Uyan Artık Türkiye!

Bu sloganı her ne kadar pek çok yerde sık sık duyar olduysak da sanırım daha çok duymaya ve duyurmaya ihtiyacımız var. Türkiye’nin içerisinde bulunduğu ekonomik koşullar, Suriye’de yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin içerisinde muhalif kesimlere yönelik baskılar, basına uygulanan sansür ve ağır cezalar, CHP’ye karşı yürütülen hukuk tanımaz uygulamalar ve gözaltların yanı sıra son olarak da yaşadığımız Terörsüz Türkiye süreci…

Terörsüz Türkiye süreci ile ilgili dün Bursa’da çok önemli bir konferans yapıldı. Müstafi Amiral ve Akademisyen Doç. Dr. Cihat Yaycı, Prof. Dr. Ümit Özdağ ve Prof. Dr. Süheyl Batum Türkiye’deki Terörsüz Türkiye süreci ve TBMM’deki komisyonla ilgili görüşlerini bir canlı yayında paylaştılar.

Her üç konuşmacı konuya farklı perspektiflerden yaklaşsalar da yolun sonu hep aynı yere çıktı; Anayasa.

Yaycı Paşa konuşmasında Kosova’nın Sırbstan’dan ayrılma sürecinde de bugün Türkiye’de yaşanan olayların neredeyse aynısının yaşandığını ve süreçte önce Anayasa’da değişikliler yapıldığını ve bu değişikliklerden hemen sonra Sırbistan’ın parçalandığını anlattı.

Yaycı Paşa bu parçalanmanın temelinde 1933 Montevideo Devletlerarası Sözleşmesi ile 1930 Cemiyeti Akvam Sürekli Adalet Divanı kararının nasıl rol oynadığını anlattı. Bu sözleşmeler uluslararası düzeyde hangi insan topluluklarının halk niteliği taşıdığı ve halk niteliği taşıyan hangi insan topluluklarının kendi kaderini tayin hakkına sahip olduğunun hatlarını çizmekte. Anayasa’da bu sözleşmeler kapsamında yapılan değişiklikler de bu sözleşmeleri direk olarak uygulamaya sokmakta.

Eğer anayasada birden fazla dil, etnisite ya da kurucu halk zikredilmişse, anayasa veya kanunla bölgesel yönetimler oluşturulmuşsa, bu halklar bu sözleşmelerde belirtilen maddeler gereğince kendi kaderini tayin hakkına sahip oluyorlar. İşte sorun bu.

Prof. Dr. Özdağ da aynı şekilde komisyonda dile getirilen “eşit vatandaşlık” talebinin aynı sonuçları doğuracağını ifade etti ve Kürtlerin ayrı bir halk olarak; “Kürt” olarak Anayasa’da eşit vatandaşlık isteklerinin arkasında yatan niyetin bu olduğuna dikkat çekti. Sayın Batum da bir anayasa profesörü olarak bu tehlikeyi onayladı.

İlk dört madde dışında çokça zikredilen 42. ve 66. maddeler bu yüzden çok önemli.

Bu bağlamda Anayasa’daki vatandaşlık, dil ve eğitim ile ilgili konuları kapsayan bu maddelerin Anayasa’nın ilk dört maddesi ile aynı öneme sahip olduğunu görmek gerek.

İşleyen bu süreçte eğer iş döner dolaşır ve Anayasa’nın bu maddelerinin değiştirilmesine gelirse, ki yapılan açıklamalar ve talepler bu yönde, bu Atatürk’ün kurduğu ve sınırları Misak-ı Milli ile belirlenen Türkiye Cumhuriyeti’nin parçalanmasının uluslararası hukuk ile artık önünün açılacağı anlamına geliyor.

Bu Türkiye için çok tehlikeli bir durum ve Terörsüz Türkiye süreci böyle bir noktaya gelebilir.

Meclisteki ve komisyondaki pek çok parti böyle bir değişikliğe “Evet” demeye hazır.

DEM Parti ve HÜDAPAR’ı en başta sayabiliriz. AKP’nin içerisinden bu konuyla ilgili söylemler zaman zaman duyuluyor. Her ne kadar AKP’nin görüşü olarak dile getirilmese de Numan Kurtulmuş’un ’bu konudaki açıklamaları herkes tarafından biliniyor. MHP, Öcalan’ı “kurucu lider” olarak ilan etti bile. Ali Babacan’ın da bu tür söylemleri var.

Bu konuda Türk milleti olarak gerçekten çok ayık olmalıyız. Türkiye’yi bu çok tehlikeli sürecin içerisine yuvarlamak isteyenler var. Et ve tırnak olmuş Türk ve Kürtler, emperyalist güçlerin oyunlarıyla birbirinden ayrılmaya zorlanıyor. Bu konuda zaten planlamış ve yürümekte olan bir süreç var. Bu sürecin sonunda hiç düşünmediğimiz bir şekilde kendimizi uluslararası yaptırımlar içerisinde bulabilir ve Terörsüz Türkiye derken Türkiye’nin bölünme sürecinin önünün açıldığını görebiliriz.

Bu yüzden bir kez daha; Uyan Artık Türkiye!

1 yorum
  1. Yitik Ozan diyor

    Kalemin susmasın…

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.