar bu devletin eşit yurttaşlarıdır. Meclis’te temsil edilir, kamu görevlerinde yer alırlar; hayatın her alanında vardırlar. Sorun, silahlı şiddeti yöntem olarak benimseyen ve dış güçlerin bölgesel hesaplarında araç haline gelen yapılardır. Orta Doğu’nun son yıllarda yaşadığı parçalanma, etnik ve mezhepsel fay hatlarının nasıl istismar edildiğini açıkça göstermiştir. Irak, Suriye ve çevre ülkelerde yaşananlar, “devletsizleştirme” ve “bölme” projelerinin nelere yol açtığını acı biçimde ortaya koymuştur. Türkiye’nin bu denklemde son derece dikkatli olması, tarihsel bir zorunluluktur. Devlet aklı, günü kurtaran değil, geleceği koruyan akıldır.

Bu nedenle toplumun sorduğu sorular meşrudur:
Barış kiminle yapılmaktadır? Silah bırakma gerçekten ve denetlenebilir biçimde mi olacaktır? Hukuk devleti ilkeleri korunacak mıdır? Türkiye’nin üniter yapısı ve anayasal düzeni tartışma konusu yapılacak mıdır? Bu sorulara net ve şeffaf yanıtlar verilmeden atılacak her adım, toplumsal güveni zedeler. Güvenin olmadığı yerde ise kalıcı barış olmaz.

Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, etnik kimlikler üzerinden ayrışma değil, ortak vatandaşlık bilincinin güçlendirilmesidir. Bu bilinç, hukukun üstünlüğüyle, adaletle ve eşitlikle beslenir. Acılar yarıştırılmaz, terörle halk asla aynı cümlede anılmaz.

Bu ülke, birlikte yaşama iradesini defalarca kanıtlamıştır. Bundan sonra da aklıselimle, hukukla ve tarih bilinciyle yol alacaktır. Çünkü Türkiye’nin adı kardeşliktir; soyadı ise hukuktur.
Güzel Türkiye’mizde Hiç bir acının yaşanmaması dileğiyle…

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.