Üçüncü Bölüm: Doğu’daki Zulüm

Komünizmin Hayaleti Dünyamıza Nasıl Hükmediyor?

Komünizmin hayaleti, Doğu Avrupa’da Komünist Parti’nin dağılmasıyla yok olmadı.

Epoch Times, “Komünist Parti Üzerine Dokuz Yorum”un yazarları tarafından kaleme alınmış “Komünizmin Hayaleti Dünyamıza Nasıl Hükmediyor?” adlı Çince kitabın çeviri serisini okurlarına sunuyor. 

İçindekiler

Giriş

1. Totaliter Komünizmin Yükselişi

a. Sovyet Komünizminin İktidara Yükselişi

b. Çin Komünist Partisi’nin Gücü Ele Geçirmesi

2. Komünist Yönetiminin Vahşeti

a. Sovyet Komünist Vahşeti

b. ÇKP’nin Ölümcül Kampanyaları

3. Yüz Yıllık Katliam

Giriş

Komünist Parti’nin Sovyetler Birliği’nde iktidarı ele geçirmesinden bu yana bir yüzyıl geçti. ABD Kongresi tarafından derlenen kayıtlara göre, komünist rejimler en az yüz milyon insanın ölümünden sorumludur.[1] Komünizmin Kara Kitabı, eski Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’daki ülkelerin hükümetleri tarafından sonradan açığa çıkarılan belgelerin yanı sıra Çin, Kuzey Kore ve diğer komünist ülkelerdeki komünist siyasi kampanyalara kurban giden insanlara ilişkin kayıtlara dayanarak bu katliam tarihini ayrıntılarıyla anlatıyor. [2]

Komünist totaliterliği, genellikle II. Dünya Savaşı sırasında Nazilerinkine benzetiliyor. İkisi arasında birçok benzerlik olsa da, önemli bir ayrım genellikle göz ardı ediliyor: Naziler soykırım yaptı, ancak komünizmin amacı katliamın çok daha ötesine gidiyor.

İnançlı insanlar fiziksel ölümün kişinin gerçek ölümü olduğunu düşünmezler çünkü ruhun cennete gittiğine veya reenkarnasyon döngüsünde tekrar doğduğuna inanırlar. Komünizm öldürmeyi insanlığın temel ahlaki temellerini yok etmek için bir araç olarak kullanır; sadece fiziksel bedeni değil, ruhu da öldürmeyi amaçlar.

Komünist rejimler en kötü vahşeti işlemeyi amaçlarlar. En acımasız ve vicdansız liderleri seçme ve kendi safları arasında yoğun siyasi tasfiyeler yapma eğilimindedirler. Birçok insan için komünist partilerin kendi kadroları içerisinde uyguladıkları barbarlığın mantığını anlamak zordur. Özellikle de partiye ve liderlere tamamen sadıkken sadece belirli konularda anlaşmazlığı olanlar linç edildiğinde insanların bunu anlamaları zordur. Bunun bir nedeni, komünist hayaletin Tanrı’ya ve insanlığa karşı olan başkaldırısında, sonunun geldiğine dair bir içgüdüsel korkuya sahip olmasıdır. Kendini güçlendirmek için hayalet, ahlaki doğruyu ya da yanlışı dikkate almayan bireylere ihtiyaç duyar. Bu bireyler toplu katliamlar sırasında uyguladıkları vahşet ile ünlenir ve onların parti liderliği pozisyonlarına yükselmeleri, hayaletin dünyevi zulmünün devam etmesini sağlar.

1989’da 4 Haziran Tiananmen Meydanı katliamına karşı gelen bazı Çin Komünist Partisi (ÇKP) yetkilileri, sonrasında ya tasfiye edildi ya da terfi ettirilmedi. Katliam sırasında acımasızlığını gösteren Jiang Zemin ise, ÇKP’nin liderliğine terfi ettirildi. Jiang, 1999 yılında Falun Gong’a karşı zulme başladıktan sonra, Luo Gan ve Zhou Yongkang gibi yetkilileri, zulümdeki en acımasız suçları işleyebildiklerini gösterdikleri için yüksek pozisyonlara terfi ettirdi.

