Bir Gölge Düştü Savarona’ya

Savarona Baskınından Epstein Belgelerine

Güç, para ve nüfuzun gölgesinde yıllarca görünmez kalan çığlıklar… Jeffrey Epstein adı bugün yalnızca bir finans skandalını değil, adaletin gecikmesini, korunmasız gençlerin susturulmuş hikâyelerini ve sistemin kör noktalarını simgeliyor. Bu dosya, tek bir adamın suçlarının ötesinde, kimlerin bildiğini, kimlerin sustuğunu ve neden bu kadar uzun süre kimsenin hesap vermediğini sorgulatan karanlık bir aynadır. Epstein vakası, yalnızca bir dava değil, modern çağın en rahatsız edici sorularından biridir: “Güçlü olan gerçekten dokunulmaz mıdır?”

Epstein dosyası tüm ürkütücü bilgiler ve belgelerle tekrar gündemde. Çok yazıldı, çok söylendi. Yazılıp söylenmeli de… Örneğin, Epstein’in yardımcısının Antalya’da bir otelden bazı küçük kızları götürdüğü ve özellikle İngilizce bilmemelerine, kendilerini ifade etmemelerine özen gösterildiği yazıldı. Bu bağlamda Epstein söz konusu otelin sahibine memnuniyetini bildiren bir e-posta atıyor, “Bu benim ve onların hayatını değiştirdi!” diye yazıyor… Bunlar insanlığın ne tehlikeli bir boyuta geldiğinin göstergesi. Lakin nereye evrilir, ne olur bilinmez. Onların izin verdiği kadarını öğreneceğiz; insanlık çaresiz… Son edindiğimiz bilgilere göre, 2008 ve 2026 yılları arasında Türkiye’de kaybolan çocuk sayısı 104.531 ve bu rakam resmi kanallarca gizli tutuluyor.

Bu olaylar bana Türk halkını derinden yaralayan Savarona skandalını hatırlattı. Bir Cumhuriyet sembolü olan Savarona’nın ihtişamı, savruluşu ve onuru. Denizlerin en soylu tanığı, Dünya denizcilik tarihinin en ikonik gemilerinden olan Savarona sadece bir yat değil, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin prestij sembolü ve büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün son günlerine ev sahipliği yapmış manevi bir mirastır. 1931 yılında Amerikalı Emily Roebling Cadwallader için inşa edilen bu devasa yat, dönemin en ileri mühendislik harikası olarak kabul ediliyordu. Ancak onun asıl kaderi, 1938 yılında Türk hükümeti tarafından satın alınarak Atatürk’e hediye edilmesiyle mühürlendi.

Atatürk, hastalığının ilerlediği 1938 yazında Savarona’yı sadece bir dinlenme yeri olarak değil, aynı zamanda devlet işlerinin yürütüldüğü, yüzen bir ofis olarak kullandı. Dönemin kritik meseleleri, özellikle Hatay sorunu üzerine yapılan kabine toplantıları, bu yatın salonlarında gerçekleşti. Önemli yabancı devlet adamlarını burada ağırladı. Atatürk, yatın Türk bayrağı altında denize açılmasından büyük bir gurur duymuş, “Bir çocuk oyuncağını bekler gibi bu yatı beklemiştim,” diyerek ona olan bağlılığını ifade etmiştir. Onun vefatından sonra Savarona, uzun yıllar Deniz Harp Okulu eğitim gemisi olarak hizmet vermiş ve Türk denizcilik geleneğinin bir parçası olmuştur.

1989 yılında yatın 49 yıllığına özel bir işletmeciye kiralanması, Savarona’nın tarihindeki en tartışmalı sürecin başlangıcı oldu. 2010 yılına gelindiğinde, Türk halkını derinden yaralayan ve uluslararası basında geniş yankı bulan bir skandal patlak verdi. Antalya açıklarında demirleyen yatta, aralarında reşit olmayan kız çocuklarının da bulunduğu fuhuş çetesine yönelik bir operasyon düzenlendi. Bu olay sadece bir asayiş vakası değil; Atatürk’ün manevi hatırasına yapılmış büyük bir saygısızlık ve ulusal onura indirilmiş bir darbe olarak nitelendirildi. Gücün, paranın ve lüksün, en kutsal değerleri bile birer suç mahalline dönüştürebileceğinin en acı kanıtı bu yatta yaşandı. Skandalın ardından Türk kamuoyunda oluşan büyük tepki ve uluslararası basında geniş yer verilmesi ile, kiralama sözleşmesi derhal feshedildi. Savarona karanlık odakların elinden alınarak aslına uygun şekilde restore edildi. 2014 yılından itibaren tekrar devlet envanterine giren yat, bugün Deniz kuvvetleri bünyesinde, devlet protokolü ve askeri eğitim amaçlı kullanılmaktadır.

Atatürk, birçok kız çocuğunu evlat edindi; korumasına aldı. Onlara yurtdışında eğitim aldırdı. Türk kadınına birçok batı ülkelerinden önce seçme ve seçilme haklarını verdi. Reşit olmayan kız çocuklarının evlendirilmesi gibi hayati meseleleri kanunlaştırdı. Türk kadınını baştan yarattı. Atatürk’ün Türk kadınına, kızına nasıl değer verdiğini dünya izlerken, örnek alırken, bu yaşananlar çok acı ve manidar değil mi?

Savarona’nın hikâyesi bizlere iki önemli ders vermektedir: Birincisi, milli değerlerimize ve sembollerimize her koşulda sahip çıkmanın gerekliliği; ikincisi ise çocuk istismarı ve insan ticareti gibi suçların en lüks maskelerin arkasına saklanabileceği gerçeğidir. Savarona bugün küllerinden doğan bir onur abidesi olarak dalgalanırken, geçmişteki o karanlık leke, bizlere her zaman uyanık ve koruyucu olmamız gerektiğini hatırlatan sessiz bir uyarıdır.

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.