Giriş: Komünizmin Hayaleti Dünyamıza Nasıl Hükmediyor?

Komünizmin Hayaleti Dünyamıza Nasıl Hükmediyor?

Komünizmin hayaleti, Doğu Avrupa’da Komünist Parti’nin dağılmasıyla yok olmadı.

Epoch Times, “Komünist Parti Üzerine Dokuz Yorum”un yazarları tarafından kaleme alınmış “Komünizmin Hayaleti Dünyamıza Nasıl Hükmediyor?” adlı Çince kitabın çeviri serisini okurlarına sunuyor.

İçindekiler

1. Komünizm: İnsanlığı Yok Etmeye Kararlı Bir Şeytan

2. Şeytanın Yöntemleri ve Araçları

3. Komünizm: Şeytanın İdeolojisi

4. Şeytanın Metafizik Anlayışı

5. Şeytanın Birçok Yüzü

6. Sosyalizm: Komünizmin İlk Aşaması

7. Komünizm Hakkında Romantik Fikirler

8. Kültürün ve Ahlakın Çöküşü

9. Tanrıya ve Geleneklere Dönüş

Giriş

Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’daki komünist rejimlerin çöküşü, Doğu ve Batı’daki kapitalist ve komünist taraflar arasında yarım yüzyıl süren Soğuk Savaş’ın sona ermesi anlamına geliyordu. O zamanlar, komünizmin tarihe gömüldüğüne inanan bir çok iyimser vardı.

Ancak üzücü gerçek, kılıf değiştiren komünist ideolojinin dünyaya yerleşmiş olması idi. Çin, Kuzey Kore, Küba ve Vietnam açıkça komünist rejim ile yönetilmekte; Doğu Avrupa ülkelerinde, komünist ideoloji ve adetleri hala önemli bir etkiye sahip; Afrika ve Güney Amerika ülkelerinde ise sosyalizm, demokrasi ve cumhuriyetçilik kisvesi altında uygulanmakta. Ayrıca Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerinde devlet kurumları, insanların farkında olmadığı komünist etkileri içinde barındırmakta.

Komünizm, savaşı, kıtlığı, katliamı ve zulmü doğurur. Bunlar kendi başlarına yeterince dehşet verici şeylerdir, ama komünizmin yarattığı hasar bunların çok daha ötesindedir. Tarih boyunca diğer tüm sistemlerden farklı olarak, komünizmin değer ve itibar da dahil olmak üzere tüm insanlığa karşı savaş açtığını artık açık bir şekilde birçok insan görmekte.

Komünizm, Sovyetler Birliği ve Çin’de büyük diktatörlükler kurduktan sonra, milyarlarca insanı yönetmeye başladı ve bir yüzyıldan kısa bir sürede yüz milyondan fazla insanın ölümüne neden oldu. Komünist blok, dünya devrimine yönelik açık girişimlerinde dünyayı nükleer savaşın eşiğine getirdi; bu arada solcu düşünürler ve aktivistler, ailenin, sosyal düzenin ve geleneksel ahlakın kasıtlı ve yaygın bir şekilde yok edilmesini teşvik ettiler.

Komünizmin doğası nedir? Amacı nedir? Neden insanlığı düşman olarak hedef almıştır? Ondan nasıl kurtulabiliriz?

1. Komünizm: İnsanlığı Yok Etmeye Kararlı Bir Şeytan

Komünist Manifesto, “Avrupa’da bir hayalet dolanıyor–komünizm hayaleti” cümlesi ile başlar. “Hayalet” terimini kullanmak, Karl Marx’ın geçici bir hevesi değildi. Bu kitapta bahsettiğimiz gibi, komünizm ideolojik bir akım, siyasi bir doktrin ya da insan ilişkilerini yeniden düzenlemede başarısızlığa uğramış bir girişim olarak algılanmamalıdır. Aksine, o bir şeytan olarak anılmalıdır—nefret, yozlaşma ve evrendeki diğer doğal güçler tarafından yaratılan şeytani bir varlıktır.

Soğuk Savaş’ın ardından komünizm iksiri sadece eski komünist ülkelere zarar vermekle kalmadı, aynı zamanda tüm dünyaya yayıldı. O zamandan beri, komünizmin yayılması, hayaletin insan toplumunu küresel ölçekte etkilemesini sağladı. Komünist fikirlerin etkisi altında, sayısız insan doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayırma kabiliyetini yitirdi. Şeytanın komplosu neredeyse başarıya ulaşmıştır.

2. Şeytanın Yöntemleri ve Araçları

İnsan, Tanrı tarafından yaratılmıştır ve onun merhameti insanı uzun süre korumuştur. Şeytan bunun farkındaydı, bu yüzden insanı yozlaştırmak ve tanrının ondan vazgeçmesini sağlamak için bu ilişkiyi koparmaya başladı. Şeytanın yöntemi, Tanrı tarafından insanlığa bahşedilen kültürü yıkmak, insan ahlakını bozmak ve böylece insanı yoldan saptırarak kurtarılmaya değmez bir hale getirmek idi.