Öldürme güdülerinden bir diğeri de Kültür Devrimi sırasında olduğu gibi genel toplumdan katılımcı toplamaktır. Bu insanlar kaosun ortasında cinayet ve diğer suçları işleyerek ÇKP’nin vahşetine suç ortağı oldular ve en acımasız failler Parti’nin en sadık takipçileri haline geldiler. Bugün bile, Kültür Devrimi sırasında saldırıya ve cinayete karışan birçok eski Kızıl Muhafız, gençliklerinde olanlardan pişmanlık duymadıklarını ifade ediyorlar.

Dahası, Komünist Parti, kurbanlarını açıkça ve kasten öldürerek genel nüfusu korkutup itaate zorluyor.

Tarih boyunca, hükümdarlar ve zorbalar, bir düşmanı yenerek güçlerini veya imparatorluklarını korumak adına insanları öldürdüler. Ancak komünist partiler düşman olmadan yapamazlar. Hiçbir düşman kalmasa bile, katliamın devam etmesi için bir düşman yaratılması gerekir. Uzun tarihi ve zengin kültürü ile Çin gibi bir ülkede, sürekli katliam olmadan komünizm amacına ulaşamazdı. Beş bin yıllık kültürel mirasa sahip Çin halkı, Tanrı’ya inandı ve saygı duydu. İşkence olmasaydı barbar ve kâfir ÇKP’ye boyun eğmeleri mümkün olmayacaktı. Partinin, Sovyet örneğinde görüldüğü gibi, iktidarını korumasının tek yolu toplu katliamdan geçmektedir.

1. Totaliter Komünizmin Yükselişi

Kötü hayaletin simgesi olan komünizmin başlangıç noktası, haysiyetsiz olmaktan başka bir şey olamazdı. Karl Marx, “Avrupa’da bir hayalet dolanıyor—komünizmin hayaleti” diye ilan  ettikten sonra haydutlar ve şehir eşkıyaları Paris Komününü kurarak, Fransız başkentini ve onun eşsiz sanat ve kültür eserlerini yakıp yıktılar. Ardından Rusya ve Çin’de, komünist partiler adi komplolar ve katliamlar ile iktidarı ele geçirdiler.

Marksist teori ve komünist rejimlerin kaleme aldığı çeşitli ideolojik broşürler, emekçi işçilerin ve köylülerin çıkarlarını koruma ve temsil etme vaatleriyle doludur. Fakat pratikte, işçi sınıfı ihanete uğrayan ve komünizm altında en kötü suiistimale maruz kalan sınıf olmuştur.

a. Sovyet Komünistlerinin İktidara Yükselişi

Şubat 1917’de, Rus İmparatorluğu I. Dünya Savaşı’nda Alman ve Avusturya-Macaristan güçlerine karşı kaybettiğinden, yiyecek kıtlığı ve kötüleşen çalışma koşulları Rus sanayi işçilerini grev yapmaya itti. Kargaşa ülke çapında yayıldıkça, Çar II. Nikola çekilmek zorunda kaldı ve Rusya Geçici Hükümeti demokratik seçimler yapılıncaya kadar ülkeyi yönetmek için kuruldu.

Ancak 7 Kasım 1917’de—ya da geleneksel Jülyen takvimine göre 25 Ekim’de—Vladimir Lenin’in önderliğindeki bir grup komünist devrimci Rusya’nın başkenti Petrograd’da (bugünkü St. Petersburg) silahlı bir ayaklanma başlattı. Ekim Devrimi olarak bilinen bu tarihi olayda Lenin’in Bolşevik Partisi, geçici hükümeti devirdi ve dünyanın ilk komünist rejimini kurdu.

Üç haftadan kısa bir süre sonra, Kurucu Meclis için yapılan demokratik seçim sırasında, Sosyalist Devrimciler Partisi, ulusal oyların ve sandalyelerin çoğunluğunu kazandı. Bolşevikler ise oyların yüzde 25’inden azını ve sadece bir avuç delege kazandılar.

Bu hezimetten sonra Lenin, seçimlerin sonucuna saygı duyma konusunda önceki vaatlerinden vazgeçti. Kurucu Meclis, 18 Ocak 1918’de Petrograd’da toplandığında Lenin meclisin halkın düşmanı olduğunu ilan etti. Sıkıyönetim için önceden hazırlık yapan ve Geçici Hükümetten iktidarı ele geçiren Bolşevikler, meclisi güç kullanarak dağıtmak için askerleri seferber ederek Rusya’daki demokratik süreci sonlandırdılar.

