Amerika-İran Çatışmasının Tarihi Arka Planı
İran’ın siyasi söyleminin temel taşlarından biri olan “Amerika’ya ölüm” sloganı, 1979 İran Devrimi sırasında, ABD destekli Muhammed Rıza Pehlevi monarşisini deviren kitlesel protestolar sırasında yaygınlaştı. Protestocular, ABD’nin İran siyasetindeki etkisine karşı öfkelerini ifade etmek için “Amerika’ya ölüm” ve “Şah’a ölüm” gibi sloganlar kullandılar. Devrimci öğrencilerin 4 Kasım 1979’da Tahran’daki ABD Büyükelçiliğini ele geçirmesinin ardından bu slogan, 444 gün süren rehine kriziyle yakından bağlantılı hale geldi. Bu süre zarfında İranlı kalabalıklar, büyükelçilik çevresindeki protestolarda defalarca “Amerika’ya ölüm” sloganı attılar. Devrimden beri bu slogan, İran devleti tarafından kurumsallaştırıldı. Yıldönümlerinde, Cuma namazlarında, mitinglerde söyleniyor. Hatta bazen devlet onaylı duvar resimlerinde ve kamu mesajlarında da yer alıyor.
Farsçada ‘Marg bar’ ifadesi sözlük anlamıyla “ölüm” anlamına gelir. Ancak birçok İranlı dilbilimci ve gözlemciye göre bu ifade siyasi sloganlarda, (örneğin “Amerika’ya lanet olsun”) diğer kültürlerdeki güçlü hakaretlere benzer bir deyim olarak kullanılmaktadır. Yüksek Lider Ayetullah Ali Hamaney de dâhil olmak üzere İran liderleri, sloganın Amerikalıların ölümünü dilemek anlamına gelmediğini söyler. Bunun yerine ABD politikalarına, müdahalesine ve Tahran’ın “kibir” olarak nitelendirdiği davranışlarına karşı düşmanlık ifade ettiğini defalarca dile getirmişlerdir. Ayrıca akademisyenler de bu sloganın, tarihsel sorunlara dayanan anti-emperyalist duyguları ifade ettiğini belirtiyor. Örneğin 1953’te CIA destekli darbeye karşı çıkma, Şah’a destek verme, daha sonra ABD’nin yaptırımları ve Orta Doğu’ya müdahale gibi.
Çoğunlukla İran’la ilişkilendirilse de benzer sloganlar, Hizbullah ve bazı Irak milisleri gibi Orta Doğu’daki müttefik gruplar ve hareketler tarafından da kullanılmıştır. Böylece bu sloganlar, ABD’nin bölgedeki askeri eylemlerine karşı daha geniş bir anti-Amerikan duyguyu yansıtmaktadır. Bu slogan, İran’daki resmi anma törenlerinde ve protestolarda, örneğin büyükelçilik baskınının yıldönümlerinde ve diğer devlet tarafından düzenlenen etkinliklerde hâlâ kullanılmaktadır. Bazen ABD veya İsrail ile gerginliğin arttığı zamanlarda yeniden ortaya çıkmaktadır. İran rejiminin muhalifleri, hükümete karşı daha geniş çaplı protestoların bir parçası olarak bazen bu sloganı kasıtlı olarak reddeder veya alaya alırlar. Günümüzün hükümet karşıtı protestocuları, Tahran yönetimi ile ilgili memnuniyetsizliklerini ifade etmek için daha çok “Hamaney’e ölüm” veya “Diktatöre ölüm” gibi sloganlar atıyor.
İran, Amerika Birleşik Devletleri’ne ve ABD’nin çıkarlarına karşı düşmanca eylemler, müdahaleler ve faaliyetlerde bulunmaktadır. İran devrimcileri 1979 yılında Tahran’daki ABD Büyükelçiliğini ele geçirip 52 Amerikalı diplomat ve vatandaşı 444 gün boyunca rehin aldıktan sonra, ABD ve İran resmi diplomatik ilişkilerini kesmiştir. Bu olay, iki ülke arasındaki düşmanlığın temelini oluşturan bir dönüm noktası olmuştur. Devrimden bu yana ABD, İran’ı Terörizmi Destekleyen Devlet olarak tanımladı. Son yıllarda özellikle İslam Devrim Muhafızları Ordusu (Islamic Revolutionary Guard Corps – IRGC) ve ilgili kuruluşları, ABD güçlerini ve çıkarlarını hedef alan militan vekil güçlere yönelik dış saldırılara karışmak ve onları finanse etmekle suçlayarak, Yabancı Terör Örgütleri (Foreign Terrorist Organizations – FTO) olarak belirledi.
