Türkiye Ve ABD İlişkilerinin Son Durumu

Özellikle son dönemdeki BM ve Beyaz Saray toplantıları ışığında Türkiye ve ABD ilişkilerinin mevcut durumu

Yazan: Sal Saygın ŞimşekConnecticut

Türkiye ve ABD yetkilileri 23-29 Eylül 2025 tarihleri arasında Birleşmiş Milletler ve Beyaz Saray’da çok önemli görüşmeler gerçekleştirdi.
Türkiye ve ABD yetkilileri 23-29 Eylül 2025 tarihleri ​​arasında Birleşmiş Milletler ve Beyaz Saray’da çok önemli görüşmeler gerçekleştirdi.

Türkiye ve ABD yetkilileri 23-29 Eylül 2025 tarihleri ​​arasında Birleşmiş Milletler ve Beyaz Saray’da çok önemli görüşmeler gerçekleştirdi.

Bu yeni ve son gelişmeleri aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz.

Diplomasi ve sembolizm dikkat çekiyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, New York’taki BM Genel Kurulu’na katıldı. Çeşitli uluslararası aktörlerle görüştü ve ardından Beyaz Saray ziyareti için Washington’a gitti. Beyaz Saray toplantısı öncesinde Türkiye, ABD’ye uyguladığı (otomobil, pirinç, meyve, tütün gibi) bazı gümrük vergilerini kaldıracağını duyurdu. Türkiye bu vergileri, ABD’nin çelik/alüminyum gümrük vergilerine misilleme olarak 2018’de uygulamaya başlamıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Trump, ikili ilişkilerde “anlamlı bir ilerleme kaydetme” konusunda iyimser olduklarını ifade ettiler.

Savunma, ticaret ve yaptırımlar, temel konular olmaya devam ediyor. Türkiye’nin Rusya’dan S-400 füze sistemi almasının ardından ABD, Türkiye’ye gelişmiş savaş uçağı satışlarını (özellikle F-35) yasaklamıştı. İki ülke arasındaki başlıca konulardan biri buydu. ABD Başkanı Trump, bu yasağın kaldırılmasının ciddi olarak değerlendirildiğini ima etti. Trump önce Türkiye’den Rus petrol alımlarını durdurmasını veya azaltmasını istedi. Hemen ardından da, jet anlaşmasını kolaylaştırmak için ABD’nin yaptırımları kaldırma olasılığını gündeme getirdi. Görüşmelerde Cumhurbaşkanı Erdoğan, ticaret ve enerjinin öncelikli iş birliği alanları olduğunu vurguladı. Türkiye Dışişleri Bakanlığı, BM oturumları sırasında Ankara’nın Filistin konusunda birçok girişimi yönettiğini veya desteklediğini belirtti. Böylece Türkiye’nin bölgesel konulardaki aktif diplomasiyi sürdürdüğünün sinyalini verdi.

Karışık sinyaller ve süregelen farklılıklar görülüyor. Görüşmelerdeki sıcak tonlara rağmen birçok analist, temel yapısal farklılıkların hâlâ derin olduğunu belirtiyor. “İlerleme”nin ne kadarının kalıcı değişimlere dönüşeceği konusunda şüpheler var. Türkiye, özellikle enerji ve savunma alanlarında Rusya ile ilişkilerini hâlâ dikkatli bir şekilde dengeliyor. Bu da ABD’nin beklentileriyle çelişerek iki ülke arasında gerginlik yaratan bir nokta. Tüm yaptırımların kaldırılması, ABD savunma iş birliğinin tamamen yeniden tesis edilmesi veya geçmişteki anlaşmazlıkların çözülmesi konusunda somut bir taahhüt açıklanmadı.

İki Ülke İlişkisini Sınırlayan Faktörler

Sonuç olarak, bu ziyaret ve BM oturumları, Türkiye ile ABD arasındaki nispeten soğuk bir dönemin ardından daha sağlam bir diyalogun yeniden başladığını veya canlandığını gösteriyor. İki lider de daha işbirlikçi bir tavır sergiliyor. Bir zamanlar tıkanmış olan konuların (ticaret, savunma, yaptırımlar) yeniden ele alınmasına istekli olduklarının sinyalini veriyorlar.

Ancak bu tam bir sıfırlama değil. İki ülke arasındaki ilişki hâlâ şu faktörlerle sınırlı:

  • Stratejik farklılıklar (örneğin Türkiye’nin Rusya ile ilişkileri, enerji anlaşmaları, bölgesel ittifaklar)
  • İç siyaset ve ilkeler (ABD’nin Türkiye’deki demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü konusundaki endişeleri)
  • Kongre ve kurumsal sınırlar (örneğin ABD Kongresi’nin silah satışları ve yaptırımlar konusunda söz sahibi olması)
  • Geçmişteki anlaşmazlıklar nedeniyle oluşan güven eksikliği (örneğin S-400, Suriye, ABD’nin Türkiye iç politikasına yönelik eleştirileri)

Her iki taraf da ilişkilerin yeniden canlanacağına dair sinyaller veriyor. Ancak kalıcı bir stratejik yeniden yapılanma için, birçok köklü sorunun aşılması gerekecek.

