Hızlanan Dünyada İnsani Dram

“En büyük güç, en ağır yükle gelir”

Dünya mı hızlandı, yoksa olaylar mı hızlandı? Tabii ki olaylar hızlandı. Olayların hızlanması, zamanın hızlı aktığı algısını getiriyor. Film nedir? Hızlı çekilen fotoların arka arkaya hızla akmasıdır. Bu aslında konuyu anlamamız açısından güzel bir örnektir.

Dünyanın bugünkü hali de benzer biçimdedir. Olayların çokluğu ve peş peşe gelmesi, film gibi hızlı akıyor izlenimi veriyor. Etkileşim, bilişim, iletişim o denli çoğaldı ve hızlandı ki yetişmek ne mümkün. İşte o bakımdan belki de branşlaşmaya gitmek gerekir.

Bir insan -ya da daha doğrusu bir haberci- tüm olayları hakkıyla takip edemeyeceğine göre, belli konulardaki olayları takip etmelidir. Misal teknoloji, dış politika, iç politika, belediye, sanat, spor, kültür vb… Ben mesela tamamını birden takip etmeye çalışıyorum ve bunda zorlanıyorum.

Branşlaşma olmadan bir konuyu derinlemesine irdelemek pek olası değildir. Sadece yüzeysel malumat sahibi olunur, o kadar. Geçenlerde bir esnaf arkadaşla konuştum. Adam, “abi ben çok fazla şey bilmek istemiyorum” dedi – ki haklıydı. Arkadaş işiyle, ailesiyle ilgilenmek istiyor sadece.

Çok bilmek, çok haberdar olmak, huzursuzluk dışında ne getirir? Her şeyi bilmeye çalışmak yerine, ihtiyacın kadar bileceksin! Zira müdahil olmak, değiştirmek mümkün olmadığına göre, üzüldüğünle kalırsın yalnızca… Çabuk yaşlanırsın, dert sahibi olursun.

İnsan fizyolojisi dünyanın hızına yetişmekte zorlanıyor. Adaptasyon zaman alıyor. Oysa gelişmeler an be an değişiyor. İnsan hangi yöne bakacağına şaşıyor. İnternet öncesi çağda ve daha öncesinde, durağanlıktan söz etmek çok mümkündü. Hele hele soğuk savaş dönemi, dünyada roller ve mevziler belli iken. Birçok siyasi, ekonomik, askeri konuda, yıllar boyunca pek bir şey değişmeden kalabiliyordu. İnsan fizyolojisi bu duruma daha kolay uyum sağlıyordu. Fikirler, düşünceler de statik kalabiliyordu.

İnsanın düşünmeye, değişmeye ve de hazmetmeye zamanı vardı. Oysa dinamikleşen dünyada sabahtan akşama birçok değişiklikler oluyor – ki bu sadece siyasi, ekonomik, diplomatik alanlarla da sınırlı değil. Örneğin bilim ve teknoloji, baş döndürücü bir hızla ilerliyor…

Esas problem bence burada yatıyor. Bilim ve teknoloji o denli hızlı ilerliyor ki bu hız, tüm alanlara geri dönülmez biçimde nüfuz ediyor. Hemen her şey bundan nasibini alıyor. İnsan ilişkileri, akrabalık ilişkileri dâhil. Gidip – gelmeler, hele ev ziyaretleri falan, tümden bitti neredeyse.

Çünkü mevcut imkânlar, başkalarına ihtiyaç bırakmıyor. Hemen her şey, insanın elinin altında ya da bir tık uzakta. Bireysellik artarken, gitgide yalnızlaşıyor insan soyu. Tüm geleneksel bağlar çözülüyor… Misal, aile kurumu yok olmaya doğru gidiyor. Aile çözülürse tüm toplum çözülür. Ulus devletler yok olmakla yüz yüze.

Artık insanın sadakati de sınanıyor. İnsan, devletinden önce telefon ve bilgisayarın içindeki uygulamalara, platformlara daha bağımlı ve sadık hâle geliyor. İnsan doğası gereği, kendine kim önce ulaşırsa, çözümler sunarsa, ona bağımlı duruma gelir. İşte yaşadığımız süreç tam da bu. Dört duvar arasından çıkmadan işi, aşı, aşkı, eğlenceyi, sosyalleşmeyi bir çatı altında hallediyorsun.

Farkına varmadan bağımlı duruma düşüyorsun. İsterseniz akıllı telefon olmadan bir gün geçirmeyi deneyin bakalım nasıl hissedeceksiniz? İnsanlık büyük bir sınanma ve dramla baş başa… Çıkış yolu bulursam paylaşırım merak etmeyin!

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.