Hem iyilik hem de kötülük, tanrı ve şeytan, her insanın kalbinde vardır. Bir hayat ahlaki çöküş ile batabilir ya da ahlaki eğitim yoluyla yükselebilir. Tanrı’ya inananlar, ahlaklı davranış ve düşünce biçimi için çaba sarf ettikleri takdirde,  doğru düşüncelerinin kuvvetleneceğini ve mucizelerin gerçekleşeceğini bilirler. Tanrı, ayrıca kişinin daha asil bir insan olması için ahlakının yükselmesine yardımcı olacak ve nihayetinde o kişinin cennete dönmesine izin verecektir.

Bununla birlikte, düşük ahlaklı bir insanın kalbi bencillikle yani hırs, açgözlülük, cehalet ve kibir ile doludur. Tanrı bu tarz düşünceleri ve eylemleri asla onaylamaz. Şeytan ise onları büyütür, insanın bencilliğini ve kötülüğünü artırır. Suç işlemeye teşvik edildiği için, insan daha fazla karma yaratır ve sonunda onu yalnızca Cehennem bekleyene kadar ahlaki çürümeye terk edilir.

Eğer toplumunun ahlak standartları bir bütün olarak düşerse, şeytan bu eğilimi daha fazla kötülüğe, daha fazla karmaya ve insanlığın nihai yıkımına neden olmak amacıyla hızlandırır. On sekizinci yüzyılda başlayan Avrupa’daki çalkantı ve ona eşlik eden ahlaki düşüş şeytana bir fırsat verdi. İyilik ve kötülük arasındaki ayırım kriterlerini adım adım yıkmaya başladı. Ateizmi, materyalizmi, Darvinciliği ve mücadele felsefesini yüceltti.

Şeytan, insanlar arasından Marx’ı elçi olarak seçti. 1848’de yayınlanan Komünist Manifesto’da Marx ve arkadaşı Friedrich Engels özel girişim, sosyal sınıf, ulus, din ve aile kavramlarının yıkılmasını savundu. Son derece şiddetli ve yıkıcı olan 1871 Paris Komünü, komünist hayaletin iktidarı ele geçirmeye yönelik ilk doğrudan girişimiydi.

Marks’ın takipçileri, politik gücün Marksist siyaset biliminin temel meselesi olduğunu savunuyorlar. Bu hem doğru, hem de yanlış. Komünizmin nihai amaçlarını açıkça gördüğümüzde, siyasi gücün komünist proje için hem önemli hem de önemsiz olduğunu anlayabiliriz. Siyasi iktidara erişim, insanlığın hızlı bir şekilde bozulmasına olanak sağladığı için önemlidir. Gücüele geçiren komünistler, ideolojilerini şiddet kullanarak yayabilirler ve geleneksel kültürü onlarca yıl veya daha kısa bir sürede ortadan kaldırabilirler. Ancak siyasi güç aynı zamanda önemli değildir, çünkü devletgücü olmadan bile, şeytan insanın zayıflıklarını ve eksikliklerini sömürmek için başka araçlar kullanır: komünistler siyasi güce sahip olmasalar bile, hayaletin yeryüzündeki ajanları toplumu aldatabilir, seçim yapabilir, zorlayabilir ve toplumun kafasını karıştırabilir, düzeni bozabilir ve geleneksel düşünceyi altüst etmek için karışıklık yaratabilir. Komünizm, küresel kontrolü ele geçirme çabalarında bu tür “böl ve yönet” taktiklerini kullanır.

3. Komünizm: Şeytanın İdeolojisi

Tanrı, insan toplumu için evrensel değerlere dayanan zengin bir kültür yaratmış ve insanlar için cennete dönüş yolunu açmıştır. Komünizm ve tanrının yarattığı geleneksel kültür birbiriyle bağdaşmaz.

Kötü hayaletin özünde ateizm ve materyalizm vardır—Alman felsefesi, Fransız sosyal devrimi ve İngiliz politik iktisadının elementlerinin bir araya geldiği laik bir din gibidir ve Tanrı’nın ve Ortodoks inançların daha önce hakim oldukları konumu ele geçirmeyi amaçlar.

Komünizm dünyayı kendi ibadethanesine dönüştürür ve toplumsal yaşamın tüm yönlerini kendi amacı altında toplar. Şeytan insanların düşüncesini kontrol ederek Tanrı’ya başkaldırmasına ve geleneği yok etmesine sebep olur. Şeytan insanı kendi yıkımına böyle yönlendirir.

Tanrı’nın insan toplumu için ortaya koyduğu ilkelere karşı çıkması ve yok etmesi için şeytan, Marx ve diğerlerini kendi elçisi olarak seçti. Doğu’da şiddetli bir devrim başlatarak siyaseti ve laik dini birleştiren totaliter bir devlet kurdu. Batı’da ise, yüksek seviyede vergiler ve servet dağılımı yoluyla ilerici, şiddet içermeyen komünizmi yerleştirmektedir. Küresel ölçekte ise, ulus devletlerini baltalamak ve global bir yönetim sistemi kurmak amacıyla komünist ideolojiyi her yerde siyasi sistemlere yaymayı amaçlamaktadır. Komünizmde vaat edilen “yeryüzünde cennet” budur, yani “her birinden yeteneğine  göre ve her birine ihtiyacına göre” ilkesine dayanan, sınıf, millet veya hükümet kavramı olmaksızın sözde kolektif bir toplumdur.