İran, ABD güçleriyle doğrudan çatışmaya girmek yerine, Ortadoğu genelinde vekil milisler ve müttefik gruplar aracılığıyla dolaylı olarak hareket etmiştir. İran destekli milisler, özellikle 2019-2021 yılları arasında Irak ve Suriye’deki ABD üslerine defalarca roket, insansız hava aracı ve füze saldırıları düzenleyerek ABD personelinin yaralanmasına ve ABD’nin misilleme saldırılarına neden olmuştur. İran destekli gruplar, ABD hava saldırılarının ardından Bağdat da dâhil olmak üzere, çeşitli şehirlerdeki ABD büyükelçiliklerine saldırmış veya tehditlerde bulunmuştur. ABD, Harakat al-Nujaba ve Kata’ib Sayyid al-Shuhada da dâhil olmak üzere İran’la bağlantılı birkaç milis grubunu, ABD güçlerine ve diplomatik güvenliğe yönelik saldırılar nedeniyle terör örgütü olarak tanımlamıştır. İran’ın Hizbullah gibi müttefik gruplara verdiği destek, tarihsel olarak ABD çıkarlarına karşı düşmanlığa dönüşmüş, Lübnan ve ötesinde saldırılar ve tehditler yaşanmıştır.
ABD yetkilileri, IRGC ve devlet istihbaratıyla bağlantılı kişiler de dâhil olmak üzere bütün İranlı aktörleri, ABD altyapısını ve kurumlarını hedef alan siber operasyonlar ve casusluk faaliyetleriyle ilişkilendirdi. Bu faaliyetlere üniversiteler, devlet kurumları ve işletmelerin hacklenmesi, yurtdışındaki muhalifleri gözetleme veya sindirme girişimleri de dâhildir. ABD Adalet Bakanlığı ayrıca, ABD topraklarında veya ABD dışında İranlı muhalifleri gözetleme, sindirme kampanyaları ve potansiyel şiddet eylemleri içeren İran komplolarına ilişkin iddianameler de açıklamıştır.
İran devriye botları ve deniz birlikleri, Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi gibi stratejik deniz sularında ABD deniz kuvvetleriyle defalarca çatışmaya girdi. Bu çatışmalardan bazıları, ABD ve müttefik gemilerinin yakınında gerçekleşen ve gerilimi tırmandıran saldırgan manevralardır. Örneğin Şubat 2026’da İran, stratejik Hürmüz Boğazı’nda gerçek mühimmatla tatbikatlar düzenledi ve hatta boğazı geçici olarak kapattı. Washington bu hareketi ABD baskısına karşılık bir güç gösterisi olarak değerlendirdi.
İran’ın ABD etkisine karşı koyma stratejisi, silah transferleri, eğitim ve milis ağları aracılığıyla yürütülen etki operasyonlarını içermektedir. Tahran ayrıca, Irak, Lübnan, Yemen ve Suriye’deki gruplara silah, finansman ve lojistik destek sağlayarak bölgesel bir vekil ağ kurdu. Bu gruplar genellikle ABD birliklerinin veya çıkarlarının bulunduğu bölgelerde çatışmaları tırmandırıyor. Bu gruplar, genellikle bağımsız olsalar da, ABD yetkililerinin İran’ın stratejik hedeflerine hizmet ettiği veya ABD eylemlerine misilleme yaptığını düşündüğü şekillerde ABD güçlerine, diplomatik misyonlara ve koalisyon ortaklarına saldırılar düzenlemiştir.