Rus Marksist hareketinin kendisi gibi, Lenin’in yükselişi de tamamen bir Rus girişimi değildi. Rusya, çarlık yönetiminin sona ermesine rağmen, Fransa ve İngiltere ile birlikte Alman liderliğindeki İttifak devlerine karşı savaşmaya devam etti.  Bolşeviklerin Rusya’yı siyasi kargaşaya sürükleyebileceğini—ve böylece Almanya’nın doğu cephesinden büyük bir tehdidi ortadan kaldırabileceğini—hesaplayan II. Kaiser Wilhelm sürgündeki Lenin’e yardım etti. Lenin’in güvenli bir şekilde Rusya’ya dönmesi için Almanya ve İsveç üzerinden Rusya İmparatorluğu’nun bir bölgesi olan Finlandiya’ya geçişini sağladı. II. Wilhelm ayrıca Lenin’e para, silah ve mühimmat sağladı. I. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar, Bolşevikler Almanya’dan en az 50 milyon mark yardım aldılar. [3]

Winston Churchill, Lenin’in ülkesine geri dönüşündeki Almanların oynadığı rol hakkında şunları söyledi: “En dehşet silahı Rusya’ya çevirdiler. Lenin’i İsviçre’den Rusya’ya bir virüs salgını gibi kapalı bir kamyonla taşıdılar.” [4]

Ekim Devrimi ve ardından gelen Leninist işgal, yirminci yüzyılda dünyadaki tüm şiddetli komünist hareketlerin kökenini oluşturdu. Komünizmin uluslararası yükselişini ve onu takip eden sayısız felaketi tetikledi.

Bolşevikler, Kurucu Meclis’ten yönetimi ele geçirdikten hemen sonra, ilk Rus işçilere sırtını döndü;1918’in başlarında komünist diktatörlüğe ilk direnen grup onlardı. Petrograd ve Moskova’dan on binlerce işçi demokratik olarak seçilmiş meclisin dağılmasını protesto etmek için yürüyüşler ve gösteriler düzenledi. Bolşevik askerler, işçi ayaklanmasını silah gücüyle bastırarak şehrin sokaklarını kan gölüne çevirdi.

Ülkenin en büyük işçi sendikası olan Tüm-Rusya Demiryolları Birliği, Bolşevik darbesini protesto etmek için greve gittiğini duyurdu ve diğer birçok işçi kuruluşunun geniş çaplı desteğini kazandı. Bolşevikler, tıpkı Petrograd ve Moskova’daki işçilere yaptığı gibi, silahlı kuvvetleriyle grevi durdurdu. Ardından Tüm-Rusya Birliği’ni ve diğer bağımsız sendikaları yasakladı.

Mart 1918’de Bolşevikler kendilerini Tüm-Rus Komünist Partisi olarak yeniden isimlendirdi. (1925’te, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin kurulmasından sonra, partinin adı tekrar Tüm Birlik Komünist Partisi olarak değiştirildi. Ardından, 1952 yılında, resmi olarak Sovyetler Birliği Komünist Partisi ismini aldı.) Kalan işçi örgütleri yavaş yavaş Komünist Parti’nin kontrolü altına girdi.

1918 yazında Rusya, ülkede devam eden iç savaş nedeniyle büyük bir kıtlıkla karşı karşıya kaldı. İç savaş, Bolşevikler’in de aralarında yer aldığı çeşitli komünist gruplar, bölgesel bağımsızlık hareketleri ve anti-komünist Rus subayların önderliğindeki Beyaz hareket arasında devam ediyordu. Lenin, Haziran ayında ülke kıtlığın eşiğinde iken, geleneksel olarak Rus tarımının ekmek sepeti olarak bilinen Volga havzasından tahılı ele geçirmek için Joseph Stalin’i Tsaritsyn’e gönderdi.

Komünist Parti’nin zorbalığı köylülerin direnişine yol açtı. Ağustos 1918’de Penza bölgesindeki köylüler silahlı bir isyanla ayaklandılar ve ayaklanma kısa sürede çevre bölgelere yayıldı. Parti ayaklanmaları bastırmak için asker gönderdi ve Lenin, Penza Bolşeviklerine bir telgraf gönderdi:

  • İyi tanınan en az 100 toprak sahibini, zengini, ve kan emicileri halkın gözü önünde asın.
  • İsimlerini yayınlayın.
  • Bütün tahıllarını ele geçirin.
  • Dünkü telgrafa uygun olarak rehineleri belirleyin.