Komünizm, ateist bir kavram olan “sosyal ilerleme” anlayışını desteklemek için yeryüzünde bir “cennet” yaratma programını kullanır. Komünist ideolojinin yalnızca sosyal bilimler ve felsefe değil, doğa bilimleri ve din öğretisi de dahil olmak üzere her alana yayılmasını sağlamak adına insanlığın manevi arayışlarını baltalamak için materyalizmi kullanır. Komünizm, kötü huylu bir tümör gibi yayılırken Tanrı inancı da dahil olmak üzere tüm inançları yok eder. Buna karşılık, ulusal egemenliği ve kimliği ve insanlığın ahlaki ve kültürel geleneklerini yok eder, böylece insanı yıkıma doğru sürükler. Komünist Manifesto’da Marx şunu beyan etmiştir: “Komünist devrim, geleneksel mülkiyet ilişkilerinden en radikal şekilde kopmaktır; şüphesiz onun büyümesi geleneksel fikirlerden en radikal şekilde kopmayı gerektirir.” Marx böylece, son iki yüzyıl boyunca komünizm uygulamasını doğru bir şekilde özetlemiştir.

Tanrı, ahlaki düzenin kaynağıdır ve tarının ahlakı değişmez ve sonsuzdur. Ahlaki standartlar, insanın kendisi için belirleyeceği veya insan tarafından değiştirilebilecek şeyler değillerdir. Komünizm, ahlakı ölüme mahkum eder ve komünist Yeni İnsanın yeni bir ahlak kurmasını sağlamaya çalışır. Komünizm, tüm olumlu faktörleri insan  geleneklerinden atmak için negatif yöntemler kullanır ve bu sayede negatif faktörlerin dünyayı işgal etmesini sağlar.

Geleneksel yasalar ahlaktan doğar ve onu desteklemeyi amaçlar. Komünizm ise, ahlakı yasadan ayırmaya çalışır, daha sonra yerine kötü yasalar hazırlayarak ve mevcut olanları çarpık yorumlatarak ahlakı yok eder.

Tanrı insanı iyi huylu olmaya davet eder; komünizm ise sınıf mücadelesini teşvik edip, şiddet ve öldürmeyi savunur.

Tanrı, aileyi temel sosyal ünite olarak kurmuştur; komünizm, ailenin özel, kapitalist sistemin bir tezahürü olduğuna inanır ve onu ortadan kaldırmayı hedefler.

Tanrı, insana hayatta servet kazanma özgürlüğü ve gelirini artırma hakkı verir; komünizm ise, özel mülkiyeti ortadan kaldırarak, varlıkları kamulaştırarak, vergileri yükselterek ve kredi ve sermayeyi tekelleştirerek, ekonomik yaşamın tüm yönlerini kontrol etmeyi amaçlar.

Tanrı, ahlakın, devletin, hukukun, toplumun ve kültürün alması gereken şekilleri oluşturmuştur; komünizm, mevcut toplumsal yapıların şiddet yoluyla yıkılmasını ister.

Tanrı, ilahi imgeyi aktarmanın bir yolu olarak geleneksel sanatın eşsiz formunu insana iletmiştir. Geleneksel sanat, insanlığa cennetin güzelliğini hatırlatır, inancı kuvvetlendirir, ahlakı yükseltir ve erdemi besler. Öte yandan komünizm, insanın çarpık modern eserlere—yani ilahi doğamızı bastıran, kaos ve düzensizliğe yol açacak şekilde şeytani dürtüye serbestlik tanıyan ve sanat dünyasını adi, çirkin, kusurlu, şeytani, ve yozlaşmış fikirler yayarak manipüle eden sanat eserlerine tapmasını sağlar.

Tanrı, insanın alçakgönüllü olmasını ve cennetsel varlığa karşı saygı ve merak dolu olmasını ister. Komünizm insanın içindeki şeytana ve küstahlığa göz yumar, onu tanrıya karşı başkaldırmaya teşvik eder. İnsan doğasında var olan ve kaçınılmaz olan şeytanı güçlendirerek, ahlak kurallarından ve bir görev veya haysiyet duygusundan bağımsız davranışı teşvik etmek için “özgürlük” fikrini kullanır. İnsanlar şöhret ve maddi çıkarların cazibesine kapıldığı için, kıskançlığı ve gösterişi kışkırtmak amacıyla “eşitlik” sloganını kullanılır.

II. Dünya Savaşı’ndan sonra, komünistler askeri ve ekonomik imparatorluklarını büyüttü. Komünist blok ile özgür dünya arasındaki çekişme onlarca yıl sürdü. Komünizm tarafından açıkça yönetilen ülkelerde kendi doktrini, laik bir din—ders kitaplarına geçen tartışılmaz bir dogma— haline geldi. Başka yerlerde ise, komünizm farklı kılıfların altında kök saldı.

4. Şeytanın Metafizik Anlayışı

Bu metinde bahsedilen şeytan fikri doğaüstü bir güçtür. Şeytanın dünyada yarattığı kaosu anlamak için, komünizmin gerçek doğasını tam olarak kavramak gerekir.

