2026 Hiç Şaşırtmadı
“Kurtlukta kanundur: düşeni önce arkadaşı yer”
Bakıyorum da insanlar çok şaşkın ve tedirgin. Venezuela lideri Maduro’nun paketlenişi insanları şaşırtmış. Oysa buna hiç gerek yok. Zira 2026 kendinden bekleneni vermiştir. Hani derler ya “Perşembenin gelişi Çarşambadan bellidir” diye. Bugün yaşananlar da tam öyle işte. Ne bekliyordunuz ki?
Deniyor ki; “uluslararası hukuk askıya alınmış”mış. Uluslararası hukuk var mıydı ki askıya alınsın! ABD’nin Venezuela harekatı gözleri sonsuza değin açmak için iyi bir fırsat sundu. Evet, uluslararası ilişkilerde sadece güç geçerlidir. Hatta öyle ki, paradan da önce güç..
Bunu şöyle de açıklayabiliriz: örneğin K. Kore fakir bir ülke ama nükleer silahı var ve bu, ülkeyi dokunulmaz kılıyor. Eğer K.Kore’de nükleer silah olmasaydı Kim Young şimdiye kadar elli kez paket olmuştu. O bakımdan ben imkanı bulan her ülkeye nükleer silah temin etmesini salık veririm.
Son dönemde Türkiye’nin uluslararası arenada daha itibarlı hâle gelmesinin altında yatan sebep nedir? Askeri alanda güçlenmesi ile alakalıdır bu itibar. Bugün Almanya’yı düşünelim. Almanya dünyanın 4. büyük ekonomisine sahip olmasına rağmen askeri alanda bir cücedir ve Almanya’da diplomasi de pek ciddiye alınmaz. Örneğin Rusya ise dünyanın 10. ekonomik gücüdür ama askeri gücünden dolayı masada sözü dinlenen ülkedir.
2026 yılıyla beraber dünya artık gücün iyice su yüzüne çıktığı ve orman kanunlarının daha belirginleştiği bir döneme yelken açılıyor. Gücün varsa konumunu ona göre tahkim edersin; yoksa İran örneğinde olduğu gibi düşüşe geçersin. Bu noktada Türkiye çok kritik bir durumda ve Suriye sahasındaki gelişmeler ve İsrail’le olan bilek güreşi, ülkemizin yakın geleceğini belirleyecek.
Tabii bu konuda savunma sanayi ürünlerine büyük iş düşüyor. Fakat oradaki handikap ise geliştirilen yeni ürünlerin büyük oranda test aşamasında oluşu ve silahlı kuvvetler envanterine tam girmeyişidir. Ama olsun bu hâliyle bile Türk savunma sanayi büyük caydırıcılığa sahiptir.
Venezuela hadisesi beni hiç şaşırtmadı. Burada herkes ABD’ye yükleniyor. Fakat ABD kadar oradaki halkın ve hükümetin de sorumluluğu var. Tek kurşun atmadan ve hiçbir direnişle karşılaşmadan ülke lideri ‘en korunaklı’ yerlerin birinden nasıl alınıyor?
Diyelim ki hükümet içinde bazıları satıldı ve Maduro teslim edildi ama halktan hiç tepki gelmemesi ayrı bir tuhaflık. Demek ki Maduro iktidarının halkta karşılığı bulunmuyormuş.
Suçu başka yerlerde aramak, birilerini suçlamak işin kolay yoludur. Ancak genelde suç kolektiftir. Toplumsal suçtan, duyarsızlıktan bahsetmek, emperyalizmi suçlamaktan önce gelmelidir.
Bundan böyle fırsatını bulan her ülke, gücü nispetinde kazanımlar elde etme yolunda daha cüretkar davranacaktır. Her güçlü ülke öncelikle etrafında ve yakın bölgelerde ‘mıntıka temizliğine’ gitmek isteyecektir. İsrail ve ABD bunu hep yapıyor zaten. Rusya hakeza öyle. Türkiye de imkân buldukça yapıyor bunu. Şimdi sıranın Çin’e ve diğer güçlü ülkelere geldiğini düşünüyorum.
ABD, Amerika kıtasında tam bir hakimiyet kurma eğilimine girdi. Rusya Ukrayna’da amaçlarını realize edecek ve belki sonraları Baltık bölgesine ve Türkistan’a yönelecek. Çin, öncelikle Tayvan sorununu çözecek; ardından başka hedeflere ilerleyecek. Türkiye ise Suriye SDG olayını halletme yoluna girecek öncelikle. Sonradan İsrail’le bir kapışma da ihtimal dahilindedir. Afrika derseniz zaten orada hep bir düşük yoğunluklu kapışma söz konusudur ki uzak Asya’da da öyle.
Başta dediğim gibi 2026 senesi bekleneni vererek başladı. Şimdi soru şu: tüm bu krizler, küçük çaplı savaşlar, lokal seviyede mi kalacak yoksa daha büyük bir savaşa mı evirilecek? 2026 yılı bu soruya cevap bulduğumuz bir zaman aralığı olacaktır.