İran’a Karşı Türkler ve Kürtler Neden Güçlerini Birleştirmeli?

Türkler ve Kürtler arasındaki işbirliği, güvenlik, siyaset, tarih ve güvene bağlıdır; bunların hepsi de karmaşık konulardır.
Türkler ve Kürtler arasındaki işbirliği, güvenlik, siyaset, tarih ve güvene bağlıdır; bunların hepsi de karmaşık konulardır.

Türkler ve Kürtler arasındaki işbirliği, güvenlik, siyaset, tarih ve güvene bağlıdır; bunların hepsi de karmaşık konulardır. Bölgede İran kaynaklı gerilimler artmaktadır. Yakın zamandaki üç ayrı olayda İran füzeleri Türk hava sahasına girmiş ve NATO sistemleri tarafından önlenmiştir. İran ayrıca Irak’ın Kürt bölgelerine, füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenlemiştir. İran sınırları içindeki Kürt bölgeleri de hava saldırıları ve ağır askeri baskı altındadır.

Ortak düzeyde güvenlik tehditleri mevcuttur. İran’ın eylemleri (füzeler, milisler, sınır ötesi saldırılar) Türkiye sınırlarını, NATO üslerini ve Irak ile İran’daki Kürt bölgelerini etkileyebilir. Bu bakımdan, ortak bir dış baskı söz konusudur. Daha geniş çaplı bir savaş, ticaret yollarını, enerji tedarikini ve hem Türklerin hem de Kürtlerin yaşadığı sınır bölgelerini istikrarsızlaştırır. Daha büyük bir savaşın içine çekilme riski bulunmaktadır. Kürt gruplar hâlihazırda büyük güçlerin “arasında sıkışmış” durumdadır ve Türkiye, çatışmanın daha derinlerine çekilmekten kaçınmaya çalışmaktadır. Bu nedenle, işbirliği teorik olarak sınırlardaki kaosu azaltabilir.

Türkiye ile Kürt gruplar arasında uzun süredir devam eden çatışmalar nedeniyle bunu başarmak zor olacaktır. PKK gibi gruplarla on yıllardır süren bir çatışma var. Bu çatışmalar binlerce kişinin ölümüne ve derin bir güvensizliğe yol açtı. Türkiye, toprak bütünlüğüne ve güvenliğe öncelik verirken, birçok Kürt grup özerklik veya bağımsızlık arayışındadır. Ancak Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de yaşayan Kürtler birleşik değildir. Farklı grupların farklı ittifakları ve gündemleri vardır; bu nedenle “güçlerini birleştirecek” tek bir Kürt pozisyonu bulunmamaktadır.

Türkler ve bazı Kürt gruplar, istikrarsızlık veya sınır ötesi saldırılar gibi ortak tehditlere karşı taktiksel olarak işbirliği yapabilirler. Bu geçici ve dolaylı bir ittifak (örneğin, her ikisinin de gerilimi tırmandırmaktan kaçınması) veya belirli alanlarda (sınır güvenliği, istihbarat) yerel koordinasyon şeklinde başlayabilir ve gelecekte tam kapsamlı bir siyasi veya askeri ittifaka dönüşebilir.

İran bağlantılı saldırılara karşı gerçek bir Türk-Kürt ittifakı, büyük bir ittifaktan ziyade, daha dar kapsamlı ve pratik bir yaklaşım gerektirecektir. Ve sınırlı bir koordinasyon bile gerçekleşse, enerji yolları ve bölgesel güç dengesi açısından NATO için önem arz edecektir. Çünkü Türkiye hava sahasında NATO sistemleri tarafından çok sayıda İran füzesinin önlenmiştir. Aynı zamanda Irak Kürtleri de bu geniş kapsamlı çatışmanın ortasında saldırıya uğramıştır.

Türk-Kürt İttifakının Koşulları

Öncelikle en önemli koşul, Türkiye ile PKK arasındaki çatışmada bir ateşkes veya gerginliğin azaltılması olacaktır. Türkiye, ABD ve AB, PKK’yı terör örgütü olarak sınıflandırmaktadır. Dolayısıyla bu çatışma, Türk-Kürt güvenlik işbirliğinin önündeki en büyük engel olmuştur. Reuters ayrıca, Türkiye’nin 2025 yılında bir barış süreci başlattığını ve Abdullah Öcalan’ın PKK’ya silah bırakma çağrısı yaptığını, ancak sürecin o zamandan beri durma noktasına geldiğini bildiriyor.

İkinci olarak, herhangi bir ittifakın muhtemelen “Kürtlerin” tamamıyla değil, belirli Kürt gruplarla kurulması gerekecektir. Kürt siyaseti Türkiye, Irak, Suriye ve İran’da parçalanmış durumdadır. Irak’taki Kürt yetkilileri, Türkiye’deki Kürt siyasi partileri, PKK ile bağlantılı yapılar ve İran’daki Kürt grupların hepsi, aynı hedefleri veya komuta yapısını paylaşmamaktadır. Bu da eğer bir işbirliği gerçekleşirse, bunun geniş ve etnik çapta değil, muhtemelen seçici ve yerel nitelikte olacağı anlamına geliyor.