Basitçe söylemek gerekirse, komünizmin hayaleti, nefretten ibarettir; enerjisini insan kalbinde biriken nefretten alır.

Komünist hayalet, Şeytan’a bağımlıdır. Bazen ikisi ayırt edilemez, bu sebeple onları ayrı olarak değerlendirmeye çalışmayacağız.

Şeytanın düzenini hem Doğu’da hem de Batı’da, her meslekte ve yaşamın her alanında görmek mümkün. Bazen gücü ikiye ayrılmış, bazen birleşmiş; bazen bu veya şu taktiği kullanır. Basit bir şablon izlemez. Komünist hayalet, akademiden popüler kültüre, sosyal ilişkilerden uluslararası ilişkilere kadar akla gelebilecek her alanda insanlığa karşı sınırsız bir savaş açmıştır.

Hayaletin karanlık enerjisi, isteğe bağlı olarak bir araçtan diğerine geçebilir. Örneğin, Batı’da savaş karşıtı hareket 1970’lerde zayıfladıktan sonra, şeytan, asi gençlerin enerjilerini feminizm, çevrecilik ve eşcinselliğin yasallaştırılması konularına yönlendirdi. Şeytan, daha sonra bu çabaları Batı medeniyetini içeriden yıkmak için kullandı.

Şeytan, kötü niyetli kişileri insan dünyasında kendi ajanları ve temsilcileri olarak kullanır. Hayaletin gücü altında, şefkatli ve masum insanları gruba çekmek için aldatıcı ve yanlış söylemler kullanır. Komünizm bu insanların adalet ve ahlak duygularını sömürür ve onları hayaletin en sadık savunucuları haline getirir.

Çoğu rolünün farkında olmayan bu ajanlar, elit sınıftan orta sınıfa ve alt sınıfa kadar toplumun her kesiminde yer alır. Böylece, faaliyetleri bazen aşağıdan yukarıya doğru devrimler, bazen yukarıdan aşağıya doğru komplolar ve bazen de merkezden gelen reformlar olarak kendini gösterir.

Şeytan form değiştirebilir ve aynı anda birden fazla mekanda bulunabilir. Kendi işlerini yaptırmak için diğer boyutlardaki düşük seviyeli varlıkları ve hayaletleri kullanır. Bu varlıklar, insanın nefret, korku, umutsuzluk, kibir, isyan, kıskançlık, şehvet, öfke, taşkınlık, tembellik ve benzeri negatif enerjileri ile beslenir. Pornografi ve uyuşturucu bağımlılığı, şeytanın kullandığı araçlardır.

Şeytan sinsi ve kurnazdır. İnsanın açgözlülüğünü, kötülüğünü ve cehaletini kendi amacı için kullanır ve bir kişinin düşünceleri bu nitelikleri taşıdığı sürece, şeytan o kişiyi kontrol altına alabilir. Çoğu zaman, insanlar kendi düşüncelerine göre hareket ettiklerini düşünürler, ancak manipüle edildiklerini fark edemezler.

5. Şeytanın Birçok Yüzü

Tıpkı şeytan birçok isimle anıldığı gibi, komünizm de birçok şekilde kendini gösterir. Şeytan, insanları aldatmak için birbirine zıt durumları kullanır: totaliter rejim veya demokrasi, planlı ekonomi veya piyasa ekonomisi, basının kontrolü veya herhangi bir kısıtlamanın olmaması, bazı ülkelerde eşcinselliğe karşı muhalefet veya diğer ülkelerde eşcinselliğin yasallaştırılması, kötü niyetle çevrenin tahrip edilmesi veya yaygara ile çevrenin korunması gibi.

Şiddetli bir devrimi veya barışçıl bir değişimi kullanabilir. Politik ve ekonomik bir sistem olarak veya sanat ve kültürde ideolojik bir eğilim olarak tezahür edebilir. Saf idealizm veya vicdansız bir entrika şekline bürünebilir. Komünist totaliter rejimler şeytanın tezahürlerinden sadece biridir. Marksizm-Leninizm ve Maoizm, şeytanın ölümcül hilesinin sadece bir yönünü oluşturur.

On sekizinci yüzyılda ütopyacı sosyalizmin gelişiminden beri, dünya çok sayıda ideolojik akımın doğuşuna tanıklık etmiştir: bilimsel sosyalizm, Fabian sosyalizmi, sendikalizm, Hıristiyan sosyalizmi, demokratik sosyalizm, insancıllık, eko-sosyalizm, refah kapitalizmi, Marksizm-Leninizm ve Maoizm gibi. Bu ideolojiler iki türdür ve bazen örtüşür: şiddet içeren komünizm veya şiddet içermeyen komünizm. Şiddet içermeyen türler, mevcut düzene sızmayı ve aşamalı olarak onu yok etmeyi hedef alır.

Şeytanın birçok hile yönteminden biri, iki zıt kampta yani Doğu ve Batı’da farklı ayarlamalar yapmaktır. Doğu’da büyük bir işgal gerçekleştirirken, kılık değiştirip sessizce Batı’ya sızmıştır. İngiltere’nin Fabian Topluluğu, Almanya’nın Sosyal Demokrat Partisi, Fransa’nın İkinci Enternasyonal’i, ABD’deki Sosyalist Parti ve diğer birçok sosyalist parti ve örgüt, yıkım tohumlarını Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’ya yaymıştır.

