İran İçin Özgürlük ve Bağımsızlık

İran, velayet-i fakih (“İslam Hukukçusunun Vesayeti”) merkezli bir siyasi sistemle yönetilen, otoriter bir teokratik cumhuriyettir. Kararları sorgulanmayan lider, yürütme, yargı ve ordu üzerinde nihai yetkiye sahiptir ve bu çerçeve altında siyasi çoğulculuk son derece sınırlıdır.

İran’ın çok baskıcı bir hükümeti vardır. Bunun gerekçelerini şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Sivil ve Siyasi Haklara Yönelik Ciddi Kısıtlamalar: İfade, basın-yayın, dernek kurma ve toplanma özgürlükleri sıkı bir şekilde kontrol edilmektedir. Muhalifler, gazeteciler, aktivistler ve hatta sıradan vatandaşlar, eleştirel görüşlerini dile getirdikleri için gözaltına alınabilmektedir. İnternet erişimi yoğun bir şekilde sansürlenmekte, büyük küresel platformlar engellenmekte ve muhalefeti bastırmak için internet trafiği izlenmektedir.

2. Protestolara Yönelik Sistematik Baskılar: Hükümet karşıtı protestoların (örneğin, “Kadın, Yaşam, Özgürlük” hareketi) yayılması, göstericilere karşı güç kullanımına, tutuklamalara ve devlet şiddeti de dâhil olmak üzere büyük ölçekli baskılara yol açmıştır. Son raporlar, 2025 sonu ile 2026 başındaki baskının binlerce kişinin ölümüne yol açmış olabileceğini ve bağımsız tahminlerin resmi rakamları çok aştığını göstermektedir.

3. Keyfi Tutuklamalar, İşkence ve İdamlar: Siyasi tutuklular keyfi şekilde gözaltına alınmakta, adil olmayan yargılamalara, işkence ve kötü muameleye maruz kalmaktadır. İdam, siyasi davalarda veya protestolara katılım da dâhil birçok suçta, yaygın olarak uygulanan bir ceza olmaya devam etmektedir.

4. Kadınlara ve Azınlıklara Karşı Ayrımcılık: Hükümetin zorunlu (başörtüsü yasaları gibi) kıyafet kuralları ve diğer kısıtlamaları, kadınları ve kız çocuklarını orantısız bir şekilde etkilemektedir. Dini azınlıklar (örneğin Bahailer) ve etnik gruplar, sistematik ayrımcılığa uğramakta ve temel haklardan mahrum bırakılmaktadır.

Uluslararası insan hakları söyleminde, İran hükümeti genellikle baskıcı olarak nitelendirilmektedir. Bunun nedeni temel özgürlüklerin sistematik olarak kısıtlanması, protestoculara karşı şiddetli baskılar ve ölümcül güç kullanımıdır. Bunların yanı sıra, keyfi tutuklamalar, adil olmayan yargılamalar ve infazlar, kadınlara, azınlıklara ve aktivistlere yönelik ayrımcılık, sistematik hedef alma, ağır sansür ve gözetim de uygulanmaktadır. Bu nitelendirme, yalnızca siyasi söylemden ibaret olmayıp, çok sayıda insan hakları örgütünün, BM organının ve bağımsız soruşturmanın değerlendirmelerini yansıtmaktadır.

İran’daki başlıca protestolar ve devlet baskıları aşağıda sıralanmıştır:

2009, Yeşil Hareket: Mahmud Ahmedinejad’ın yeniden seçilmesindeki sahtekârlık iddialarıyla başladı. Protestolara ülke çapında milyonlarca kişi katıldı. Hükümetin tepkisi: Toplu tutuklamalar, ölümcül güç kullanımı, göstermelik yargılamalar. Sonuç: Hareket bastırıldı; reformcu liderler uzun süreli ev hapsine alındı.

2017–2018, Ekonomik Protestolar: Enflasyon, işsizlik ve yolsuzluk nedeniyle başladı. Küçük şehirlere hızla yayıldı. Hükümetin Tepkisi: Tutuklamalar, sansür, yıldırma. Önemi: Reformcu sloganlardan açıkça rejim karşıtı sloganlara doğru belirgin bir geçiş oldu.