Öyle bir şekilde yapın ki, yüzlerce kilometre ötede insanlar görebilsin, korksun, anlasın, bağırsın. … [5]

1919 baharında, Rusya’nın dört bir yanındaki şehirlerde açlık çeken işçiler, Kızıl Ordu askerlerine verilen seviyede karneli yiyecek payını talep etmek için birkaç kez greve gittiler. İşçiler aynı zamanda ifade özgürlüğünü, demokratik seçimleri ve komünistlere tanınan siyasi ayrıcalıkların kaldırılmasını talep ettiler. Tüm bu eylemler, işçileri hapse atan ya da silahla vuran Cheka gizli polisi (KGB’nin öncüsü) tarafından bastırıldı.

Moskova’nın güneydoğusunda yer alan Tambov, Ekim Devrimi’nden önce Rusya’nın en zengin illerinden biriydi. Sovyetler Birliği’nin bölgedeki dükkanları ele geçirmek için “tahıl istimlak ekipleri” göndermesinden sonra, elli binden fazla Tambov çiftçisi istimlak ekiplerine karşı savaşmak için yerel milisler kurdu. Olay Tambov İsyanı olarak tarihe geçti. Haziran 1921’de Sovyet rejimi, askeri komutan Mikhail Tukhachevsky’ye çiftçilere karşı zehirli gaz kullanma yetkisi verdi.[6] Tukhachevsky’nin kimyasal silah kullanması bölgede çıkan yangınlarla birleşince Tambov’un büyük kısmı harap oldu. Direnişe katılan yaklaşık yüz bin Tambov köylüsü ve akrabaları hapsedildi ya da sürgün edildi. Ayaklanmada yaklaşık 15 bin kişi öldü.[7] 1930’larda, Tukhachevsky’nin kendisi Stalin’in Kızıl Ordu’yu tasfiyesi sırasında işkence gördü ve idam edildi.

Sovyet rejiminin totaliter diktatörlük kurması, Rus işçilerine tamamen ihanet etmesi ve daha sonra milyonlarca vatandaşı toplu olarak öldürmesi, ÇKP tarafından ders kitabı gibi tekrarlanacaktı. ÇKP 1940’ların sonlarına doğru iktidarı ele geçirmesiyle başlayarak Çin tarihinde eşi görülmemiş felaketler doğuracaktı.

b. Çin Komünist Partisinin İktidara Geçişi

Marksizm ve diğer solcu ideolojiler, 1911’de Qing Hanedanlığı’nın düşmesinden önce Çin’e yurt dışından giriş yaptı ve daha çok radikal bilim adamları ve ülkenin karşı karşıya olduğu tehlikelere çözüm bulmak konusunda umutsuz kalan gençler arasında yayıldı.

1910’larda komünist Çinli aktivistler, Çin’in geri kalmışlığından sorumlu tuttukları geleneksel kültürü eleştirmek için Yeni Kültür Hareketi’ni başlattılar. 1919’da, yeni Sovyet rejiminin sağladığı finansmanla desteklenen Çinli komünistler, Yeni Kültür Hareketi’nden büyüyen ve hem yabancı güçleri hem de Çinli siyasi elitleri hedef alan bir dizi öğrenci protestosu olan Dört Mayıs Hareketi’ne önderlik ettiler.

Mayıs 1920’de Bolşevikler, Grigori Voitinsky’yi yerel bir komünist örgüt kurması için Çin’e gönderdi. ÇKP, Temmuz 1921’de Chen Duxiu, Li Dazhao ve diğer Çinli Marksistler tarafından Şanghay’da kuruldu.

Yeni kurulan ÇKP kaçamak yollarla yürütüldü. 1923’te Lenin, Çin Milliyetçi Partisi (Kuomintang) ile Sovyetler Birliği arasında bir ittifak kurmak için Mikhail Borodin’i Çin’e gönderdi. Anlaşma şartlarından biri olarak, Kuomintang yeni kurulan ÇKP’yi bir şube partisi olarak altına aldı ve komünistlere Milliyetçi davayı yıkma konusunda daha fazla fırsat verdi.