Soğuk Savaş sırasında, Sovyetler Birliği ve Çin’deki toplama kampları, katliamlar, kıtlıklar ve soykırımlara tanıklık eden Batılılar lüks ve özgürlük içinde yaşadıkları için kendilerini şanslı hissettiler. Bazı sosyalistler, vicdanen Sovyetler Birliği’ndeki şiddeti açıkça kınadılar ve bu da birçok insanın onlara karşı alması gereken tedbiri azalttı.

Komünizm şeytanı, Batı’da çeşitli karmaşık kılıflara bürünür ve birçok isim altında çalışır, bu da ona karşı korunmayı neredeyse imkansız hale getirir. Komünizmden türemiş veya amacına ulaşmak için komünizm tarafından kullanılmış okullar veya hareketler şunlardır: liberalizm, ilericilik, Frankfurt Okulu, Neo-Marksizm, eleştirel teori, 1960’ların karşı kültürü, savaş karşıtı hareket, cinsel özgürlük, eşcinselliğin yasallaştırılması, feminizm, çevrecilik, sosyal adalet, politik doğruculuk, Keynesyen ekonomi, avangard sanat ve çok kültürlülük.

6. Sosyalizm: Komünizmin İlk Aşaması

Batı’da birçok insan sosyalizmi ve komünizmi ayrı olarak görüyor, bu da sosyalizmin yayılmasına elverişli bir zemin hazırlıyor. Aslında, Marksist-Leninist teoriye göre, sosyalizm, komünizmin sadece ilk aşamasıdır.

1875’te Gotha Programının Eleştirisi adlı yazısında Marx, komünizmin bir ilk aşaması ve bunu izleyen “daha yüksek” bir aşamasının olduğu fikrini ileri sürdü. İleri yaşlarında, uluslararası konjonktürdeki değişikliklerden etkilenen Friedrich Engels ise siyasi iktidar için seçimleri kullanan “demokratik sosyalizm”i önerdi. Demokratik sosyalizm, sosyal demokrat parti liderleri ve İkinci Enternasyonal teorisyenleri tarafından kabul edildi ve bugün dünyanın birçok kapitalist ülkesinde sol partilerin oluşmasına yol açtı. Daha sonra Lenin, sosyalizm ve komünizmin net tanımlarını ortaya koydu: Ona göre sosyalizm komünizmin ilk aşaması, komünizm ise sosyalizmin temelleri üzerine kurulu idi. Sosyalizmdeki devlet mülkiyeti ve planlı ekonomi, komünizme hazırlığın ilk aşamasıdır.

Sosyalizm, her zaman Marksizm’in ve uluslararası komünist hareketin bir parçası olmuştur. Batı’da popüler sosyalizmin dalları ya da solcu doktrinler, komünizm ile yüzeysel olarak alakasız görünse de, temelde aynı ideolojinin şiddet içermeyen parçalarıdır. Sol partiler, Batı’da şiddet içeren devrimlerden ziyade, seçimlerle iktidara gelir. Yüksek vergilendirme, komünist rejimler altında görülen doğrudan devlet mülkiyeti ile aynı role sahiptir ve aşırı sosyal refah, planlı ekonomi yerine geçer. Sosyal devlet yaratmak, Batılı ülkelerde sosyalizmi gerçekleştirmenin önemli bir adımıdır.

Dolayısıyla komünizmin ya da sosyalizmin tehlikelerini sadece bu ideolojileri benimseyen rejimlerin uyguladığı şiddet ve katliamlara odaklanarak anlamak imkansızdır. Totaliter komünizm ve görünüşte şiddet içermeyen sosyalizm biçimleri el ele verir, çünkü komünizmin gelişimi için bu gerekli bir safhadır,  tıpkı biyolojik bir organizmanın kademeli olgunlaşma süreci gibi. Eğer özgür bir ülke bir gecede totaliter rejime dönüşseydi, propaganda ve hakikat arasındaki sert tezatlık çoğu insanı şok ederdi. Birçoğu isyan eder ya da en azından pasif olarak direnirdi. Bu da totaliter rejim için yüksek bir maliyete sebep olur ve rejimin direnişi kırmak için tıpkı Sovyetler Birliği ve Çin’de olduğu gibi toplu katliam yapmasını gerektirirdi.

Totaliter rejimlerin aksine, demokratik ülkelerdeki sosyalizm, kaynayan kurbağa metaforu gibi, insanların özgürlüklerini farkına bile varmadan yasalar ile yavaş yavaş kısıtlar. Sosyalist bir sistem kurma süreci, onlarca yıl hatta nesiller sürebilir. Bu süreçte insanları aldatmak için onları hissiz, kayıtsız ve sosyalizme bağımlı hale getirir. Kademeli olarak ve “yasal” araçlarla uygulanan sosyalist hareketlerin nihai hedefi, şiddet uygulayan emsallerinden çok da farklı değildir.