İran’ın balistik füze geliştirme çabaları ve potansiyel olarak nükleer kapasiteye sahip bir program peşinde olması, Washington tarafından ABD ulusal güvenliğine bir tehdit olarak görülüyor ve bu durum tekrarlanan çatışmalara yol açıyor. ABD liderleri kamuoyuna açık bir şekilde, İran’ı nükleer silah geliştirmek, uzun menzilli füze çalışmalarına yeniden başlamak veya hızlandırmakla suçlamıştır. Bu da askeri güçlenmeye ve yeni yaptırımlara neden oldu. İran’ın füze ve nükleer programları üzerindeki yaptırımlar ve diplomatik çıkmazlar, karşılıklı düşmanlığı körüklemeye devam ediyor. Bununla birlikte İran, sivil nükleer teknoloji hakkını savunmakta ve füze geliştirme üzerindeki kısıtlamaları reddetmektedir. İran’ın nükleer programı, ABD yetkililerini endişelendiriyor çünkü İran, uranyumu silah sınıfına yakın seviyelere kadar zenginleştirdi. Ayrıca zaman zaman UAEA’nın izleme erişimini kısıtladı. Buna ek olarak “bomba üretme süresini” (bomba için yeterli bölünebilir madde üretmek için gereken süre) kısaltan gelişmiş santrifüj teknolojisine sahip. İran, nükleer silahlı bir düşman riski taşıyor. İran ve ABD, 1979’dan beri düşman ülkelerdir.
ABD yetkilileri İran’ın nükleer silah edinmesi halinde, bölgedeki ABD askeri harekâtlarını engelleyebileceğini, Orta Doğu’da konuşlanmış ABD güçlerini doğrudan tehdit edebileceğini ve bölgesel güç dengesini temelden değiştirebileceğini savunuyor. ABD’nin Körfez bölgesinde, Irak’ta ve çevresinde on binlerce askeri bulunuyor. ABD liderleri, İran’ın balistik füze programını nükleer kapasiteyle birleştirebileceğini, İran’ın İsrail ve Körfez ülkelerine düşman olan bölgesel vekil grupları desteklediğini ve nükleer şemsiyenin İran’ın bölgesel faaliyetlerini cesaretlendirebileceğini savunuyor. İran’ın bomba üretmesi durumunda (Suudi Arabistan da bunu hedeflediğini belirtti), Türkiye ve Mısır nükleer olmayan statülerini yeniden gözden geçirebilir ve Orta Doğu çok nükleer bir bölge haline gelebilir. Daha fazla nükleer devlet, yanlış hesaplanmış veya kaza sonucu oluşacak bir nükleer savaş riskini artırabilir. ABD yetkilileri, nükleer silah geliştirme süresinin haftalara inmesi durumunda, diplomatik seçeneklerin sınırlı kalacağını ve krizin istikrarsızlığı artıracağını savunuyor.
İran, yıllar boyunca kendi vatandaşlarına karşı baskıcı ve zorlayıcı önlemler almıştır. Güvenlik güçleri, basın özgürlüğü ve reform talep eden öğrenci gösterilerini şiddetle bastırmıştır. 1999 Öğrenci Protestoları’nın ardından tutuklamalar ve hapis cezaları verilmiştir. Mahmud Ahmedinejad döneminde tartışmalı cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarının ardından, 2009 Yeşil Hareketi’nde milyonlarca kişi protesto gösterileri düzenlemiştir. İranlı yetkililer, gerçek mermi kullanmış, kitlesel tutuklamalar yapmış, muhalefet liderlerini uzun süreli ev hapsine almış ve medya haberlerini kısıtlamıştır. İnsan hakları grupları ölümleri, işkence iddialarını ve zorla alınan itirafları belgelemiştir.
İranlı yetkililer, 2019 Yakıt Fiyatı Protestoları sırasında ülke çapında internet erişimini yaklaşık bir hafta boyunca kapattı ve ölümcül güç kullandı. Uluslararası Af Örgütü, yüzlerce kişinin öldürüldüğünü tahmin ediyor. 2022-2023 “Kadın, Yaşam, Özgürlük” Protestoları’nda, Mahsa Amini’nin ahlak polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra ölümü üzerine yeni protestolar patlak verdi. İranlı yetkililer binlerce kişiyi tutukladı. Gerçek mermi, saçma tabancası ve göz yaşartıcı gaz kullandı. Protestolarla ilgili suçlamalarla bağlantılı infazlar gerçekleştirdi. Gözetim ve kıyafet kurallarının uygulanmasını yoğunlaştırdı. Bir Birleşmiş Milletler araştırma heyeti, ciddi insan hakları ihlallerinin meydana geldiği sonucuna vardı.
