Kabak ve Işıklar Ülkesi Likya

Kabak Koyu’na gitmek için Mersin’den yola çıktım. Güney Akdeniz seyahatin Fethiye’ye direkt otobüsü varmış. Ancak internetten araştırınca, bu firmayla ilgili şikayetlerin fazlaca olduğunu gördüm. O sebeple önce Ulusoy ile Antalya’ya gittim. Sabah 9.00 gibi Antalya otogarında indim. Antalya-Fethiye arası, genelde minibüs gibi şeyler çalışıyormuş fakat ben sabah saat 10.30’da Pamukkale’nin otobüsüne denk geldim. Yayla yolu denen rota üzerinden gittim. Bir de sahil yolu seçeneği varmış. Sahil yolunu bilmiyorum ama 3 saat boyunca yayla yolunda gördüğüm manzaralar ve coğrafyanın dokusu, gerçekten muhteşemdi.

zz
Antalya’dan Fethiye’ye gelirken, eğer yayla yolundan geliyorsanız, manzaranın tadını çıkarmak için şoför tarafındaki koltuklarda ve tabii ki pencere kenarında oturmanızı tavsiye ederim. Fotograf: Ozan Buğdaycı / The Epochtimes

Çok doğru bir zamanda yola çıkmışım. Kış mevsimindeyiz fakat hava sıcacık, herkes tişörtle dolaşıyor.

Yol boyunca gördüğümüz dağlar ve arazi, yemyeşil ormanlarla kaplı. Ormanların daha seyrek olduğu bölgelerde ise bazı ağaçlar hala kışı yaşıyor ve çıplaklar, bazıları yemyeşil, bazıları ise sonbahar tonlarında….aynı şekilde, bazı büyük düzlükler yemyeşil, bazıları da sapsarı.

1795313_10152086704923347_1505307339_o
Yol boyunca bitmeyen dağların zirveleri karlarla kaplı. Renk tonları nefes kesici. Fotograf Ozan bugdaycı/ the Epochtimes

Yolun bu kadar güzel olacağını beklemiyordum. Bu mevsimde havanın çok güzel olması da bir şans ve bütün bu renkleri bir arada görebilmemi sağlıyor ayrıca otobüs gayet güzel. Tertemiz, servis de çok iyi. Gayet sağlam bir müzik arşivi varmış. Yol boyunca, Joe Satriani çılgın sololarıyla bana eşlik ediyor.

Kabağa ulaşmak için, Fethiye’ye indikten sonra, Faralya köyüne gitmek gerekiyor fakat kış sebebiyle Faralya dolmuşları günde 3 defa servis yapıyormuş. Son araba 15.30’da.

1617771_10152086715048347_1082881691_o

Fethiye’de indim nihayet. Carrefour’un önünde bekliyorum. Muz satan bir adam var köşebaşında. Yüzünden iyi bir adam olduğu belli oluyor. Yanıma geldi ve nereye gittiğimi sordu. Kabağa gittiğimi söyleyince, 2 saat daha beklemek zorunda olduğumu öğrenmiş oldum. Saat 13:30.

Beklemeye başladım. Muzcu amca tekrar geldi ve az ilerde sokağın iç tarafında bir çay ocağı olduğunu söyledi. Kendisi de çay almak için oraya gidiyordu. Peşine takılıp çay ocağında 1 saat oturdum.

1912218_10152086710478347_131857816_o
Faralya dolmuşuna bindiğiniz zaman, şoför hizasındaki koltuklara oturmayın, sağ taraftaki koltuklara ve pencere kenarına oturun çünkü köye doğru tırmanırken göreceğiniz manzaralar sizi büyülemeye yetecek. Fotograf Ozan Bugdaycı / The Epochtimes

Faralya köyü, muhteşem bir konuma sahip. Kelebekler vadisinin dibinde. Nefis bir doğa var burada.

Köye yaklaştığımızda, dolmuşta 1 kişi dışında kimse kalmamıştı. Genç şoförle güzelce sohbet ettik. Fotoğraf çekebilmem için bana jest yapıp güzel noktalarda sürekli hızını düşürüyordu.

xx
Kelebekler vadisinin üzerine yerleşmiş olan Faralya köyü, konum olarak dünyanın en güzel noktalarından birinde bulunuyor olmalı. Ozan Bugdaycı / The Epochtimes

Buraya Özgür ve Meltemi görmek için geldim. Kabak’ta geçen seneden bu yana bir pansiyon- kamp evi işletiyorlar. Keyifleri gayet iyi, ideallerindeki hayatı yaşamaya çalışıyorlar. 1 senedir söz vermeme rağmen bir türlü gelemiyordum buraya, onlar da artık benden umudu kesmişti, o yüzden aniden bir otobüse atlayıp geldim.