ÇKP’nin gücü ele geçirmek için Kuomintang içerisinde seçim çalışması yaptığını bilen Milliyetçi lider ChiangKai-shek, 1927’de komünistlerin tasfiyesini başlattı. Sonraki birkaç yıl içinde, Kuomintang, ÇKP’nin yönettiği güney Çin’de “Sovyet bölgeleri” olarak bilinen yerleri dağıtmak için çeşitli askeri kampanyalar düzenledi. Bu operasyonlar kısmen başarılı oldu, ancak komünistler Çin’in kuzeybatısındaki Yan’an’da yeni bir üs alanına kaçmayı başardılar. 1930’larda, Japonya İmparatorluğu’nun artan tehdidi Kuomintang’ı ÇKP isyanına karşı kampanyalarını duraklatmaya zorladı.

ÇKP, Japon ilerlemesi karşısında Çin’in istikrarsızlığından tam olarak yararlandı. Milliyetçi güçler savaşın yükünü taşıdıkça ÇKP gücünü artırdı. Japonya’nın işgal yılı olan 1937’de, Kuomintang, ÇKP’nin Kızıl Ordusunu yenilginin eşiğine getirmişti. Çin’in 1945’teki zaferi ile komünistler, 1,32 milyon düzenli birlik ve 2,6 milyon milis gücüne sahipti. Japonya’nın teslimiyetini takiben ÇKP, Kuomintang ile barış görüşmeleri bahanesiyle, gelecekteki iç savaşa hazırlık olarak birliklerini güçlendirdi.

Milyonlarca insan, II.Dünya Savaşı’nın cephelerinde hayatını kaybetti, ancak savaşın hiç beklenmedik sonucu, totaliter komünizmin hızla genişlemesi oldu. ÇKP’nin savaş sırasında ve sonrasında diplomatik çabaları, Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği’nin Çinli milliyetçileri destekleyen politikalarından vazgeçmesine neden oldu. 1949’da ÇKP, Kuomintang’ı mağlup etti ve dünyanın en acımasız totaliter komünist rejimi haline gelecek olan Çin Halk Cumhuriyeti’ni (ÇHC) kurdu.

Komünist güçler, zirvede oldukları dönemde dünya nüfusunun üçte birini kontrol ediyorlardı, çünkü büyüklük ve nüfusa göre dünyanın en büyük ülkeleri olan Rusya ve Çin’i içeriyorlardı. Komünist hükümetler Avrupa ve Asya’nın geniş alanlarına yayıldı ve Afrika, Güney Amerika ve Güneydoğu Asya’daki birçok ülke Sovyetler Birliği veya ÇHC’nin bağımlı ülkesi veya müttefiki oldu.

Çin beş bin yıllık bir geçmişi ile geniş ve derin bir kültüre sahiptir. Halkı, tanrılara tapmanın ve ilahi olana saygı duymanın geleneğini benimsemiş durumdadır. Komünist hayalet, sadece komplo yoluyla geleneksel Çin kültürünü yok edemeyecekti.

Çin anakarasında iktidarı ele geçirip ÇHC’yi kurduktan sonra, ÇKP, geleneksel kültürün taşıyıcıları olan toplumun elitlerini hedef aldı; Çin medeniyetinin fiziksel eserlerini yok etti; ve Çin halkı ile tanrılar arasındaki bağlantıyı kopardı. Toplu katliam yoluyla, Çin’in geleneksel mirası komünist parti kültürü ile yer değiştirdi. Her geçen nesil ile Parti kültürü, Çin’in dünya görüşüne daha fazla sızdı.

ÇKP, iktidarı ele geçirir geçirmez, ilk elitlerden başlayarak kendine düşmanlar icat etmeye başladı. Kırsal kesimde, toprak ağalarını ve üst tabakaları katletti. Şehirlerde, işadamlarını öldürdü ve sivil toplumun zenginliğini yağmalayarak bir terör atmosferi yarattı.

Köylüleri yeni komünist rejime destek olmaları için toprak sahiplerini ve “zengin çiftçileri” öldürmeye teşvik etti. ÇKP, köylüye kendi topraklarını vaat eden sözde bir toprak reformu yaptı. Ama toprak sahipleri öldürüldükten sonra, ÇKP arazinin kooperatifler şeklinde köylülere devredileceğini söyledi. Bu, toprağın hala köylülere ait olmadığı anlamına geliyordu.

