Sezgisel Beslenme: Bedenine Kulak Ver

Renkli ve sağlıklı bir tabak. (Fotoğraf: Pixabay)

Son yıllarda “diyet” kelimesini o kadar çok duyuyoruz ki, neredeyse hayatımızın doğal bir parçası haline geldi. Bedenini değiştirmek isteyen çoğu kişinin geçmişinde, kimi zaman katı listelerle aç kalmalar, kimi zaman da kısa sürede mucize sonuçlar vadeden yöntemler vardır. İşin gerçeği şu ki; kendimize ne kadar katı kurallar koyarsak koyalım, vücudumuzun ihtiyaçlarını dinlemediğimiz sürece kalıcı bir dengeye ulaşmak mümkün olmuyor. Tam da burada sezgisel beslenme yaklaşımı devreye giriyor.

Sezgisel beslenme, en basit tanımıyla acıktığında yemek, canının istediğini yemek, doyduğunda da bırakmak demek. Kulağa çok tanıdık gelmiyor mu? Bu aslında hepimizin çocukken doğal olarak yaptığı şey. Ama yıllar içinde dışarıdan gelen “şunu yeme, bunu ye, bu yasak, şu kilo ideal” gibi sesler, iç sesimizi bastırdı. Bir süre sonra bedenimizin sinyallerini değil, kuralları dinler hale geldik.

Sezgisel beslenme yaklaşımı, bedenimize yeniden güvenmeyi öğretiyor. Mesela canın çikolata mı çekti? Belki gerçekten biraz tatlıya ihtiyacın vardır. Burada önemli olan, kendine yasaklar koymadan, istediğin zaman ölçülü şekilde tüketmek. Sonrasında ise suçluluk duymamak. Çünkü yasakladığımız her şey daha cazip bir hale geliyor. İnanın bana, kendinize yasakladığınız bir besini özgürce tüketebileceğinizi bilmek, onu tüketme isteğinizi oldukça azaltacak.

Sezgisel beslenmede en temel prensiplerden biri, “iyi” ya da “kötü” yiyecek diye bir ayrım yapmamak. Elbette her yiyeceğin vücudumuza etkisi farklı, ama önemli olan dengeyi kurmak. Bazen salata yemek iyi gelir, bazen de sıcak bir börek ruhumuzu doyurur. Asıl mesele, seçimlerimizi kendimizi zorlayarak değil, ihtiyaçlarımızı fark ederek yapabilmek.

Şöyle düşünüyorum; insan bedenine ve ruhuna kulak verdikçe, vücut dengeyi kendi kendine kuruyor. İnanması zor gelebilir ama bir süre sonra canınız gerçekten taze meyve, sebze veya daha hafif yemekler istemeye başlıyor.

Kısacası, sezgisel beslenme bize diyet listelerinin ötesinde bir şey sunuyor: Bedenimizle barış yapmayı. Yani mesele sadece yemek değil; kendine şefkatle yaklaşmayı öğrenmek. Belki de uzun zamandır unuttuğumuz o güveni ve özgürlüğü yeniden hatırlamanın zamanı gelmiştir.

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.