Uzun İnce Bir Yoldan Geçeli Tam 40 Yıl Oldu

 

 

Aşık Veysel: Benim sadık yarim kara topraktır.
Aşık Veysel: Benim sadık yarim kara topraktır.

Varlığım, yokluğum bir Veysel adım,

Kalacaktır gök kubbede ses kadim,

Bunca yıldır kendi kendim aradım,

Hiçbir türlü bulamadım ben beni.

Doğum sancıları tuttuğunda koyun sağmaya gidiyordu Gülizar Ana . Yapacak bir şey yoktu; hemen oracıkta doğuruverdi bebeğini . Göbek bağını da kendisi kesti ve bir çaputa sarıp yürüye yürüye köye döndü .

Gülizar ana bebeği Veysel’i böyle dünyaya getirdi. Zorluklar içinde başladığı hayatına zorluklar içinde devam etti Veysel. 7 yaşına  kadar ne gördüyse  gördü bu dünyada . O sıralarda Sivas yöresinde yayılan çiçek hastalığı onu da etkiledi. İki kız kardeşinin kaybının ardından o da hastalandı.

O günleri Aşık Veysel şöyle anlatmıştı: “Çiçeğe yatmadan evvel anam güzel bir entari dikmişti. Onu giyerek beni çok seven Muhsine kadına göstermeye gitmiştim. Beni sevdi. O gün çamurlu bir gündü, eve dönerken ayağım kayarak düştüm. Bir daha kalkamadım. Çiçeğe yakalanmıştım… Çiçek zorlu geldi. Sol gözüme çiçek beyi çıktı. Sağ gözüme de, solun zorundan olacak, perde indi. O gün bu gündür dünya başıma zindan.”

Veysel düştüğünde elinde bir sıyrık oluşuyor ve eli kanıyor . İşte son gördüğü renk  elindeki kanın kırmızı rengi  ve bu yüzden daha sonraları kırmızıyı hatırlıyor. Yeşili de elleriyle bulup seviyor.

Sol gözü kapanmış ancak sağ gözünün görme şansı varmış. Yakınlardaki Akmağdeninde bir doktor var o gözünü açar demişler babasına. O günlerde bir gün inek sağarken babası yanına gelmiş, Veysel aniden dönünce babasının elindeki sopanın ucu Veysel’in sağ gözüne girivermiş. O  anda sağ gözü de kapanmış Veysel’in.

Sivas’ın Şarkışla ilçesinin Sivrialan köyünde 1894 yılında başlayan hayatının 7. Yılına kadar ne gördüyse görmüş bu dünyaya dair. Ondan sonra da bir daha görememiş fiziksel gözleriyle. Ancak gönül gözü ona bu dünyada görebileceğinden çok daha fazlasını göstermiş. Babasının aldığı sazı kısa sürede ustalıkla çalmayı öğrendi.

İstemem bu dünyanın saltanatını,

Süslü giyimini Arap atını,

Bilirsem Türk’lüğün var kıymetini,

Vatanım , milletim bana kafidir.

Babası Ahmet Ağa, akrabalarından Esma’yı Veysel’le evlendirir. Esma çok güzel bir kadındır. Veysel’le sekiz sene kadar evli kalır. Veysel, güzel karısı Esma’yı herkesten kıskanır. Bu kıskançlık, zamanla Esma’yı rahatsız edince, Esma, komşularından Hüseyin isimli bir delikanlı ile birlikte kaçar. Bu kaçış öyküsünü yakınlarına şöyle anlatır:

“Veysel çok huysuzdu. Bana geçim vermez, kıskanır dururdu. Gönlümle evlenmedim zaten. Onun huysuzluğu gereksiz kıskançlığı beni kendisinden soğuttu. Hüseyin yakın komşumuzdu. Onunla anlaştık. Zaman zaman birlikte buluşurduk. Veysel bunu sezinlemiş, hatta birkaç kez beni uyarmıştı. Ben böyle bir şeyi nasıl düşündüğünü söyledim. Zamanla bizim kaçacağımızı bile düşünmüş, umudunu kestiği de olmuş. Hüseyin’le kaçtığımızda Bafra’ya ulaştık. Çeşmenin başında çoraplarımızı çıkartıp serinleyelim istedik. Çorabımın ucundan beni rahatsız eden bir şeyler vardı. Elimi sokup baktığımda bize bir ay yetecek kadar para cıktı. Bunu Veysel koymuştu. Beni çok severdi. Kaçarlarsa perişan olmasın diyerek koyduğunu düşünürdüm hep.”

Karısı kaçınca günlerce yemeden içmeden kesilen Veysel, ne yapacağını bilemez, kimsenin yüzüne bakamaz. Kapı komşularından arkadaşı Kürt Kasım bir gün Veysel’e “Gel seninle Zara’ya gidelim. Orası benim memleketim, akrabalarım var, rahat ederiz, biraz açılırsın.” Teklifinde bulununca Veysel, bu teklifi kaçırmaz, ilk kez Sivrialan’ın dışına çıkar.

Göklerden süzüldüm tertemiz indim

Yere indim yedi renge boyandım

Boz bulanık bir sel oldum yürüdüm

Çeşit çeşit türlü renge boyandım

 

Veysel yoktan geldim yok oldum gittim

Ben diyenler yalan, gerçeği seçtim

Bir buhar halinde göklere uçtum

Kayboldum o sırlı renge boyandım

1965 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi, özel bir kanunla Âşık Veysel’e, “Anadilimize ve milli birliğimize yaptığı hizmetlerden ötürü” 500 lira aylık bağlanmıştır.

21 Mart 1973 günü, sabaha karşı saat 3.30’da doğduğu köy olan Sivrialan’da, şimdi adına müze olarak düzenlenen evde vefat  etti.

Aşık Veysel ölümünün 40.yıl dönümünde mezarı başında anıldı. Veysel’in köyü Şarkışla’da  Seyfettin Soysal Konferans Salonunda anma programı düzenlendi. Anma programına, Aşık Veysel’in büyük oğlu Ahmet Şatıroğlu’nun yanı sıra Vali Yardımcısı Mustafa Aydın , İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Salih Ayhan, Şarkışla Kaymakamı Davut Gül ve Belediye Başkanı Kasım Gültekin, İl Jandarma Alay Komutanı Kurmay Albay Ali Taş, Sivas Emniyet Müdürü Selçuk Kızılay, İl Kültür ve Turizm Müdürü Kadir Pürlü ile bazı daire müdürleri ve çok sayıda vatandaş katıldı.

Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan programda, “Aşık Veysel’in hayatı” konulu sinevizyon gösterildi.

Aşık Veysel’in eserlerinin seslendirildiği programda, öğrenciler şiir dinletisi sundu.

Kaymakam Davut Gül, yaptığı konuşmada, aşıklık geleneğinin en önemli temsilcilerinden Aşık Veysel’in ölümünün üzerinden 40 yıl geçtiğini hatırlatarak, “Nesiller onun dizeleriyle büyüdü, sanatımız onun şiir ve ezgileriyle beslendi ve zenginleşti” dedi.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.