Meltemin tarif ettiği kavşakta indim. Dolmuştaki köylü adam da indi, o da benimle aynı tarafa gidecekmiş. Patika yolda birlikte yürümeye başladık. Bir süre sonra bizim çocukların mekanı olan ‘‘The House’’ pansiyonu buldum.

1796913_10152081448673347_1060238420_o

Kocaman bir bahçeleri var ve önünüz sonsuz bir deniz. Denizden 50-60 metre kadar yüksekteyiz ve deniz ayaklarımızın dibinden sonsuzluğa kadar uzanıyor. Muhteşem bir manzara var.

Sol tarafınızdan ise görkemli Eren dağı yükseliyor. Bir rivayete göre Eren dağı buzul çağında dahi buz tutmamış ender yerlerden biri. Çok güzel bir dağ. Hayranlıkla bakakalıyorum. Yamaçları sık ağaçlarla kaplı. Bizim olduğumuz taraftan şahane görünüyor, sizi içine çekmek ister gibi duruyor. Kokusunu ve serinliğini alabiliyorum. Dağın zirvesi öğlen vakti bulutlarla donanıyor.

1622474_10152081419868347_407261408_o

…hamaklar, köpekler, kediler var. Tertemiz bir hava var. Bu muhteşem manzaraya karşı yapılan kahvaltılar var. Her şeyi kendin yapmak var. Doğal malzemelerle evini süslemek var, banyo duvarını çakıl taşlarıyla kaplamak var. Bambulardan çerçeve yapmak var. Kabakları oyarak lambalar yapmak var. Sessizlik var. Akşamları bir yıldız denizi var. Nefis gökyüzü altında ateş yakmak, gözleme yapmak var. Ormandan odun getirip akşamları sobayı ateşlemek var.

Akşamları burası bir dağ evi havasına bürünüyor. Çayımız her gece sobanın üzerinde fokurduyor.

yy
Kabak koyu. Fotograf Ozan Bugdaycı / The Epochtimes

Sait var bir de. Babası burada bir yer işleten Alman bir çocuk. Almanya’da yaşıyormuş ve 2-3 haftalığına gelmiş. Almanya’da ağaç budama işindeymiş. Kahvaltı yaparken manzaraya bakıp önce ‘‘burada krallar gibiyiz öyle değil mi?’’ dedi ve ardından ‘‘Ben de artık kendim için bir şeyler yapmak istiyorum. Buraya gelmek, kendim için bir yer açmak istiyorum’’ dedi ama bunu o kadar iç çekerek söyledi ki, umarım bir gün bu dileğine ulaşır. Arada bir uğruyor. Köpeği ile yürüyüş yapıyor. Geçen gün Özgür’ü alıp köy düğününe götürdü. Çok güler yüzlü bir çocuk.

Bir de Ahmet abi var. Pansiyon için büyük bir ahşap bar yapıyor. Köpeği pincher ile çok iyi bir ikililer, birbirlerine çok düşkünler. Pincher, pişen etlerin önünde sürekli devriye atıyor ve diğer köpekleri yanaştırmıyor.

1781825_10152081465568347_101015469_o

Bugün ilk defa yürüyerek plaja kadar indim. Toprak yoldan yaklaşık 20-25 dakika yürüdüm. Dik bir yol. Özellikle sahile yaklaştıkça dikleşiyor fakat yol boyu manzara muhteşem. Koy, yukarıdan muhteşem görünüyor. Eren dağı ise zaten nefes kesici. Çok yüksek ve derin bir boşluğun içerisindesiniz.

1980045_10152081451063347_1408928452_o
Plaj tamamen çakıl. Taşların üzerinde yaklaşık yarım saat kadar uzandım. 10-15 metre ötede bir bayan yoga yapıyor. Birkaç kişi denize giriyor. Hava sıcacık fakat güneş inince soğuyor. Ozan Bugdaycı / The Epochtimes

Burçak da burada. Özgürün kuzeni. Birlikte çalışıyorlar. İstanbul’un stresinden kopup buraya gelmiş ve gayet mutlu. Çok çalışkan, sessiz sedasız işlerini yapıyor. 2 gündür her yeri boyamakla meşgul. Çok yaratıcı ayrıca. Taşlarla, ağaç parçalarıyla, bambularla nefis işler çıkarıyor, dikiş işleri de yapıyor. Çok sabırlı. Küçük detaylarla saatlerce uğraşıyor. Evin dekorasyonunda Meltemle birlikte çalışıyorlar.

