İran Savaşı Konusunda Saçma İddia

“Kanıtın yokluğu, yokluğun kanıtı değildir”

İnsan kusurlu ve noksandır. Gözünün önünde yaşanılanları dâhi çok alakasız zaviyelerden değerlendirme ‘yeteneğine’ sahiptir. Misal, şu değerlendirmeye bakar mısınız? “İsrail, yükselen Türkiye’nin önünü kesmek için İran’a prim yaptırarak, Türkiye’den rol çalmasına yardım etti. Bizim kafası karışık Atatürkçüler bile İran’cı oldu. İran’ı İslam dünyasının lideri konumuna oturttu”. Breh breh breh… Böyle bir söylem geliştirmek için sizce insan nasıl bir kafa yapısına sahip olmalıdır? Büyük ihtimalle nifak yaydığını düşünürüm ben – ki adam taraftar da topluyor. Ona inanan insanlar var etrafında.

Hani komplo teorisi dediğimiz cinsten teoriler vardır ya. Üstteki tespit bir komplo teorisi yarışması yapılsa, kesin birinci gelir. Ülkede belli bir kesim Türkiye – İran yakınlaşmasına ölesiye karşıdır. Oysa İran – Türkiye el ele verse bölgemizde birçok sorun hallolur.

İran – Türkiye yakınlaşmasının önündeki engel, bana göre dini temelli olmaktan çok siyasi temellidir. Zira dünyadaki tüm farklılıklar siyasi amaçlar uğruna köpürtülür ve hatta şeytanlaştırılır. Neden? Zira siyasi güç, egemenlik ve para demektir. Egemenlik ve paraya ulaşmak isteyen kesimler, siyaseti bir mücadele alanı olarak görür. Yandaş devşirmeye ihtiyacı vardır. Bunu nasıl sağlar? Başta dini ve milli ögeleri kullanır. Düşmanlık yaratmak, şeytanlaştırmak, korku, endişe yaymak, kalabalıkları konsolide etmeye yarar.

Barışçıl söylemler, iddiasız tavırlar, objektif bakış, siyasetin işine gelmez. Zira bu yolla taraftar toplayamaz. Taraftar bulamayınca iktidar olamaz. İşte bunun için ötekileştirmeye, beka sorunu yaratmaya ihtiyaç duyar. Yoksa dinde, kültürde, yaşam biçiminde pek sorun yoktur. O bakımdan tüm olumsuz çıkışları siyasi temelli bulurum.

Siyaseti insan yapar. İnsan dindirilemez hırslarını, arzularını siyaset aracılığıyla gerçekleştirmek ister. Burada daha çok ‘altta kalanın canı çıksın –  gemisini kurtaran kaptandır’ mantığı işler. Tüm dünyada refahın, huzurun yerleşmemesinin temelindeki ana unsur budur genel hatlarıyla. Gerisi lafügüzaftır, teferruattır, laf salatasıdır, cambaza baktırmaktır…

İran hakkındaki üstteki tespiti bu çerçevede değerlendiririm – ki İran’da da Türkiye aleyhine benzer söylemlerin dolaştığına eminim. O hâlde sıradan bir vatandaş nasıl bir metot izlemelidir ki bu türden aşırı ajitasyon içeren söylemlerden kaçınsın.

Günümüz insanının en büyük sorunu manipülatif, kirli bilgiden uzak kalamamasıdır. Her gün yüzlerce mesaja maruz kalan insan, tüm bunları dosyalamakta sıkıntı yaşıyor. Adeta abandone oluyor, beyni sisleniyor. Öncelikle haber kaynaklarını filtrelemekte fayda var derim. Sonra, tek veya benzer mecralardan beslenmemek gerekiyor. Her düşen bilgiye itibar edilmemesi gerekiyor. Teyit etmeye çalışmak ve başka başka kaynaklardan da doğrulatmak gerekiyor. Amiyane tabirle ‘sazan gibi atlamamak’ lazım.

Hele savaş dönemleri, her türlü imkânın sahaya sürüldüğü bir mücadele alanıdır. Orada sadece silahlar konuşmaz. Medya, algılar, propaganda, psikolojik savaş sonuna kadar devrededir. Orada insana acınmaz. İnsan sadece bir araçtır savaşta. Bir malzemeden ibarettir.

Aslında en güzel sağlama yöntemi, doğrulama aracı insanın vicdanıdır, iç sesidir. İç sesi insanı çoğunlukla doğru yöne götürür. O bakımdan tüm olanı biteni bir de vicdan süzgecinden geçirip, değerlendirmekte yarar vardır. Yönlendirmelere, maksatlı haberlere bilgilere ‘dur’ demek olumlu tavırdır.

Durmak, sakinleşmek, iç muhasebesi yapmak modern çağda pek kolay değildir. Zira hayat şartları insanı koşturmaya zorlar. Tüm bu hengâme içerisinde düşünmeye dâhi fırsat kalmaz.

O bakımdan kriz anlarında yukarıdaki tarzda paylaşımlara daha fazla dikkat etmekte yarar vardır. Toplumdaki sinir uçlarına dokunmamaya özen göstermek, bilinçli, sorumlu yurttaşlık görevidir.

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.