Bugün Batı’daki bazı sol eğilimli devletler, halkı bireysel özgürlüklerini feda etmeye ikna etmek için “ortak yarar” fikrini kullanmakta. Sosyalizm, henüz güçlü bir siyasi sistem haline gelmediği için, bu ülkelerdeki vatandaşlar, belirli siyasi özgürlüklere hala sahiplerdir. Ancak sosyalizm sabit bir kavram değildir. Sosyalist ülkeler sonuçların eşitliğini birincil hedef olarak belirlerler ve bu da insanları ilerleme adına özgürlüklerinden mahrum etmeye mecbur eder. Sosyalizm, kaçınılmaz olarak komünizme geçişi sağlar ve bu süreçte yani geriye sadece totaliter bir rejim kalana kadar insanlar sürekli olarak haklarından tek tek vazgeçmeye zorlanır.

Sosyalizm, yasalar yoluyla sonuçların eşitliğini sağlama fikrini kullanırken, aslında ahlaki değerleri aşağı çeker ve insanları iyiliğe yönelme özgürlüğünden mahrum eder. Normal şartlar altında, her insan doğal olarak dini inançlar, ahlaki standartlar, kültür ve eğitim seviyesi, akıl, cesaret, gayret, sorumluluk duygusu, hırs, yaratıcılık, girişimcilik ve daha birçok alanda farklılık gösterir. Elbette, alt seviyedeki insanları aniden yükselterek eşitliğe zorlamak imkansızdır, bunun yerine sosyalizm, yüksek seviyedekileri yapay olarak baskı altına alır. Özellikle ahlaki değerler açısından, Batı’nın sosyalizmi, “ayrımcılık karşıtı”, “değer tarafsızlığı” veya “politik doğruculuk” gibi bahaneleri kullanmaktadır, bu sayede temel ahlaki muhakemeye hücum eder. Bu da, ahlakı bir şekilde ortadan kaldırma girişimine denktir. Bu durum her türlü Tanrı ve inanç karşıtı konuşmanın, cinsel sapkınlıkların, şeytani sanatın, pornografinin, kumarın ve uyuşturucu kullanımının yasallaştırılması ve normalleştirilmesi ile birlikte gelir. Sonuçta, Tanrı’ya inanan ve ahlaki yükselme arzusunda olanlara karşı marjinalleştirme ve nihayetinde onlardan kurtulma amacıyla bir tür ters ayrımcılık yapılır.

7. Komünizm Hakkında Romantik Fikirler

Bugün komünizm hakkında romantik fanteziler besleyen, ancak hiçbir zaman komünist bir ülkede yaşamamış ve oradaki acıları çekmemiş ve böylece komünizmin gerçekte ne anlama geldiğini bilmeyen birçok Batılı var. Soğuk Savaş sırasında, özgür dünyadan birçok entelektüel, sanatçı, gazeteci, politikacı ve öğrenci turist olarak Rusya, Çin veya Küba’ya gittiler. Gördükleri—ya da daha doğrusu, görmelerine izin verilenler—bu ülkelerdeki halkın yaşamış olduğu gerçeklerden tamamen uzaktı.

Komünist ülkeler, yabancıları aldatma kabiliyetlerini zamanla geliştirdiler: örnek köyler, fabrikalar, okullar, hastaneler, kreşler ve hapishaneler dahil olmak üzere yabancı ziyaretçilere gösterilen her şey onların zevklerine uygun hazırlanmıştı. Karşılaştıkları görevliler ve rehberler ya Komünist Parti üyeleriydi ya da siyasi olarak güvenilir kişilerdi. Turlar prova edildi. Ziyaretçiler, çiçekler, şaraplar, danslar ve şarkılar, ziyafetler ile ve gülümseyen küçük çocuklar ve yetkililer tarafından karşılandı. Daha sonra işyerinde çok çalışan, ancak özgürce ve eşit olarak konuşabilen insanları, çok çalışan öğrencileri ve güzel düğünleri göstermeye götürdüler.

Göremedikleri şeyler ise: sahte yargılamalar, toplu cezalar, çete linçleri, toplum önünde aşağılamalar, adam kaçırmalar, beyin yıkamalar, hücre hapisleri, zorunlu çalışma kampları, katliamlar, toprak ve mülk hırsızlığı, kıtlıklar, kamu hizmetlerinin yetersizliği, özel yaşama saygısızlık, gizli dinlemeler, gizli izlemeler, her yerde komşular ve muhbirler tarafından izlenme, ülke yönetiminde vahşi siyasi mücadeleler ve elitlerin abartılı lüks hayatları idi. Özellikle sıradan insanların çektikleri acıları görmelerine izin verilmedi.

Turistler, komünist ülkelerde kendileri için sahnelenen her şeyi norm kabul edip yanıldılar. Daha sonra Batı’da komünizmi kitaplar, makaleler ve konuşmalar aracılığıyla savundular ve birçoğu aldatıldıklarını bilmiyorlardı. Az sayıda insan, yapıdaki çatlakları gördü, ancak birçoğu ardından başka bir tuzağa daha düştü: Kendilerini “dost gezginler” olarak gördüler ve Çin’de benimsenen “yabancıların önüne kirli çamaşırları sermeme” tavrını benimsediler. Komünist ülkelerde yaşanan katliam, kıtlık ve baskıların komünizme geçişin bir maliyeti olarak kabul ettiler. Komünizme giden yol çarpıkken, geleceğin parlak olduğundan eminlerdi. Gerçeği söylemeyi reddettiler çünkü bu “sosyalist projenin” adını lekelemek olurdu. Gerçeği söyleme cesaretini göstermek yerine, utanç verici bir sessizliği tercih ettiler.