Mesut var bir de.  Meltemin abisi. Tadilat işlerine yardım ediyor. Aşçılık akademisinden mezun. Burçakla beraber bize çok lezzetli yemekler yapıyorlar. Resmen döktürüyorlar diyebilirim. Mesut bu sezon Kabak’ta. Yan taraftaki kampın aşçılığını yapacak. Her gece sohbet ediyor, kafa dağıtıyoruz.

dfgg

Özgür de şu aralar yoğun şekilde bahçeden, tadilattan sorumlu. Hiç yorulmadan bu kadar uzun süre kazma kürek sallayabilen insanı az görürsünüz. Toprağı sevdiği belli. Makine gibi yorulmadan çalışıyor. Aynı anda birkaç şey yapıyor. Dağdan çim getirip ekiyor. Soğan, nane ekiyordu geçen gün. Çapa yapıyor, suluyor vs.

Akşamları gürül gürül soba yakıyoruz, hep birlikte yemek yiyip sohbet ediyoruz, film izliyoruz. Kabak boş ve dingin. En güzel mevsimi. Bana sorarsanız, buraya sezonda gelmeyin. Ölü sezonda gelin ve keyfini çıkarın.

1941449_10152081388183347_1108169346_o

Ahmet abiye kötü bir haber geldi. Pincher’ın asıl sahibi olan Aslan abi, hayvanını geri almış. Aslan abi ateşli bir hayvansever. Neredeyse yüzlerce hayvana bakıyor. Sadece kedi köpek değil, her türlü hayvana. Ahmet abi ise şu an çok üzgün ve yeni bir köpek arayışında. İnternetten barınakları tarıyor. Bir barınak köpeğini sahiplenecek. Pincher gece rüyalarına giriyormuş.

Burçak’ın yemekleri çok lezzetli. Annesi de çok iyi yemek yaparmış. “Bunu internette duyuracağız herkes buraya gelip senin yemeklerini yemeli” diyorum, “Sakın öyle bir şey yapma ben baskı altında yemek yapamam” diyor.

xvxcxvx
Kabak koyu ve civarında çok sayıda camping alanı bulunuyor. Bölge 1. derecede sit alanı olmasına rağmen kamp sayısı son yıllarda artmış durumda. Fakat yine de betonarme bina sayısı yok denecek kadar az. Fotograf: Ozan Bugdaycı / The Epochtimes

Evin hemen yukarısında bir bakkal varmış. Mahrumiyet bölgesi olduğu için fiyatlar biraz pahalı bu bakkalda. Meltemle bakkala doğru yürüdük. Heralde dünyadaki en güzel bakkal yolu burasıdır. Papatya tarlalarının içerisinde yürüyoruz. Önümüzde derin bir vadi ve heybetli dağlar yükseliyor. Çok ama çok güzel bir patika. Her yer yemyeşil, ağaçlar çiçek açıyor.

Bugün Özgürün tavsiyesi ile koy tarafına doğru değil de, diğer tarafa doğru yürüyüşe çıktım. Sadece bizim bulunduğumuz noktadan bile 7 ayrı yürüyüş hattı varmış. Yürüyeceğim patika yüzlerce kilometrelik Likya yolunun çok küçük bir parçası. Patika boyunca kayalar sarı kırmızı boyanmış. Evin önündeki dik yokuştan aşağı doğru 4-5 dakika indikten sonra, sağ tarafa doğru patikanın kıvrıldığını gördüm ve işaretli kayaları izlemeye başladım.

vvvcccc

Bir anda kendimi ormanın içinde buluverdim. Arıların ve kuşların sesi ormanın içerisinde yankılanıyor. Çıt yok. Tarifsiz bir güzellik var. Patika boyu bazı yerlerde manzara o kadar güzel ki, sindirebilmek için durup birkaç dakika izliyorum ve yürümeye öyle devam ediyorum. Ormanın içerisinden aşağı doğru denize bakıyorum. Çam ağaçlarının arasında turkuaz rengi bir koy ışıl ışıl parıldıyor.

Bu yol, kabak koyu tarafındaki yoldan daha güzel. Sonsuza kadar bu ormanda kalabilirim hissine kapılıyorum.

Evdeyim. Yağmur başladı. Deniz üzerinde muazzam bir ışık kırılması var. Özgür’e seslendim. Birlikte manzarayı izliyoruz. Günlerdir buradayım ve neredeyse hiçbir gün deniz aynı renkte değil. Renkten renge bürünüyor.

1921243_10152081425903347_1266632100_o
Deniz üzerinde yağmurun başlamasıyla sert bir ışık kırılması oluştu. Uzaktan yağmuru izliyoruz. Fotograf: Ozan Bugdaycı / The Epochtimes

2-3 gün önce Meltem ve Mesut ile birlikte Kayaköy’e gittik. Çok eski dönemden kalma bir köy burası. Bazı evler harabeye dönmüş ama birçoğu hala sağlam. Mutlaka görmenizi tavsiye ettiğim bir yer burası. Tepeye kadar tırmandık. Dağın eteklerine kurulmuş ve çok güzel yemyeşil bir ovaya bakıyor bu antik köy. Arkasını ise tamamen ormana dayamış.

