İran–Türkiye Arasındaki Gerilim Tırmanıyor
13 Mart 2026 itibarıyla İran ve Türkiye arasındaki ilişkiler, dokuz gün içinde Türk topraklarını hedef alan üç ayrı balistik füze saldırısının ardından kritik bir noktaya ulaştı. Her ne kadar iki ülke tarihsel olarak karmaşık bir “rekabetçi işbirliği” içinde olsa da son dönemde yaşanan askerî gerginlikler, ilişkilerini doğrudan düşmanlığa doğru itmiştir.
4 Mart, 9 Mart ve 13 Mart 2026 tarihlerinde NATO hava savunma sistemleri, Türkiye hava sahasına doğru ilerleyen İran menşeli balistik füzeleri engelledi. 4 Mart: İlk füze, Türkiye hava sahasına girmeden önce Doğu Akdeniz üzerinde imha edildi. 9 Mart: İkinci füze, Türkiye-Suriye sınırı yakınlarında önlendi; füzenin parçaları Gaziantep bölgesine düştü. 13 Mart: Üçüncü füze, Türkiye’nin güneyindeki önemli bir NATO hava üssü olan İncirlik bölgesi yakınlarında engellendi. Raporlar, ABD ve NATO füze savunma sistemlerinin gelen füzeye müdahale ettiğini ve bölgedeki askerî tesislerde hava saldırısı sirenlerinin kısa süreliğine devreye girdiğini gösteriyor.
Türkiye Savunma Bakanlığı, NATO füze takip sistemlerinin İran topraklarından fırlatılan füzeleri tespit ettiğini açıkladı. Bu sistemler arasında Akdeniz’deki erken uyarı radarları ve deniz güvenlik sistemleri yer alıyor. Türk kaynaklarına göre füzeler, Irak ve Suriye hava sahasından geçerek Türkiye’nin güneyine doğru ilerledi ve ardından engellendi. NATO yetkilileri, ittifakın Türk topraklarına doğru gelen balistik füzeleri engellediğini doğruladı ve bir üye devleti savunmaya hazır olduğunu vurguladı. Bu durum, füze fırlatmalarının Türkiye içindeki teknik bir anormallik değil, ciddi bir dış füze tehdidi olarak değerlendirildiğini gösteriyor. Türkiye ve NATO, füzelerin İran topraklarından fırlatıldığını söylüyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Tahran’ı yeni “kışkırtıcı adımlar” atmaması konusunda uyardı ve “yanlış davranışlarda” ısrar etmenin iki ülkenin dostluğunu tehlikeye atacağını belirtti.
Türkiye Savunma Bakanlığı, “her türlü düşmanca tavra” karşılık verme hakkını resmi olarak saklı tutarken, Türkiye topraklarını ve vatandaşlarını korumak için gerekli tüm önlemleri alacağını vurguladı.
Düşmanlığın temel nedenleri şunlardır:
Bölgesel Vekalet Savaşları: İki ülke, başta Suriye olmak üzere birçok bölgesel çatışmada karşıt tarafları desteklemektedir. İran, Esad yanlısı güçleri ve müttefik milis gruplarını desteklerken, Türkiye muhalif grupları ve Şam’daki mevcut Sünni yanlısı siyasi yönetimi desteklemektedir.
Kürt Jeopolitiği: Türkiye, İran’ı Suriye ve Irak’taki Kürt militan grupları (YPG, PKK ve PJAK gibi) destekleyerek Türkiye’nin etkisini zayıflatmakla suçlamaktadır. Buna karşılık İran da Türkiye’yi İran’ın kuzeybatı illerinde Azeri milliyetçiliğini körüklemekle suçlamaktadır.
NATO ve Bölgesel Özerklik: İran, Türkiye’nin NATO radar sistemlerine (Kürecik erken uyarı radarı gibi) ve İncirlik Hava Üssü gibi ABD üslerine ev sahipliği yapmasını, kendi güvenliğine yönelik doğrudan bir tehdit olarak görüyor. İranlı yetkililer, bu tesisleri genellikle İsrail’i korumak amacıyla tasarlanmış, daha geniş kapsamlı bir Batı füze savunma ağının parçası olarak nitelendiriyor.
Etki Mücadelesi: Askerî gerginliklerin ötesinde iki ülke, İslam dünyası, Orta Asya ve Güney Kafkasya genelinde nüfuz mücadelesi veriyor. Bu rekabet, planlanan Zengezur koridoru gibi bölgesel ulaşım koridorları konusundaki anlaşmazlıkları da içeriyor.