Ayrıca, ABD’deki çeşitli siyasi aktörlerin, özellikle Kongre ve savunma/ulusal güvenlik kurumlarının, ABD-Türkiye ilişkilerindeki son ısınmaya nasıl tepki verdiğine (veya verebileceğine) de bakmamız gerekiyor. Karmaşık bir tablo var: Yürütme/savunma alanında bazı kesimlerde ihtiyatlı bir iyimserlik var. Ancak ABD Kongresi ve denetim kurumlarındaki güçlü çekinceler ve kısıtlamalar devam ediyor.

ABD Kongresi:

1. Yasal kısıtlamalar ve denetim yetkileri:

Kongre, silah satışları, yaptırımlar ve dış yardımlar üzerinde önemli resmi yetkilere sahiptir. Önemli bir örnek: ABD yasaları şu anda, Türkiye Rus S-400 hava savunma sistemine (veya ilgili bileşenlere) sahip olmadığı sürece, F-35’lerin Türkiye’ye transferini yasaklamaktadır. Bu koşul, 2020 Mali Yılı Ulusal Savunma Yetki Yasası’nda yer almaktadır. Kongre komiteleri de çeşitli yetkilere sahiptir. Özellikle Senato Dış İlişkiler Komitesi, Senato Silahlı Kuvvetler Komitesi ve Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi. Bunlar soruşturmalar düzenleyebilir, erteleme kararı alabilir, ihracat lisanslarını onaylamayı reddedebilirler. Ayrıca silah anlaşmalarını engelleyen veya şartlar koyan yasalar çıkarabilirler. Bazı Kongre üyeleri, kesin güvenceler olmadan Türkiye’ye gelişmiş askeri sistemler verilmesine şüpheyle yaklaşmaktadır. Bunun nedeni de Türkiye’nin geçmişteki eylemleri ve savunma politikası konusundaki endişelerdir.

2. Partiyle ilgili / ideolojik bölünmeler:

ABD kongresinde bazı milletvekilleri, özellikle insan haklarına, demokrasinin yaygınlaşmasına veya Kürt yanlısı seçmenlere odaklanıyor. Dolayısıyla, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iç politikalarına, muhalefete yönelik baskıya ve Türkiye’nin Kürtlere karşı tutumuna eleştirel bakıyorlar. Bu milletvekilleri, bu davranışları meşrulaştıran veya ödüllendiren her türlü harekete karşı çıkacaklardır. Diğer milletvekilleri, özellikle daha çok gerçekçi politika veya güvenlik odaklı olanlar, olaya farklı yaklaşabilirler. Bunlar Türkiye’nin stratejik konumu ve yetenekleri göz önüne alındığında, bir NATO müttefiki ile savunma ilişkilerinin yeniden kurulmasını pragmatik bir adım olarak görebilirler. Bazıları, örneğin doğrudan F-35’lere geçmek yerine F-16’ların modernizasyonunu teklif etmek gibi uzlaşma yollarına açık olacaktır.

3. Tarihteki benzer olaylar ve ihtiyatlı ilerleme:

2024 başlarında Senato, Türkiye’ye büyük çaplı bir F-16 satışı engelleme girişimini (79’a 13 oyla) reddetti. Böylece jeopolitik koşullar uygun olduğunda Kongre’nin önemli silah anlaşmalarının devam etmesine izin verebileceğini gösterdi. Ancak bu ilerlemenin yönü değişebilir. Endişeler (örneğin Rusya ile ilişkiler, insan hakları veya S-400 sorunu) yeniden alevlenebilir. Bu durumda muhalefet güçleri yeni girişimlerde bulunabilir. Bazı analistler, Kongre’nin aşırı iddialı bir yakınlaşmayı frenlemeye çalışacağı konusunda uyarıyor. Özellikle yürütme organının kısıtlamaları çok hızlı bir şekilde gevşetmeye çalışmasının bu durumu tetikleyeceğini söylüyorlar.

4. Türkiye grubunun etkisinin azalması:

Geçtiğimiz birkaç on yılda, Kongre’de oldukça büyük bir “Türkiye Grubu” vardı. Bu, ABD ile Türkiye arasında güçlü bir ilişkiyi destekleyen, iki partili bir milletvekili grubuydu. Zamanla, Erdoğan Türkiye’sine yönelik algının kötüleşmesi nedeniyle, bu grubun üye sayısı ve etkisi azaldı. Kongre’de Türkiye’yi destekleyen siyasi grubun azalması, Türkiye yanlısı seslerin tartışmalı anlaşmalar için destek toplamasını zorlaştırıyor.

