“Ben Yazarken Ağladım, Sen Okurken Ağlama” *

Bana bir mektup geldi
İçinden ben çıktım

Özdemir Asaf

Eveet, sayın seyirciler!

(Neyi evetliyoruz bilmiyorum bunca yıldır, nedense klişe bir şekilde söze hep ‘evet’le başlanıyor. Bundan sonra ‘hayır’la başlasak, belki daha hayırlı olma mı?)

Evet sayın okurlarım, izleyicilerim, takipçilerim, müdavimlerim… Acısıyla tatlısıyla bir yılın ve dahi belki de bir hayatın daha sonuna geldik.

Yayında ve yapımda, hayatımda emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler.

Annem babam, kardeşlerim, akrabayı taallukat, maaile herkes, Mazharlar, Fuatlar, Özkan’lar. Simitçi-kahveci-gazozcular, kaportacılar ve egzozcular, bilumum esnaf ve zanaatkarlar, alayınızı… sevgiyle selamlıyorum.

Acısıyla tatlısıyla dedim de, tatlısını pek fark edemedim hayatın. En tatlısı nar ekşisi kıvamındaydı günlerimin, ben az söyleyeyim, siz çok anlayın.

Anlayın dedimse, çoğu kez yanlış anlaşıldım zaten, yanlış anlasanız da buna şerbetliyim. Çok yanlış anlaşıldım, ama şikayetçi değilim, kendimi ben bile anlamadım.

Bir kendim bile yok, anlıyor musunuz?

Bir arkadaş, sohbet esnasında “Derdimi anlatacak kadar İngilizce biliyorum.” demişti, ben de şöyle demiştim: “Bu ne büyük iddia, ben derdimi anlatacak kadar Türkçe bile bilmiyorum.”

Dert dile sığmaz, dile sığsa dert olmaz çünkü…

Bir keresinde “Hayatımı düzene sokayım” dedim, çok yanlış anladılar, ayıp oluyormuş, öyle dediler.

Klişelerle heba olan hayatımı bir anlama oturtma çabası içinde oldum ömür boyu. Bir anlam ararken, anlam aramayanları anlamaya çalıştım durmadan.

Evet, klişeler…

Mesela yarım yüz yılı aşkın süredir bir yıl bitip yenisi başlarken hep aynı şeyleri duydum:

“Yeni yıl hepimize barış, mutluluk ve şans getirsin!”

Ben de cevap verdim: “Hazır kalkmışken çay da koysun mu?”

Öyle ya, takvim bir sonraki yıla bağlanınca bir de bakacağız ki bütün olumsuzluklar geçen yılla beraber geçip gitmiş, bitmiş. On, dokuuz, sekiiz… geri sayım bitince birdenbire sihirli bir değnek dokunacak hayatımıza, dünya cennet olacak, sabah şeker pembesi bir gökyüzüne uyanacağız…

Şunca yaşa gelmiş insanlarız, yalnızca dilemekle hiçbir şeyin değişmediğini, hiçbir şeyin olmadığını anlamadık mı hâlâ? Anladıysak neden bu çocuksu safdillik?

Bir şeyin olmasını istiyorsan bir zahmet kalkıp kendin yapacaksın. Barış mı istiyorsun, bunun için ne gerekiyorsa o çabanın içinde olacaksın. En başta kendinle barışacaksın elbette. Mutluluk mu istiyorsun, mutlu etmeye çalışacaksın, en yakınından, hatta kendinden başlayarak. Kimse onu senin ayağına getirmeyecek. Başarı mı istiyorsun, terleyeceksin…

Deve kuşuna demişler ki; “Madem devesin, yük taşı!” “Yok, demiş, ben kuşum.”

“Eh, madem kuşsun, uç o zaman!” “Yok, demiş, ben deveyim.”

Bir karar verelim artık, ne istiyoruz, kimden istiyoruz, sahiden istiyor muyuz, kuş muyuz, deve mi?

Bir yıl sona erip, sonraki başlarken yapmamız gereken şey, olmayacak dualara amin korosuna katılmak değil, muhasebe yapmak olmalı. Bu yıl yaptığımız/yapamadığımız güzel şeyler nelerdi, yaptığımız/artık yapmayacağımız hatalar nelerdi gibi…

Eveet, acısıyla tatlısıyla bir yazının daha sonuna geldik.

Adresi silinmiş, postada kaybolmuş bir mektuptu sözlerim.

Muhatabı bendim, sadece kendim…

Kuzum kendime söylüyorum, kızım sen anla…

* Karadeniz Türküsü

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.