Mart 1950’de ÇKP, kırsal kesimdeki toprak sahiplerini ve zengin köylüleri öldürmeye odaklanan Karşı Devrimcileri Bastırma Kampanyası olarak da bilinen “Karşı Devrimci Unsurların Katı Baskısı Direktifini” yayınladı. ÇKP, 1952’nin sonunda 2,4 milyondan fazla “karşı devrimcinin” yok edildiğini açıkladı. Aslında, beş milyondan fazla insan öldürülmüştü. [9]

Kırsal kesimde toprak ağalarını ve zengin köylüleri öldürdükten sonra ÇKP, zengin kentlileri katletmek için Anti-Üçlü ve Anti-Beşli Karşıtı kampanyaları başlattı. Bu baskı altında, kapitalistlerin birçoğu tüm aile üyeleri ile birlikte intihar etmeyi tercih etti.

ÇKP, toprak sahiplerinin ve kapitalistlerin yok edilmesiyle yetinmedi. Aynı zamanda köylülerin, küçük tüccarların ve zanaatkarların servetini de ele geçirdi. Bu sınıf soykırımından sonra, işçi sınıfının büyük çoğunluğu yoksulluk içinde kaldı.

2. Komünist Yönetimin Vahşeti

Komünist rejimler aldatma ve şiddet yoluyla iktidara gelse de, en kötü zulümleri barış zamanlarında gerçekleşir. Hem Sovyetler Birliği’nde hem de ÇHC’de, “sınıf düşmanlarını” ortadan kaldırmak için kanlı siyasi kampanyalar, kıtlıklar, toplama kampları, Parti kadrolarında tasfiyeler ve genel halk arasında terör, devrimi takip eden olaylardı. Benzer vahşet, komünist blokta her yerde gözlemlendi ve şu an dünyada hala devam eden komünist devletlerin tümü baskıcı otoriter rejimler olmaya devam ediyor.

a. Sovyet Komünist Vahşeti

1922’de, Bolşevikler’in Rus iç savaşında galip gelmesi ile sonuçlanan büyük askeri kampanyaların ardından, Sovyet Komünist Partisi kendi yarattığı krizlerle karşı karşıya kaldı. Hırsla uygulanan Marksist politikalar, Rusya genelinde yaygın bir kıtlığa yol açarak milyonlarca insanın ölümüne sebep oldu. Komünist yönetim, geriye dönük olarak “savaş komünizmi” olarak adlandırılan politik programının çoğunu geri alarak, Yeni Ekonomi Politikasını (YEP) başlatmak zorunda kaldı. Bu, Rus köylüsü ile etkili bir ateşkes yarattı, çünkü kendi topraklarını çalıştırıp devlet müdahalesi olmadan mahsul satmalarına izin verilmişti.

Ancak Sovyet komünistleri, YEP’ı bir isyan tehlikesini savuşturmak için acil bir tedbir olarak planlamışlardı. Savaş komünizminin yol açtığı kıtlık sırasında, Lenin’in bir arkadaşı, düzenlediği felaketin “sadece çara değil, Tanrı’ya olan inancı da yok edeceği” için iyi olduğunu söylemişti. [10]

Komünist rejimler, diktatörlüklerini güçlendirmek için terör ve kitle katliamını kullanırlar. 1928’de YEP sonlandırıldı ve yerine rejim tarafından kontrol edilen kolektif çiftlikler getirildi. Topraklarının ve tahıllarının ele geçirilmesine itiraz eden Rus köylüler, Komünist Partiye sert bir direniş gösterdi. İtaatsizlikleri onlara çok pahalıya mal oldu.

Kıtlık İle Katliam

Komünizmin kurbanlarının çoğu insan yapımı kıtlıklar tarafından öldürüldü. 1932 ve 1933 yılları arasında, Sovyet Komünist Partisi’nin neden olduğu kitlesel açlık Ukrayna, güney Rusya ve Orta Asya bölgelerinde çoğu köylü olmak üzere milyonlarca insanı öldürdü. Holodomor olarak bilinen Ukrayna kıtlığı yaklaşık dört milyon kişinin hayatına mal oldu.

İç savaşın 1922’de sona ermesinin ardından, Komünist Partinin kolektif çiftçilik dayatması, Ukrayna köylüleri tarafından yaygın bir direnişe sebep oldu. Bunun üstesinden gelmek için Sovyet rejimi, yetenekli çiftçilerin çoğunu alt sınıf olan “kulaklar” olarak adlandırdı ve onları Batı Sibirya ve Orta Asya cumhuriyetlerine sürgün etti. Bu çiftçilerin sürgün edilmesi Ukrayna tarımında büyük bir kayba sebep oldu ve 1932 yılında üretim hızla düştü.

