Yüksek Kültür ve Yüksek Fazilet Yolunda

“Asıl uğraşmaya mecbur olduğumuz şey, yüksek kültürde ve yüksek fazilette dünya birinciliğini tutmaktır.” – Mustafa Kemal Atatürk – 1932

Ülkemizin tarihinde, bize yol gösteren birçok söz vardır. Ancak bazı cümleler, yalnızca bir dönemi değil, geleceğe uzanan bütün bir vizyonu anlatır. Atatürk’ün 1932 yılında söylediği bu söz de işte tam böyledir. Bugün hâlâ zihinlerimizi aydınlatmaya, sorumluluklarımızı hatırlatmaya devam ediyor.

Çünkü bu cümlede, bir milletin medeniyet yolculuğunun özü saklıdır. Atatürk, bu sözünde bize yalnızca güçlü bir devlet olmayı değil, yüksek kültürde ve yüksek fazilette dünya liderliğini hedef göstermiştir. Yani sadece ekonomik kalkınma ya da askerî güç değil; insanın zihinsel, duygusal ve ahlaki yükselişi esastır. Peki yüksek kültür nedir? Bugün bunu yeniden hatırlamak zorundayız.

Yüksek kültür; bilimde ilerlemek, sanatta üretmek, edebiyatı zenginleştirmek, fikir özgürlüğünü korumak, eğitime yatırım yapmak ve her bireyin potansiyelini ortaya çıkarabileceği bir toplum kurmak demektir.

Bir milletin ruhu, onun kültüründe gizlidir. Halkının okuduğu kitaplarda, dinlediği şarkılarda, izlediği tiyatrolarda, özgürce tartışabildiği fikirlerde saklıdır. Bizim amacımız, yalnızca başka ülkelerin teknolojisini satın almak ya da başkalarının fikirlerini tekrarlamak değil; kendi sanatçılarımızla, bilim insanlarımızla, yazarlarımızla dünyaya ışık saçmaktır. Bir toplumun gerçek zenginliği, raflar dolusu eserleri, uluslararası alanda yankı uyandıran fikirleri ve yürekten gelen üretim gücüdür.

Ama Atatürk burada durmamış; kültürün yanına bir de fazilet koymuştur. Fazilet, yalnızca bireysel ahlak değildir. Bir ülkenin yönetiminde, sokaktaki insanın davranışında, adalet arayışında, komşusuna gösterdiği saygıda kendini gösterir.

Fazilet, dürüstlüktür; hak yememektir; erdemli bir düzen kurabilmektir. Ne yazık ki çoğu zaman bu kavramı unutuyoruz. Oysa yüksek fazilet, en az yüksek kültür kadar önemlidir. Çünkü erdemden yoksun bir kültür, ruhunu kaybetmiş bir bedene benzer.

Bugün dünyaya baktığımızda, birçok ülke teknoloji ve ekonomide ileride olabilir. Ancak gerçek medeniyet, yalnızca beton binalarla, büyük fabrikalarla ölçülmez. Bir toplumun çocuklarına verdiği değer, adalet sistemi, kadın-erkek eşitliği, hayvana ve doğaya gösterdiği özen; işte asıl ölçü bunlardır.

Atatürk’ün sözleri, bize bu ölçüyü hatırlatır. O yüzden 1932’den bugüne değişmeyen bir hedefimiz olmalı: Kültürde ve fazilette en ileriye koşmak. Bunu başarmak için her birimize görev düşüyor. Eğitimde bilimsel düşünceyi yaygınlaştırmak, sanatı desteklemek, gençlerin önünü açmak, fikir özgürlüğünü korumak; işte yüksek kültüre giden yollar bunlardır.

Öte yandan, fazileti güçlendirmek için de günlük yaşamımızda dürüstlükten vazgeçmemek, başkasının hakkına el uzatmamak, hoşgörü ve saygıyı rehber edinmek gerekiyor. Bu değerler yalnızca okul kitaplarında değil, ailede ve toplumda her gün yeniden yaşatılmalı.

Bir ülkenin gerçek kalkınması, insanlarının ruhuyla mümkündür. Atatürk’ün bu sözü bize bir uyarı gibidir: “Sakın yalnızca güçlü görünmeye aldanmayın, asıl gücünüz kültürünüzde ve erdeminizde saklıdır.”

Bugün teknoloji üreten, sanatını dünyaya tanıtan, gençlerini özgürce yetiştiren, adaletli bir ülke olmak için hâlâ vaktimiz var. Yeter ki bu hedefi unutmadan ilerleyelim.

Unutmayalım, dünya birinciliği yalnızca yarışlarda ya da ekonomide değil; insanlığımıza kattığımız değerle kazanılır. Atatürk’ün gösterdiği bu yol, bize hem onurlu bir geçmişin hem de umut dolu bir geleceğin anahtarını verir. Şimdi sıra bizde…

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.