Üçüncüsü Türkiye’nin, bu işbirliğinin sınırlardaki Türk karşıtı silahlı ağları güçlendirmeyeceğine dair güvenceye ihtiyacı olacaktır. Türkiye’nin temel endişesi şudur: İran’la ilgili herhangi bir krizin, PKK bağlantılı veya diğer silahlı Kürt grupların meşruiyet, silah ya da toprak kazanmalarına zemin hazırlayabileceği endişesi.

Dördüncüsü: en gerçekçi model, siyasi uzlaşma değil, pratik bir koordinasyon olacaktır. Basitçe ifade etmek gerekirse bu, füze fırlatmaları konusunda istihbarat paylaşımı, sınır bölgelerinde çatışmaların önlenmesi, sivil bölgelerin ortak korunması ve hem Türkiye’yi hem de Iraklı Kürtleri tehdit eden İran destekli milislere baskı uygulanması anlamına gelebilir. Bu, Türkiye’nin Kürt özerklik projelerini desteklemesinden ya da Kürt silahlı grupların Türk güvenlik politikasına entegre olmasından çok daha kolay hayal edilebilir bir modeldir. Mevcut füze savunma konuşlandırmaları ve Iraklı Kürtlere yönelik saldırılar, bu tür dar kapsamlı bir güvenlik mantığını tam bir ittifaktan daha makul kılmaktadır.

İş Birliğinin NATO, Enerji ve Bölgesel Güç Dengesi Açısından Önemi

NATO için, sınırlı bir düzeyde olsa bile Türk-Kürt iş birliğinin önemi olacaktır. Çünkü Türkiye, ittifakın güneydoğudaki dayanak noktasıdır ve NATO, tekrarlanan füze önleme operasyonlarının ardından Türkiye’nin güneyindeki hava savunmasını zaten güçlendirmektedir. Malatya’ya daha önce gönderilen takviye güçlerin yanı sıra, Adana’ya İncirlik yakınlarına ek bir ABD Patriot sistemi konuşlandırılıyor. Bu, İran kaynaklı olayların NATO için artık teorik olmaktan çıktığı, ittifakın konuşlandırma planlarını zaten şekillendirdiği anlamına geliyor.

Enerji açısından bu mesele çok büyük önem taşıyor. Irak, Hürmüz Boğazı üzerinden tanker trafiğini güvence altına almaya çalışırken, aynı zamanda Körfez üzerinden transit geçişe bağımlı kalmadan ham petrolü Ceyhan’a ulaştırabilecek bir güzergâh olan Kerkük–Ceyhan boru hattını yeniden faaliyete geçirmeyi hedefliyor. Reuters, bu güzergâhın başlangıçta günde yaklaşık 250.000 varil, daha sonra ise Kürt sahaları da dâhil olmak üzere 450.000 varile kadar petrol taşıyabileceğini belirtiyor. Dolayısıyla, Türkiye ve Iraklı Kürt gruplar en azından güvenlik konusunda asgari düzeyde uzlaşabilirlerse, bu durum Hürmüz’e bağımlılıktan kurtulmak için mevcut birkaç önemli alternatiften biri olan bu hatta duyulan güveni artırabilir.

Bölgesel güç dengesi açısından, Türkiye ile Kürtler arasında sağlanacak bir uzlaşma, İran’ın stratejisini zorlaştıracaktır. Reuters’ın haberine göre, İran’ın Irak ve diğer bölgelerdeki müttefik milis grupları, yaşadıkları aksiliklere rağmen faaliyetlerini sürdürüyor. Iraklı Kürtler ise NATO ile bağlantılı tesislere yönelik saldırılarla karşı karşıya kalmış durumda. Ankara ile bazı Kürt yetkililer arasında daha yakın bir koordinasyon sağlanması halinde, İran destekli grupların her iki tarafı ayrı ayrı baskı altına alma imkânı azalabilir.

Ancak bunun tam tersi bir risk de söz konusu: bu tür bir işbirliği rekabeti tırmandırabilir. İran, Türkiye ile Kürtler arasındaki işbirliğinin derinleşmesini düşmanca bir kuşatma olarak algılayabilir. Türk milliyetçileri ise kriz dönemindeki Kürtlerle işbirliğinin ileride özerklik taleplerini desteklemek için kullanılacağından endişe edebilir. Diğer bir deyişle, kısa vadeli güvenliği güçlendirebilecek aynı hamle, uzun vadeli siyasi mücadeleyi de şiddetlendirebilir. Bu, mevcut füze olayları, NATO’nun takviye güçleri, tıkanmış barış süreci ve bölge genelinde Kürt grupların çözümsüz durumu göz önüne alındığında çıkarılan bir sonuçtur.

Füze tehditlerine, milis saldırılarına ve enerji güzergâhlarının kesintiye uğramasına karşı, sınırlı bir taktiksel koordinasyon sağlanabilir. Bu yine de önemli olacaktır; zira NATO’nun Türkiye’nin güney kanadını istikrara kavuşturmasına, Irak’taki Kürt bölgelerinin korunmasına yardımcı olabilir ve Türkiye’nin enerji koridoru rolünü daha değerli hale getirebilir. ABD ve müttefikleri bu barış görüşmelerinde aktif rol alabilirse, Türkiye-PKK barış süreci şu an olduğundan çok daha inandırıcı hale geldikten sonra gerçek bir siyasi-askeri ittifak mümkün olacaktır.

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.