Mevcut gerginliğe rağmen, tarihsel olarak tam ölçekli bir savaşı önlemeye yardımcı olan çeşitli faktörler bulunmaktadır. Türkiye, İran doğal gazının önemli bir ithalatçısı olmaya devam etmekte ve her iki ülke de önemli düzeyde sınır ötesi ticaret yapmaktadır. Ayrıca, iki ülke 530 kilometrelik bir sınırı paylaşmakta ve özellikle Kürt militanların faaliyetleri konusunda sınır güvenliği alanında sık sık işbirliği yapmaktadır. Son füze olaylarına kadar Ankara, İran ile Batı güçleri arasında sık sık arabuluculuk yapmaya çalışmış, dış askerî müdahaleye ve Tahran’a karşı geniş kapsamlı yaptırımlara karşı çıkmıştır.
Türkiye, dokuz gün içinde meydana gelen üç füze olayına, diplomatik protesto ve savunma amaçlı askerî hazırlık önlemlerini bir arada uygulayarak yanıt verdi. Bunu yaparken aynı zamanda geniş çaplı bir bölgesel gerginliğin tırmanmasını önlemeye çalıştı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile birçok kez telefon görüşmesi yaparak, füze olayları ve Türk hava sahasının ihlali konusunda “endişesini ve şiddetli protestosunu” iletti. Türkiye Dışişleri Bakanlığı, 9 Mart ve 13 Mart’taki olayların ardından İran’ın Ankara Büyükelçisini çağırarak saldırıları resmen protesto etti. Tekrarlanan müdahalelere rağmen Türk yetkililer, NATO’nun 4. Maddesi (istişare) veya 5. Maddesi’ni (ortak savunma) devreye sokmaktan kaçındılar. Bu da ittifak çapında daha geniş bir çatışmayı tetiklemeden, krizi yönetme arzusuna işaret ediyor.
Türkiye Savunma Bakanlığı, Doğu Akdeniz’deki NATO entegre hava ve füze savunma sistemlerinin yüksek alarmda olduğunu doğruladı. 9 Mart’taki ikinci saldırının ardından Türkiye, Doğu Akdeniz’deki güvenliği güçlendirmek amacıyla Kuzey Kıbrıs’a altı adet F-16 savaş uçağı ve ilave hava savunma sistemleri sevk etti. 13 Mart’ta İncirlik yakınlarında gerçekleşen önleme operasyonunun ardından, Türk ve müttefik kuvvetler, Türkiye’nin güneyindeki NATO tesislerinde hazırlık seviyelerini artırdı. Türk ordusu, Türkiye’nin kara veya hava sahasına yönelik gelecekteki tehditlere karşı “gerekli tüm önlemlerin” kararlılıkla ve tereddütsüz alınacağı konusunda uyardı.
Analistler ve yetkililer, düşmanlıkların devam etmesi halinde olası birkaç gerilim senaryosu belirlediler. Yeni saldırılar, Ankara’yı arabuluculuk rolünden vazgeçmeye ve İran’a karşı ABD öncülüğündeki operasyonlarla daha yakın bir işbirliği içine girmeye zorlayabilir. Türk askerî planlamacıları, sınır bölgelerini güvence altına almak veya potansiyel mülteci akınlarını yönetmek için İran topraklarına sınırlı müdahaleler içeren senaryoları değerlendirdiler. Türkiye, İran’ın PJAK gibi Kürt gruplarını Türk sınır bölgelerini istikrarsızlaştırmak için vekil olarak kullandığını düşünürse, bu gruplara yönelik saldırılarını yoğunlaştırabilir.
Türkiye ve Hizbullah, Suriye çatışmasında karşıt taraflarda yer almaya devam ediyor. Hizbullah eski Esad rejiminin kalıntılarını desteklerken, Türkiye Şam’daki Sünni yanlısı İslamcı yönetimi destekliyor. Hizbullah’ın Türkiye içinde paramiliter bir varlığı bulunmamasına rağmen, Türk yetkililer mali izleme ve istihbarat denetimine odaklanıyor. Genellikle ABD Hazine Bakanlığı ile koordinasyon içinde hareket eden Türk yetkililer, Hizbullah ile bağlantılı kişi ve şirketlere ait varlıkları dondurma çabalarını yoğunlaştırdı. Ankara, İran’dan Lübnan’a Türk ticari ve lojistik ağları üzerinden para transferi yaptığından şüphelenilen nakit uçuşları ve finansal koridorlar üzerindeki gözetimi artırdı.
13 Mart’ta gerçekleşen füze önleme olayı, dokuz gün içinde Türkiye topraklarına yöneltilen üçüncü İran füzesi olarak kayda geçti. Bu durum gerginliği önemli ölçüde artırdı ve Türkiye’yi bölgesel tarafsızlığını korumak ile tekrarlanan güvenlik tehditlerine yanıt vermek arasında giderek zorlaşan bir duruma soktu.