2019, Petrol Fiyatı İsyanı: Yakıt fiyatlarına bir gecede yapılan ve yüzde 300’e varan zamlar bu isyanı tetikledi. Hükümetin Tepkisi: İnternet ülke çapında kapatıldı ve güvenlik güçleri gerçek mermi kullandı. Ölü sayısı yüzlerle ya da 1000’in üzerinde olarak tahmin ediliyor. İran hükümetinin 1979’dan bu yana gerçekleştirdiği en kanlı baskılardan biriydi.

2022, “Kadın, Yaşam, Özgürlük” Hareketi: Mahsa Amini’nin polisin gözünde ahlak kurallarına uymadığı gerekçesiyle öldürülmesi ile başladı. Hareket büyük ölçüde kadınlar ve gençler tarafından yönetildi. Hükümetin Tepkisi: Gerçek mermiyle ateş açma, toplu tutuklamalar ve hızlandırılmış infazlar. Bu, rejim için derin bir meşruiyet krizine neden oldu; protestolar aylarca sürdü.

2023–2024, Devam Eden Direniş: Kadınların zorunlu başörtüsünü reddetmesi ve işçi grevleri, öğrenci protestoları. Hükümetin tepkisi: Gözetimin genişletilmesi, yüz tanıma, daha uzun hapis cezaları.

2025–2026, Yeniden Artan Baskılar: Ekonomik çöküş ve bölgesel çatışmalar karşısında hükümet baskıları bu hareketi tetikledi. Hükümetin Tepkisi: Önleyici tutuklamalar ve gizli infazlar ile toplu gözaltılar rapor edildi. Toplanmalar büyümeden önce protestoları bastırdılar.

15 yılı aşkın bir süredir İran tutarlı bir model sergiliyor: Protestolar → şiddetli baskı → tutuklamalar / idamlar → uluslararası kınama → hiçbir yapısal reform olmuyor.

Baskının şiddeti artarken, özellikle 2022’den bu yana muhalif görüşlere karşı hoşgörü tamamen ortadan kalktı.

Aşağıda İran’ın dış politikası ve askeri duruşunun, komşularına ve daha geniş bölgeye karşı saldırgan olarak nasıl algılandığına dair gerçekçi bir genel bakış sunulmuştur. Bu algı, hem doğrudan eylemleri hem de dolaylı etkileri içermektedir:

Doğrudan Askeri Duruş ve Komşulara Yönelik Tehditler:

Komşu Ülkelere Askeri Uyarılar: İranlı komutanlar, komşu ülkelerin toprakları, hava sahaları veya suları herhangi bir çatışmada İran’a karşı kullanılırsa, bu ülkelerin “düşman” olarak kabul edileceğini kamuoyuna açıkça duyurdular. Bu tutum, belirli koşullar altında çatışmayı sınırlarının ötesine genişletme isteğini işaret ediyor.

Balistik ve İHA Yetenekleri: İran’ın balistik füze programı, Orta Doğu’nun en büyük programlarından biri olmaya devam ediyor. Tahran bunu dış tehditlere karşı bir caydırıcılık olarak nitelendiriyor. Ancak füzelerinin büyüklüğü ve menzili -ve insansız hava araçlarıyla entegrasyonu-, saldırgan veya istikrarsızlaştırıcı eylemlerde kullanılma olasılığı nedeniyle, komşu ülkeler ve küresel güçler arasında güvenlik endişeleri yaratıyor.

Aracı Ağlar ve Etki Operasyonları: İran, yalnızca geleneksel silahlı kuvvetleri aracılığıyla hareket etmemektedir. Bölgedeki iddialı tavrının büyük bir kısmı, müttefik devlet dışı aktörlere verdiği destekten kaynaklanmaktadır:

Lübnan’daki Hizbullah: Hizbullah, Tahran ile derin bağlara sahiptir ve Levant bölgesinde İran’ın önemli bir vekili olarak faaliyet göstermektedir. İran, Hizbullah’a para, silah, eğitim ve siyasi destek sağlayarak, Hizbullah’ın İsrail’e karşı güç gösterisi yapmasını ve Lübnan siyasetini etkilemesini mümkün kılmaktadır. Bu, uzun süredir devam eden, aracılı İran-İsrail savaşının temel unsurlarından biridir.