ABD Savunma / Ulusal Güvenlik Kurumu

1. Pragmatik açıklık ve kırmızı çizgiler:

Pentagon silah edinme topluluğu ve savunma diplomasisi kurumlarındaki birçok kişi, Türkiye’yle ilgili konulara olumlu yaklaşıyor. Örneğin karşılıklı çalışabilirliğin yeniden sağlanmasının değerli olduğunu düşünüyorlar. Ayrıca NATO uyumunu güçlendirmenin ve Türkiye’nin eskiyen filosunu modernize etmenin önemine inanıyorlar. Bu modernizasyon kapsamında F-16 modernizasyonu, belki de F-35 veya halef sistemlere katılım yer alıyor. Bazı Savunma ve Ulusal Güvenlik aktörleri, güvenlik önlemleri (teknoloji transferi, NATO uyumluluğu, denetim) korunduğu sürece, Türkiye ve ABD arasındaki savunma sanayii iş birliğinde “engelleri kaldırmak” için çalışmaya istekli görünüyor. Analistler, Türkiye’nin giderek daha fazla savunma ihracatçısı rolüne doğru evrildiğini belirtiyor. Örneğin insansız hava araçları, insansız sistemler ihracatı dikkat çekiyor. Dolayısıyla iki ülke arasındaki güven yeniden tesis edilebilirse, bir takım sinerjiler sunma potansiyeli olduğunu söylüyorlar.

2. S-400 ve güvenlik uyumluluğu konusunda şüphecilik:

Türkiye’nin S-400 sistemi edinmesi ve elinde bulundurmaya devam etmesi, halen büyük bir endişe kaynağı. Savunma camiasındaki eleştirmenler, bir NATO müttefikinin hava savunma yapısında S-400’lerin bulunmasını güvenli bulmuyor. Zira istihbarat ihlali, birlikte çalışabilme koşullarının bozulması gibi riskler taşıdığını düşünüyorlar. ABD, iç yazışmalarında S-400 konusundaki temel tutumunu değiştirmediğini teyit etti. Yani Türkiye’nin gelişmiş sistemlere yeniden erişim sağlamak için S-400’leri elden çıkarması veya etkisiz hale getirmesi gerekiyor. Savunma sektöründeki bazı kesimler, Türkiye’ye F-35 veya benzeri gelişmiş platformlara çok erken erişim verilmesinden çekiniyor. Öncelikle S-400 sorununu çözüp, güçlü operasyonel güvenlik önlemleri uygulamak gerektiğini düşünüyorlar.

3. Kurumsal atalet, riskten kaçınma ve geçmişe duyulan güvensizlik:

İki ülke arasında askeri düzeydeki güven, çeşitli nedenlerle yıllar içinde aşındı. Örneğin, 2016 darbesinden sonra Türkiye’nin subay kadrosunda yaşanan tasfiyeler, bölgesel operasyonlardaki farklılıklar, Suriye/Kürt politikaları. Bu nedenle ilişkilerin yeniden kurulması zaman alacak ve öncelikle istikrarlı bir güvenin inşası gerekecek. ABD savunma sanayi teknik bürokrasisi, bazı konularda doğal olarak temkinli yaklaşıyor. Teknoloji paylaşımı, ihracat kontrolleri, hassas sistemlerin transferi gibi konular ABD’nin savunma sistemlerini zayıflatmamalı. Dolayısıyla Türkiye’nin gelişmiş sistemlere yeniden entegre edilmesine yönelik herhangi bir önerinin sonucu öngörülebilir. Savunma, istihbarat ve güvenlik kurumları öneriyi titiz ortak incelemelere, risk değerlendirmelerine ve gözetime tabi tutacaktır. Bölgesel gerilimler (örneğin Doğu Akdeniz, Suriye veya Rusya ile ilişkiler) değişkenliğini koruyor. Savunma planlamacıları, böyle devam ettiği sürece önceki kısıtlamaların kökten kaldırılması yerine, kademeli bir yakınlaşmayı tercih edebilirler.

Bunların hepsini bir araya getirirsek, bu tepkiler olası gidişatı şu şekilde şekillendiriyor:

Yürütme organı ya da diplomasi, son toplantıların sembolik ivmesinden yararlanarak ihtiyatlı bir yakınlaşma için baskı yapmaya devam edecektir. Güven artırıcı adımlar olarak pilot veya sınırlı savunma anlaşmaları (örneğin F-16 modernizasyonu) önerebilirler.

Savunma kuruluşlarının kademeli adımları desteklemesi muhtemeldir. Ancak Türkiye’nin güvenlik duruşu (özellikle S-400 konusunda) NATO/ABD standartlarıyla ikna edici bir şekilde uyum sağlanana kadar, kırmızı çizgilerin geri alınmasına direneceklerdir.

Kongre en öngörülemez kontrol mekanizması olmaya devam ediyor. Yönetim hızlı hareket etmek istese bile, yasama organının direnci veya kamuoyunun incelemesi anlaşmaları yavaşlatabilir veya ölçeğini küçültebilir.

Sonuç olarak, diplomasideki ısınma birçok savunma/güvenlik aktörü tarafından bir fırsat olarak karşılandı. Bununla birlikte bu fırsat, kurumsal ihtiyat ve kongre denetimiyle sınırlandırılmaktadır. Eğer bir atılım gerçekleşecekse (örneğin, gelişmiş silah işbirliğinin tam olarak yeniden tesis edilmesi), bu muhtemelen yavaş olacaktır. Birçok şartlı güvenceyle ve hatta belki de koşulları kanunlaştıracak yeni mevzuatlarla gerçekleşecektir.

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.