Mecburiyetten Dolayı
“Bazen aptallık ve cesaret aynı kapıya çıkar”
Çoğu zaman bir insanı ya da ülkeyi cezalandırma isteği ters teper. Cezalandırma ve dezavantajlı duruma sokma isteği karşı tarafı ateşler, kamçılar. Bazı işlere girişmeyi mecbur kılar. Kötü komşu da benzer şeyler yapar. Komşusunu rahatsız eder hatta taciz eder. Komşu da kendi evine sahip olma yolunda gayret eder ki maruz kaldığı müşkül durumdan bir an evvel çıksın.
Türkiye’nin savunma sanayindeki atılımları işte bu kötü komşular, müttefikler sayesindedir. Yakın dönemin ilk savunma sanayi hamleleri Kıbrıs Barış Harekâtı ertesinde başlamıştır. Zira Türkiye yaptığı çıkarma nedeniyle silah ambargosuna maruz bırakıldı. Daha sonraları bu açık ve örtülü ambargolar, terörle mücadele bahane edilerek devam etti.
Türkiye bunlardan ders çıkardı ve kendi silahlarını üretmeye başladı. Yani ev sahibi olma gayreti gösterdi. Her ne kadar Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında ilk savunma sanayi şirketleri kurulmaya başladıysa da gerçek atılımlar 2000’li yıllardan sonra ve bilhassa 2016’dan itibaren hız kazandı. Fakat bu sefer de araştırma geliştirme sürecinde, projelerin tamamlanması aşamasında takvim baskısı ortaya çıktı.
Sıfırdan yüksek teknoloji ürünlerini geliştirmek, test etmek, sertifika almak zaman meselesidir. O yüzden Türkiye, zaman baskısı altındadır. Bilhassa milli muharip uçak ve hava savunma sistemleri hususunda. Türkiye’nin elindeki acil ve gerekli sistemleri tamamlaması ve envantere sokması için 5 -10 yıllık bir zaman dilimine ihtiyacı vardır. O bakımdan bir müddet daha savaşlardan kaçınmak elzemdir.
Ülkeler için durum böyle iken, şahıslar için de pek farklı değildir. Şahıslar da temin etmekte zorlandıkları imkânları, kendi çabalarıyla yakalamaya çalışırlar. Mesela ben de birçok işe mecburiyetten soyundum.
Yaşadıklarıma baktıkça, işlerinin zirvesindeki insanların bencilliklerini anlayabiliyorum. Kim tepeye çıkarsa aşağıdakilere pek merhamet göstermiyor. Zira onların çoğu da dişiyle, tırnağıyla o mertebelere gelmiş bulunuyor. Diyor ki “arkadaş ben buralara gelirken kimseden yardım almadım; kendi çabalarımla geldim. O halde ben de başkalarının elinden tutmayayım.” Herkes birebir aynı yolu yürümese de genellikle böyledir.
Sesimi duyurmak için sosyal medya platformlarına üye oldum. TV’lerde yayın yapma imkânı bulamayınca kendi YouTube kanalımı açtım. Bugünlerde de hayatımda ilk kez WhatsApp grubu kurdum.
YouTube kanalımın adını verdim gruba. ‘masatvnet dostları fikir kültür platformu’ adıyla başladık bakalım. Zira insanlar günümüzde yüz yüze pek gelemiyorlar. Sosyal medya bu anlamda büyük bir ihtiyaç gideriyor. Fakat bireysel bir uğraş olmadığından, WhatsApp grubunun ilave zorlukları var. İnsan kaprisleri, hırsları burada da devrede. Ayrıca farkına vardım ki insanlar WhatsApp gruplarına sıcak bakmıyorlar. Sanıyorum kötü deneyimler yaşadı birçoğu…
Özel alan diye bir şey var sonuçta. Özel hayatın kutsallığı her şeyin üstündedir. Bir de tabii endişeler var. Rahatı bozulsun istemiyor kimse. Ayrıca ne kadar dikkat edersiniz edin! Bazı kimseleri memnun etmek asla mümkün değildir. Bilhassa kendiyle bile kavgalı insanları asla memnun edemezsiniz. Ya da tahammül eşiği düşük insanları.
WhatsApp grubu yöneticiliği benim için yeni ve zorlayıcı bir deneyim; bakalım nasıl bir seyir izleyecek. Bu arada destek veren tüm dostlara teşekkür ediyorum.
‘Bazen aptallık ve cesaret aynı kapıya çıkar’ demiş düşünür. Bende sanıyorum ikisi birden var. Hem cesaret hem aptallık. Yoksa insan kendi konforundan niçin vazgeçsin?