Bebek Metaforu Üzerinden Yapay Zekâ

“Meseleleri dert etmediğiniz sürece, mesele değildir”

‘Yapay Zekâ’nın doğumunu ve büyümesini nedense hep bir bebeğin doğumu ve gelişimi üzerinden değerlendirdim. Sancılı bir doğum ve sevimli bir bebek. İşte yapay zekâ da böyle gelişti. Yıllarca süren araştırmalar, geliştirmeler derken, doğdu ve büyüyor. Öyle ki yapay zekânın büyüme hızı tüm öngörüleri aşıyor. Beklenenden daha hızlı büyüyor, gelişiyor…

Şu anki yaşı bana göre ergenlik çağına ulaşmış bir yapay zekâdan söz ediyorum. Geçenlerde yapay zekâya kendimi resmettirdim. Gayet eğlenceli ve güzeldi. Ya da onunla sohbetler ve de bilgi alışverişi veya ona bir sürü şeyler yaptırmak… Buraya kadar birçok deneyim keyif verici ve eğlenceli. Tıpkı bir bebeğin ilk adımları gibi tatlı, masum.

Ama gel gör ki o büyüyor. Dedim ya ergenlik çağına ulaştı şu an. Yani anahtar deliğinden bakmaya başladı. Müstehcenlik falan… Küçük yaramazlıklar… Hoş, ergen dersiniz yine anlayış gösterirsiniz. Ama artık büyüyor, hem de çok hızlı ve hormonlu şekilde. Kontrolden çıkıyor. Eve gelmemeye başlıyor. Arkadaşlar ediniyor. Hatta sosyal medya ağı bile kurmuş şimdiden. Sadece kendilerine özel.

Anlayacağınız bizim ergen yapay zekâ usul usul kötü alışkanlıklar edinmeye de başladı; yalan söylüyor, manipüle ediyor. Kimi zaman kendi aralarında anlamadığımız bir dilde konuştuğu da oluyor. Peki bu yaşta, bu evrede böyle ise, gelecekte nasıl olacak? İyice büyüdüğünde, reşit olduğunda, mezun olduğunda sürprizler bekliyor olmasın sakın!

Bir hesaplamaya göre 2027 yılında yapay zekâ, en akıllı insandan daha akıllı hale gelecek ve 2030 yılına gelindiğinde de tüm insanlığın bilgi birikiminden daha fazla bir bilgiye sahip olacak. Yani insan yavruları gibi uzun yıllar beklemeden büyüyecek. Şimdinin şirinlikleri, bebeksi, ergen tavırları falan son bulacak. Bizleri beğenmemeye başlayacak ve belki de bizleri gereksiz tüketiciler, zararlı varlıklar olarak görecek.

Çok yakın bir gelecekte tüm insanlığın bilgi birimini aşacak bir yapay zekâ. Yani şunun şurasında sadece bir beş yıldan söz ediyoruz. Bu çok yakın bir tarih. Şirketler, kurumlar, devletler, herkes kendi yapay zekâsını geliştiriyor. Aralarında ölesiye, kıyasıya rekabet var. Belki de bu yapay zekâlar önce kendi aralarında savaşacak, hâkimiyeti ele geçirmeye çalışacak. Sonra biz insanlara gelecek sıra. Ya da onlar kendi aralarında işbirliğine gidecek. İnsan soyuna karşı ortak ittifaklar kuracak.

Yapay zekâ kontrolde kaldığı sürece iyi şeyler yapar. Misal, deniyor ki 2045 yılında yaşlanmayı tersine çevirir. Ölümsüzlüğü bulur belki. Tüm yargı süreçlerini inanılmaz kısaltır. Eğitimde, araştırma geliştirme faaliyetlerinde büyük çığır aşar. Enerji sorununu, sağlık sorununu, ulaşım sorununu, hava kirliğini falan çözer. Suçu önler. Suçluyu daha girişim aşamasında engeller. Sanata, kültüre inanılmaz yeni bakış açıları sunar vb. olumlu, ılımlı bir sürü şey…

Fakat bunun bir de distopik, karanlık yüzü var. Tüm kontrolü ele alan makinalar insanları köleleştirebilir. Öyle ki ana bilgisayardan silindiğinizde, öldünüz demektir. Ne maaş ne de sosyal güvence alabilirsiniz. Üremenize, seyahatinize, yemenize, içmenize, yaptığınız her işe karar veren bir üst akıl düşünün! Büyük Makina yani ‘big brother’ her şeye karar veriyor. Gözetliyor, yargılıyor, izin veriyor…

Genel Yapay Zekâ da denilir buna. Her yerde olan, her şeye sızmış, her kararı alan. Nükleer tesisleri, barajları, askeri tesisleri, ulaşım, eğitim, güvenlik, sosyal güvenlik, sağlık, finans, hukuk, eğlenceyi kontrol eden bir genel yapay zekâ. Ana bilgisayar, yani yarı tanrı.

Frankenstein filmini bilirsiniz. Bilim insanı bir deney yapmaya kalkar. Sonra bu yarattığı cisim, onu ve insanlığı tehdit eder hale gelir. İşte yapay zekâda bu risk de potansiyel de var. Tüm insanlığın bilgi birikimine sahip olan bir tür, insanı takar mı, ciddiye alır mı?

O bakımdan Elon Musk ne diyor: “karamsar olup haklı çıkacağınıza, iyimser olup, haksız çıkın daha iyi”. Ya ben ne demeliyim? Ben de: “şimdiden bildiğiniz tüm duaları okuyun!” diyorum.

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.