Yemen’deki Husiler: İran, Yemen’deki Husi hareketine silah, eğitim ve lojistik destek sağlamıştır. Böylece Husilerin, Suudi Arabistan’ı tehdit etme ve Bab el-Mandeb Boğazı’ndan geçen deniz trafiğini aksatma kapasitesini geliştirmesine yardımcı olmuştur. Bazı analistler, zaman zaman Husi liderliğinin bağımsız olduğunu savunmasına rağmen, Husileri bölgesel anlaşmazlıklarda İran’ın önemli ortağı olarak görmektedir.

Irak ve Suriye’deki Şii Milisler: Irak ve Suriye’deki İran yanlısı milisler, değişen derecelerde özerklik içinde hareket etmişlerdir. Ancak Tahran, bölgedeki etkisini sürdürmedir. Aynı zamanda ABD veya müttefik güçlerine meydan okuma çabalarının bir parçası olarak, bu grupları desteklemekte, silahlandırmakta ve bazen de yönlendirmektedir.

Vekalet Savaşları ve Bölgesel Gerilimler:

İran-İsrail Vekalet Savaşı: İran ve İsrail, İran’ın Hizbullah ve Hamas gibi Filistinli gruplara verdiği destek ve İsrail’in İran müttefiklerini ve altyapısını hedef alan hava saldırılarıyla karakterize edilen, süregelen bir vekalet savaşı içindedir. Savaş, 2024-2025 yıllarında daha geniş çaplı çatışmalara dönüşerek, füzeler ve insansız hava araçlarının kullanıldığı doğrudan saldırılara yol açmıştır.

Körfez Ülkeleri Üzerindeki Etki: İran’ın ittifakları ve söylemleri Körfez monarşileriyle ilişkilerin zaman zaman gerilmesine neden olmuştur. Bazı Körfez ülkeleri, bölgeyi istikrara kavuşturmak için Tahran’la gerginliği azaltmaya çalışsa da, İran’ın stratejik niyetleri ve güvenlik politikaları konusunda derin şüpheler devam etmektedir.

Tahran Neden Bu Politikaları İzliyor?

Birçok analist İran’ın iddialı duruşunun ardında, tarihî güvensizlik, ideolojik hedefler, jeopolitik rekabet ve stratejik caydırıcılık gibi faktörlerin birleşimi olduğunu işaret ediyor:

• Tarihî Düşmanlık: 1980-1988 İran-Irak Savaşı ve devrim sonrası erken dönemdeki izolasyon, İran’ın güçlü caydırıcılığının ve müttefik ağlarının, varlığını sürdürmek için hayati önem taşıdığı görüşünü şekillendirdi.

• Güvenlik İkilemi: İran, kendisini ABD’nin askeri gücü ve İsrail ile Suudi Arabistan gibi rakiplerinin tehdidi altında görmektedir. Bu nedenle İran’ın tepkileri genellikle, savunma için gerekli olan tepkilerle sınırlı kalmaktadır.

• İdeolojik İhracat: İran içindeki bazı unsurlar, “direniş” olarak adlandırdıkları hareketlere verilen desteği, hem ideolojik bir bağlılık hem de nüfuzlarını genişletmenin bir yolu olarak görüyorlar.

İran’ın komşularına yönelik dış politikası şu faktörlerden oluşmaktadır: Güçlü caydırıcı söylemler ve füze stoku. Komşu devletlerde etki sahibi olan veya bu devletlerle savaşan vekil gruplara kapsamlı destek. Sınırların ötesine sıçrayan (özellikle İsrail ile) aracılı çatışmalar. Ve diğer devletlerin de çatışmaya dâhil olması halinde çatışmaları genişletebilecek bölgesel uyarı mesajları.

Bu politikalar, İran liderliği tarafından bölgesel duruş ve gerekli savunma olarak nitelendirilse bile, yabancı hükümetler ve güvenlik analistleri tarafından genellikle iddialı veya saldırgan olarak tanımlanmaktadır.

Birçok insan hakları savunucusu, uluslararası kurum ve İran vatandaşları, İran’a özgürlük ve hürriyet getirilmesini, ahlaki, hukuki, sosyal ve jeopolitik nedenlerle hayati önem taşıyan bir konu olarak görüyor.