Komünist fanteziye göre, herkes özgür ve eşittir, baskı veya kamulaştırma yoktur, büyük maddi bolluk vardır ve herkes gücü yettiği kadar verir ve ihtiyacına göre alır—her bireyin özgürce gelişebildiği adeta yeryüzünde kibir cennet gibidir. Bu tür bir insan toplumu, sadece şeytanın insanı kandırmak için yem olarak attığı bir hayal ürünüdür.

Gerçekte, hakimiyet küçük bir elit grubunun eline geçer. Gerçek komünizm, totaliter rejim için küçük bir yönetici grubunun kontrol ettiği bir araçtır. Bu grup ele geçirdiği gücü çoğunluğu bastırmak, köleleştirmek ve haklarından mahrum etmek için kullanır. Bazı sosyalist ülkelerde bunun için henüz zaman gelmemiştir ve bu yüzden ılımlı görünürler. Ancak koşullar oluştuğunda, tüm bunlar değişecek ve sosyalist ütopyanın saf destekçileri pişmanlık için çok geç kalmış olacaklar.

8. Kültürün ve Ahlakın Çöküşü

Şeytanın kendi ajanlarını her alana ve ülkeye yerleştirmesi, cahil ve saf insanların yok olma yolundaki yolculuklarının hızlanmasına neden oldu.

Komünizm, insanlara Tanrı inancına karşı gelmeyi ve Tanrıdan uzaklaşmayı öğretir. Dinlere dışardan saldırırken,  aynı zamanda insanları manipüle ederek dinlerin içeriden yozlaşmasını sağlar. Dinler siyasallaştırılmış, ticarileştirilmiş ve eğlenceye dönüştürülmüştür. Ahlaki yönden yozlaşmış birçok din adamı vardır. Bu din adamları dinî metinleri yanlış yorumlar, takipçilerini yanıltır, ve daha da ileri giderek başkaları ile zina yapar ve hatta pedofili bile olur.

Bu kaos, gerçek dindarları şaşkına çevirip umutsuzluğa itmiştir. Sadece bir asır önce, Tanrı’ya tereddütsüz inanç, ahlaki terbiyenin bir işaretiydi. Şimdi ise, dine inanan insanlar aptal ve batıl inançlı olarak kabul ediliyorlar. Alay edilme korkusuyla, arkadaşlarına bile bahsetmeden inançlarını kendilerine saklıyorlar.

Komünizmin bir diğer önemli amacı da, cinsiyet eşitliği ve “ortak varlık ve eş” gibi kavramlar aracılığıyla aile kurumunu yok etmektir. Özellikle yirminci yüzyıl, cinsel özgürlüğü, cinsiyet ayrımının kaybolmasını, “ataerkilliğe” yönelik saldırıları ve babanın aile içindeki rolünün zayıflamasını teşvik eden modern feminist hareketlere ev sahipliği yapmıştır.

Bu hareketler evliliğin tanımını değiştirdi, eşcinselliğin yasallaştırılmasını ve meşrulaştırılmasını teşvik etti, boşanma ve kürtaj haklarını savundu ve tek ebeveynli aileleri etkili bir şekilde teşvik etmek ve sübvanse etmek için sosyal devlet politikalarını kullandı. Bütün bunlar aile kurumunun çöküşüyle sonuçlandı ve daha fazla yoksulluğa ve suç oranının artmasına sebep oldu. Bu durum, son birkaç on yılda toplumun çok şaşırtıcı dönüşümlerinden biri olmuştur.

Siyasi alanda komünist rejimler katı diktatörlükler ile devam ederken, özgür toplumlardaki parti politikaları kriz noktasına gelmiştir. Komünizm, büyük siyasi partileri manipüle ederek demokratik ulusların yasal ve siyasi sistemlerindeki boşluklardan faydalanmıştır. Seçimi kazanmak için politikacılar kirli oyunlara başvurur ve asla yerine getiremeyecekleri vaatlerde bulunurlar. Komünizmin etkisinin sonucu olarak bugün dünyanın dört bir yanındaki siyasi partiler genellikle politik yelpazenin solunda yer alırlar. Bu partiler, daha yüksek vergi, daha fazla sosyal refah harcamaları, büyük hükümet ve ekonomik müdahaleciliği savunurlar. Bir hükümetin davranışı toplumu şekillendirmede çok büyük bir rol oynar. Sol eğilimli bir hükümet, Marksizm’in farklı biçimlerinin topluma yayılmasına izin verir, gençlerin beynini yıkayarak daha fazla sol eğilimli adayların seçilmesini sağlar.

