Dünyanın Kirli Siyasetinden Yorulduk Artık
İnsan, yeryüzüne adım attığı günden bu yana bitmeyen kavgaların, ardı arkası kesilmeyen savaşların içinde savrulup duruyor.
Çağlar değişti, silahlar değişti; bugün savaşların adı dijital teknoloji oldu. Oysa bu büyük akıl, bu sınırsız imkân neden iyiliğin, güzelliğin, insanı yaşatan değerlerin hizmetine sunulmaz?
Neden teknoloji umut üretmez, barışa kapı aralamaz, çocukların gülüşüne karışmaz? Biz çatışmadan, hırstan, kirden yorulduk. İnsanlığın artık iyiliği seçmesini, gücü yıkmak için değil yaşatmak için kullanmasını istiyoruz.
Dijital Dünyada Kirli Siyaset
Dijital Gücün Sarhoşluğu: Devletleri Klavye Başından Yönetenler
Küresel Zorbalık: Güçlü Olanın Hukuku, Zayıf Olanın Suskunluğu
Yeni Faşizm: Üniformasız, Ekranlı ve Alkışlı Dünya Neden Susuyor?
Sessiz Kalan Uluslararası Vicdan Gazze: Canlı Yayında İnsanlık Suçu
Seçim Sonrası İntikam Siyaseti: Hukukun Rövanş Aracı Yapılması
Suçu Kesinleşmeden Hapis: Adaletin Tutuklu Hâli
Siyasette Dönekliğin Normalleşmesi: Koltuk Uğruna Kimlik Değiştirenler
Medya, YouTube ve Algı Operasyonları: Gerçeğin Üzeri Nasıl Örtülüyor? Kirlenen Siyaset, Yorulan Halk Dijital Çağda Kirlenen Siyaset ve Susturulan Vicdan
Eskiden darbeler tankla yapılırdı, bugün bir tuşla yapılıyor.
Eskiden işgaller askerle başlardı, bugün bir tweetle, bir tehdit videosuyla ilan ediliyor. Dijital çağ, insanlığa hız kazandırmadı; zorbalığa hız kazandırdı.
Bugün dünya, ekran başından devlet yöneten liderlerin ruh hâline teslim olmuş durumda. Güç sarhoşluğu artık saraylarda değil, sosyal medya hesaplarında yaşanıyor. Bir ülkenin devlet başkanı, başka bir ülkeye asker gönderiyor; yetmiyor, başka bir devletin liderini yatağından aldırıp ülkesine götürüyor, cezalandırıyor. Bunu yaparken de hukuktan değil, güç gösterisinden söz ediyor.
Bu nasıl bir ruh hâlidir?
Bu, tarihte defalarca gördüğümüz ama isim değiştirerek karşımıza çıkan yeni bir faşizmdir. Üniforması yoktur ama orduları vardır. Meydanları yoktur ama ekranları vardır. En tehlikelisi de alkışlayanları çoktur.
Daha acısı ne biliyor musunuz? Dünya susuyor.
Uluslararası hukuk, insan hakları bildirgeleri, barış nutukları… Hepsi raflarda. Güçlü olan istediğini yapıyor, zayıf olanın ise sadece ölüleri sayılıyor.
Gazze’de olanlar artık bir savaş değil, canlı yayında insan katliamıdır
Çocuklar, kadınlar, yaşlılar… Bombaların altında yok edilen sadece insanlar değil; insanlığın kendisi. Buna rağmen dünya devletlerinden ciddi, caydırıcı, sert bir tepki geliyor mu? Hayır. Çünkü çıkarlar, vicdandan daha yüksek sesle konuşuyor.
Gelelim ülkemize…
Seçimler bitiyor, sandık konuşuyor ve iktidar oy kaybedince hukuk başka bir dile geçiyor. Suçu kesinleşmemiş belediye başkanları, muhalif siyasetçiler “Tutukla, bırak, tekrar tutukla” döngüsüyle cezaevlerine gönderiliyor. Bu, adalet değildir; bu, intikam siyasetidir.
Hukuk bir gün herkese lazım olacakken, bugün sadece rakipleri susturmak için kullanılıyor. Oysa tutuklama bir ceza değil, istisnai bir tedbirdir. Ama bizde artık tedbir değil, siyasi sopa hâline gelmiş durumda. Bir de meclisin hâli var…
Dönek, fırıldak, menfaatçi milletvekilleri… Dün bağırarak karşı çıktıkları partilere bugün alkışlarla geçiyorlar. İdeoloji yok, ilke yok, utanma yok. Siyaset, halk için yapılması gereken bir görev olmaktan çıkmış; kişisel kariyer planına dönüşmüş. Ve bütün bunlar olurken medya ne yapıyor? Gerçeği göstermek yerine algı üretiyor. YouTube kanalları, sosyal medya trolleri, sipariş manşetler… Halk gerçeği değil, istenilen gerçeği izliyor.
Sonuç mu?
Kirli siyaset, kirlenen bir dil, yorulan bir halk… Gelecekten umudu azalan gençler, adalete inancını kaybeden insanlar, sustukça derinleşen bir karanlık… Ama şunu unutmasınlar: Tarih, zalimleri hep yazdı. Sessiz kalanları da… Ve eninde sonunda adalet, gecikse bile, kapıyı çalar.