Köyün konumuna ve evlerin yerleşim düzenine bakınca, günümüzde insanların niçin giderek daha da kötüleştiği konusu ister istemez açılıyor, ardından da köyle ilgili çeşitli teorilerle birlikte sohbete dalıyoruz.

Köyü gezdikten sonra Serkan ve Ercan’ı ziyaret ettik. İkisi de bir süredir Kabak’ta yaşıyormuş fakat bu yıl Kayaköy’e taşınmışlar. Yeni olan Kayaköy’e tabii ki. Ercan kız arkadaşı ile birlikte eski bir Rum taş ev kiralamış. Serkan ise ona 30-40 mere ötede bir ev kiralamış. Bir süredir burada yaşıyorlar. Bu köyün halkı acayip hayvansevermiş.

1801278_10152083427143347_376675941_o

Örneğin arka tarafta bir oğlak kafesi vardı. Köpek gibi sevdiriyor bu oğlaklar kendilerini. Tertemiz bakmış sahibi. Acayip düşkünmüş oğlaklarına, cevizle bademle falan besliyormuş.  Çok ilginç hayvanmış. Gözleri de bir tuhaf. Seveyim mi korkayım mı anlayamadım.

Özgürle birlikte yürüyüşe çıktık. Ormana giden patikaya girdik. Gizli bir plaj var. Yukarıdan görüyordum ama yakınına gitmemiştim. Devasa çam ağaçlarının bazıları fırtınada devrilmiş ve kabukları etrafa saçılmış. Bazıları doğal bir heykel gibiler. Ormanın içinde 4-5 dönüm büyüklüğündeki yemyeşil minik ovanın etrafından dolanarak gizli koya geldik. Birazcık yukarıdan izledik. Özgür’ün 2 yavru köpeği de bize eşlik ediyor bu yürüyüşte. Bir süre oturduktan sonra geri dönüyoruz. Fakat yolu şaşırdık ve kaybolduk. Patikayı bir süre bulamadık. Kayalardan yukarı doğru tırmanmaya başladık ama bitki örtüsü o kadar yoğun ki 2-3 metre ileriyi bile göremiyorsunuz bazı yerlerde. Özgür’ün gözü kara bir arkadaşı geçen sene bu bölgede yürürken neredeyse derin bir yardan aşağı düşüyormuş, zor kurtulmuş, bayağı da korkmuş.

1973575_10152081392998347_1911531469_o
Likya yolunun bu minicik kısmı bile gerçekten çok güzel. Buranın en azından 2-3 etabını birlikte yürümek üzere sözleştik. Yaklaşık 500 kilometre uzunluğundaki bu dağ patikası boyunca, kayalar, İngiliz bir bayan gönüllü tarafından sarı kırmızı boyalarla işaretlenmiş. Böylece işaretleri takip ederek, toplamda 35 gün sürecek olan bu eşsiz parkuru yürüyebiliyorsunuz. Likya yolu aynı zamanda dünyanın en iyi 10 yürüyüş parkuru arasında gösteriliyor. Fotograf Ozan Bugdaycı / The Epochtimes

Bu bölgede kurulmuş olan Likya’ya eskiden ışıklar ülkesi Likya denirmiş. Denizden gelen ışık kırılmalarını görünce bu ismin sebebini anlıyorsunuz. Özellikle gün batarken deniz sihirli bir hale dönüşüyor burada.

The House pansiyonunun hemen sağ tarafında hafif dik bir patika var. Ormana giden patikayla birleşiyor. Bu yolun başlangıcında öyle muazzam ve açık bir deniz manzarası var ki, gökyüzünün denizle nerede birleştiğini göremiyorsunuz. Günün her saati gökyüzünün ve denizin rengi değişiyor ve ayna gibi birbirlerini yansıtıyorlar. Devasa suyun üzerindeki renkler gerçekten çok güzel. Bu şey her ne ise, Elf diyarından bir kesit gibi.

1972252_10152111144553347_908412682_n

10 gündür hava neredeyse her gün mükemmeldi. Artık dönüyorum ve hava soğuyor. Meltemle birlikte yukarı doğru çıktık. Dolmuş geç kaldı. O sırada yanımızdan Sait ile babası arabayla geçiyordu. Bizi görünce durdular ve beni Fethiyeye bıraktılar ve işte artık dönüyorum.

 

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.