Bugüne kadar bilgeliğin özünü ve çağların kültürünü aktarma rolü üstlenmiş yükseköğretim de yıkılmıştır. Yirminci yüzyılın ilk yarısında komünist hayalet, eğitim sisteminin sistematik olarak yok edilmesini sağlamıştır. Derin antik kültürüyle ünlü Çin, Komünist Parti’nin kurulmasından önce, Yeni Kültür Hareketi’ne maruz kalmıştır. Bu, Çin halkını geleneklerinden ayırma çabasının bir parçasıydı. Komünistler iktidarı ele geçirdikten sonra, eğitim sistemini kamulaştırdılar ve ders kitaplarını Parti ideolojisi ile doldurdular. Komünizm altında büyüyen Çinli genç nesiller, devrim düşmanlarından nefret etmeyi ve onları öldürmeyi öğrenerek, vahşi “kurt yavrularına” dönüştüler.

Hayalet, Batı’da felsefe, psikoloji, pedagoji ve nihayetinde tüm eğitim sistemini ele geçirmek için “bilim ve ilerleme” söylemi altında ilerici eğitim hareketini başlattı ve böylece öğretmenlerin ve okul yöneticilerinin beynini yıkadı. Lise eğitimi, rasyonel fikirleri ve geleneksel ahlakı dışlamaya başladı. Öğrencileri daha az okuryazar ve daha az analitik hale getirmek ve kendi yargılarını oluşturma veya sağduyularını kullanma becerilerini azaltmak için akademik standartlar düşürüldü. Ateizm, evrim teorisi, materyalizm ve mücadele felsefesi öğrencilere aşılandı.

1960’ların karşı-kültür hareketini takiben, politik doğruculuk savunucuları düşünce polisi haline geldiler ve öğretmenleri her türlü çarpıtılmış fikri öğrencilere aktarmaya zorladılar. Öğrenciler bugün güçlü bir ahlaki rehber olmadan, kendi kültürlerinin temelini öğrenemeden ve çok az sağduyu veya sorumluluk duygusu ile okullardan mezun oluyorlar. Başkalarını körü körüne takip ederek, toplumun düşüş eğilimine katkı sağlıyorlar.

Toplumda, yaygın uyuşturucu kullanımı, artan suç oranı, seks ve şiddet içeren bir medya, çirkin yapıtı güzel olarak tanımlayan bir sanat dünyası ve her türlü şeytani tarikat ve gizli grup mevcut. Gençler körü körüne film ve televizyon yıldızlarına tapıyorlar, zamanlarını bilgisayar oyunlarına ve sosyal medyaya harcıyorlar ve sonunda ruhsuz ve ahlaksız hale geliyorlar. İnsanlar, anlamsız şiddet ve terörizm karşısında dünyanın güvenliği ve geleceği konusunda çaresizce endişeye kapılıyorlar.

9. Tanrıya ve Geleneklere Dönüş

İnsan uygarlığı tanrı tarafından insana aktarılmıştır. Çin medeniyeti, Han ve Tang hanedanlarının zenginliğini gördü ve Batı medeniyeti Rönesans döneminde zirveye ulaştı. Eğer tanrının kendilerine sunduğu medeniyeti koruyabilirlerse, insanlar ilahi ilişkilerini devam ettirebilirler ve Tanrı dünyaya döndüğünde öğretilen Yasa’yı anlayabilirler. Kültür ve gelenekler yok edilirse ve toplum ahlakı çökerse, karma ve günahları çok büyük olacağı için ve düşünceleri ilahi bilgilerden çok uzaklaşmış olacağı için, insanlar tanrının öğretilerini anlayamazlar. Bu insanlık için bir tehlikedir.

Hem umutsuzluk hem de umut döneminde yaşıyoruz. Tanrı’ya inanmayanlar hayat boyu duyumsal zevklerin peşinde koşarlar. İnananlar ise merak ve endişe içinde tanrının dönüşünü beklerler.

Komünizm insanlık için bir felakettir. Amacı, insanoğlunu yok etmektir ve tüm ayarlamaları çok dikkatli ve detaylıdır. Bu düzen o kadar başarılı olmuştur ki, neredeyse sonuca varmak üzeredir ve şeytan tüm dünyamızı yönetmektedir.

İnsanlığın eski bilgeliği bize şunu anlatır: Tek bir doğru düşünce yüz kötülüğü alt edebilir ve bir kişinin Buda (aydınlanmış) doğası ortaya çıktığında dünyayı on yönden sarsar. Şeytan güçlü görünür ama Tanrı karşısında bir hiçtir. Eğer insanlar dürüst, iyi, merhametli, hoşgörülü ve sabırlı olabilirlerse, Tanrı tarafından korunurlar ve şeytan onlara hakim olamaz.

Yaradan’ın merhameti sınırsızdır ve her canlının felaketten kurtulma şansı vardır. Eğer insanoğlu, gelenekleri geri getirip, ahlakı yükseltip, Yaradan’ın merhametli çağrısını ve kurtuluş sağlayan Kutsal Yasa’sını duyabilirse, insan şeytanın yıkım girişimini durdurabilir, kurtuluşa ve geleceğe doğru yol alabilir.

8 Eylül 2020 tarihinde güncellenmiştir.

Devamı gelecek: Birinci Konu

İlgili bölümler: Önsöz: Komünizmin Hayaleti Dünyamıza Nasıl Hükmediyor?

İngilizcesi için: How the Specter of Communism Is Ruling Our World

Yorumlar kapalı, ancak trackbacks Ve pingback'ler açık.