İran’da 28 Aralık 2025’ten itibaren, başlangıçta hızla yükselen enflasyon, çöken para birimi ve derin ekonomik sıkıntılar nedeniyle ülke çapında gösteriler patlak verdi. Karışıklıklar, ekonomik şikâyetlerin ötesine geçerek hızla geniş çaplı siyasi protestolara dönüştü. Göstericiler sistemik bir değişim talep ederek İslam Cumhuriyeti liderliğini yüksek sesle eleştirdiler. Protestolar birçok şehir ve eyalete yayıldı. Bununla birlikte İran toplumunun çeşitli kesimlerini kapsadı: çarşı esnafı, öğrenciler, işçiler, kentlerden ve kırsal bölgelerden gelenler. Sloganlar ekonomik taleplerden, doğrudan rejim karşıtı sloganlara doğru genişledi. Bunlara Yüksek Lider Ali Hamaney’e karşı çağrılar ve Rıza Pehlevi gibi isimlere destek de dâhil oldu. Bu da daha geniş siyasi hedeflerin sinyalini verdi. Güvenlik güçleri acımasız bir güçle karşılık verdi.
Ocak 2026 başlarında, Rasht ve Fardis gibi yerlerde birçok şehirde mayın ve gerçek mermi kullanıldı, hatta birçok ölüm de bildirildi. Kitlesel kayıp tahminleri farklılık gösterse de, bağımsız gruplar ve insan hakları gözlemcileri, binlerce ölüm ve yüz binlerce yaralanma ile bunun, 1979 İslam Devrimi’nden bu yana İran’daki en ölümcül ayaklanma olduğunu bildiriyor. İranlı yetkililer, 8 Ocak 2026 civarında ülke çapında internetin kapatılmasını emretti. Bu, iletişimi kısıtlamak ve baskıların belgelenmesini engellemek için sıkça kullanılan bir taktiktir. Raporlara göre, güvenlik güçleri sağlık çalışanlarını hedef aldı ve hasta bakımına müdahale etti. Silahlı milisler ve polis, üniversite kampüslerindeki öğrenci protestolarını bastırmak için görevlendirildi. İran mahkemeleri, “Tanrı’ya düşmanlık” gibi suçlamalarla protestoculara ölüm cezaları verdi. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, siyasi muhalefetle bağlantılı olası infazlar konusunda alarm verdi.
Daha önceki birçok ayaklanma dalgasından farklı olarak, 2025-26 protestoları belirli konuların (başörtüsü zorunluluğu gibi) ötesine geçti. Bunlar sistemik ve potansiyel olarak rejim düzeyinde değişiklik taleplerini de kapsayan geniş siyasi talepleri içeriyordu. Bu dalganın genel olarak, 2022’de Mahsa Amini’nin ölümünün ardından başlatılan ve İran’ın on yıllardır gördüğü en yaygın meydan okuma olan “Kadın, Yaşam, Özgürlük” hareketinden daha büyük ve daha geniş kapsamlı olduğu kabul ediliyor. Yeşil Hareket (2009), akaryakıt fiyatı protestoları (2019) ve Mahsa Amini protestoları (2022-2023) gibi önceki hareketlerin her biri önemli bir etkiye sahipti. Ancak hiçbiri bu ölçekte ülke çapında sürekli protestolarla, toplumun bu kadar çeşitli kesimlerini bir araya getirmedi.
Geniş katılımına rağmen hareket, merkezi bir liderlikten yoksundur ve reformistlerden monarşinin yeniden kurulmasını destekleyenlere kadar ideolojik olarak çeşitlilik göstermektedir. İran dışında, Rıza Pehlevi de dâhil olmak üzere aktivistler ve sürgündeki muhalifler, İranlı protestocuları desteklemek için dünya çapında eylem günleri çağrısında bulunmuş ve dünyanın büyük şehirlerinde gösteriler planlanmıştır. İngiltere ve diğerleri de dâhil olmak üzere yabancı hükümetler, İran hükümetinin tepkisini kınamış ve İran’ın güvenlik güçlerini ve baskıyla bağlantılı elit kurumlarını hedef alan yeni yaptırımlar getirmiştir.