Tartışmanın özünde, özgürlük ve hürriyetin evrensel insan hakları olduğu -hükümetler tarafından verilen ayrıcalıklar olmadığı- ve İranlıların da diğer ülkelerdeki insanlar gibi bu haklara sahip olduğu gerçeği yatmaktadır. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, ifade özgürlüğü, inanç özgürlüğü ve barışçıl toplanma özgürlüğü gibi hakları her insanın doğuştan sahip olduğu haklar olarak tanımaktadır. Günümüz İran’ında ifade özgürlüğü, toplanma özgürlüğü, basın özgürlüğü, din özgürlüğü ve cinsiyet eşitliği büyük ölçüde kısıtlanmaktadır. Bunun yanı sıra birçok gazeteci ve aktivist, sadece fikirlerini açıkladıkları için tutuklanmakta veya hapse atılmaktadır. İnsan onurunun ve kendi kaderini tayin etme hakkının temel unsurları olan bu haklar olmadan vatandaşlar, kendi çıkarlarını savunamaz, suistimallere karşı çıkamaz veya kendi toplumlarının şekillenmesine anlamlı bir şekilde katılamazlar.

İranlılar, daha fazla özgürlük ve yapısal değişim için yaygın bir istek taşıdıklarını defalarca ortaya koymuşlardır. Son anketler, çoğunluğun tercih şansı verildiğinde rejim değişikliğini veya önemli siyasi reformu seçeceğini göstermektedir. “Kadın, Yaşam, Özgürlük” hareketi gibi hareketler, özellikle kadın hakları ve eşitlik konusunda sosyal ve siyasi özgürlükler için halkın sürekli talebini göstermektedir. Gerçek özgürlük sadece yabancı bir fikir değil, nesiller boyunca İranlılar arasında derinden kök salmış bir özlemdir; uzun vadeli istikrar ve adalet için bir ön koşuldur.

İran’ın imzaladığı antlaşmalar da dâhil olmak üzere uluslararası hukuka göre ülkeler, düşünce, din, hareket ve barışçıl protesto özgürlüğü gibi temel hakları korumakla yükümlüdür. Seçilmemiş organlar tarafından seçimlerin sıkı bir şekilde kontrol edildiği ve birçok siyasi sesin dışlandığı İran’ın mevcut sistemi, demokratik standartları karşılamamaktadır. Bu normlara saygı göstermek, sorumlu ülkeler için isteğe bağlı değildir; barışçıl küresel etkileşim, iş birliği ve karşılıklı saygının inşa edilmesinin bir parçasıdır.

Özgürlük, özellikle ifade, toplanma ve düşünce özgürlüğü, yenilikçilik, bilimsel ilerleme ve ekonomik kalkınmayla yakından bağlantılıdır. İran’daki siyasi ve eğitimle ilgili kısıtlamalar üzerine yapılan araştırmalar, uzun süreli otoriter yönetimin, bölgesel ve küresel emsallerine kıyasla bilimsel işbirliğini ve kurumsal büyümeyi yavaşlattığını göstermektedir. Daha özgür bir toplum, genellikle daha fazla yaratıcılığın, yatırımın ve insan potansiyelinin gelişmesine olanak tanır; bu da sadece bireylere değil, ülkenin tamamına fayda sağlar.

İnsanların sivil özgürlüklerden ve siyasi özgürlükten yararlandığı bir İran, saldırgan bölgesel politikalara ve aracılı savaşlara daha az eğilimli olacaktır. İzole edilmiş elit kesimin çıkarları yerine vatandaşlarına duyarlı, halkın çıkarlarını gözeten bir hükümet, komşularıyla daha istikrarlı ilişkiler kurarak Orta Doğu’daki çatışma nedenlerini azaltabilir. İç özgürlükler sadece İran içindeki yaşamı iyileştirmekle kalmaz, aynı zamanda bölgesel güvenlik ve iş birliğine de katkıda bulunabilir.

İnsan hakları savunucuları için özgürlüğü teşvik etmek sadece stratejik bir amaç değil, aynı zamanda ahlaki bir görevdir. Dünyanın her yerindeki insanlar özerkliğe, onura ve kendi topluluklarını şekillendirme yeteneğine sahip olmayı hak ediyor. İran’da özgürlüğü desteklemek, adalet, eşitlik ve her bireyin doğuştan sahip olduğu değerine saygı için yürütülen, daha geniş küresel hareketlerle uyumludur.

2 Yorum
  1. Turhan Boynuince diyor

    Super olmus Sagin

  2. Turhan Boynuince diyor

    Super yazmis Sal

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.