1932-1933 kışında, Sovyet hükümeti Ukrayna’ya gıda tedarikini kesti ve sınır boyunca güvenlik çitleri kurdu. İlk başta, Ukraynalılar evlerinde sakladıkları sebzeler ve patatesler ile hayatta kaldılar, ancak bunlar kısa sürede Parti yetkilileri tarafından ele geçirildi. Çok sayıda çiftçi açlıktan öldü. Yetkililer köylülerin yiyecek bulmak için kentlere seyahat etmesini engelledi. Birçok insan demiryolları boyunca yürürken açlıktan öldü. Çaresizlik içinde, insanlar kedi, köpek ve çiftlik hayvanlarının gömülmüş leşlerini çıkarıp yemeye başladılar. Hatta bazıları yamyamlığa bile başvurdu. [11]

Holodomor kıtlığı bir milyondan fazla Ukraynalı çocuğu yetim bıraktı. Birçoğunun evi yoktu ve şehirlerde yemek dilenmekten başka seçeneği kalmadı. Bu utancı ortadan kaldırmak için Stalin, polise 12 yaşından küçük çocukları öldürme yetkisi verdi. Kıtlık sırasında, açlık kurbanlarının cesetleri, o zamanlar Sovyet Ukraynası’nın başkenti Kharkov sokaklarında görülebiliyordu.

Gulaglar: Avrupa’nın İlk Toplama Kampları

5 Eylül 1918’de Lenin, Ekim Devrimi’ne karşı çıkan siyasi mahkûmların ve muhaliflerin hapsedilmesi için Solovetsky Adaları’nda ilk Sovyet toplama kampının kurulmasını emretti. İlerleyen yıllarda, Komünist Parti, Sovyetler Birliği genelinde toplama kampları inşa etti—bunlar Stalinci dönemin ünlü gulag çalışma kampları idi (Gulag terimi Rusçada “Çalışma ve Islah Kampları Baş İdaresi” kısaltmasıdır).

Gulag sistemi, Komünist Parti’nin siyasi terörünü yoğunlaştırdığı ve daha fazla sayıda insanı tasfiye ettiği sırada, Stalin’in önderliğinde ciddi bir ölçekte büyüdü. Stalin’in 1953’teki ölümünde, Sovyetler Birliği’ne dağılmış toplam otuz binden fazla bireysel kamp içeren 170 gulag yönetimi vardı. Aleksandr Solzhenitsyn, kitabında bu sistemi “Gulag Takımadaları” olarak tanımlamıştır. Solzhenitsyn, kitabında Sovyet gizli polisinin mahkûmların gücünü tüketmek ve onları herhangi bir suçu itiraf etmeye zorlamak için kullandığı otuz bir farklı yöntemden bahsetmiştir. [12]

Gulaglara gönderilen insanlar, Rus kışının dondurucu soğuğunda günde 12 ila 16 saat ağır iş yapmaya zorlanırken, sürekli yiyecek ve giyecek sıkıntısı çekiyorlardı. Ölüm sayısı çok yüksekti. Birçok kişi aile bireyleriyle birlikte hapsedildi, kocalar hapsedilirken eşleri sürgün edildi. Yaşlılara, hatta 80’li yaşlarında bile olanlara acımadılar. Hükümlüler, yüksek rütbeli Parti elitleri, devlet liderleri ve askeri komutanlardan, dini inananlar, mühendisler, teknisyenler, doktorlar, öğrenciler, profesörler, fabrika işçileri ve köylüler de dâhil olmak üzere birçok sıradan vatandaşa kadar uzanıyordu.

Tahminlere göre, 1930-1940 yılları arasında yani Stalin’in savaş öncesi terör yılları boyunca, gulag sisteminde yarım milyondan fazla mahkûm öldü. Sistem 1960 yılında resmen kapatıldı. Gerçek rakamlar bilinmemekle birlikte, gulaglarda 18 milyon insanın hapsedildiği ve 1.5 milyondan fazla kişinin öldüğü düşünülüyor.

Toplama kamplarının genellikle bir Nazi icadı olduğu düşünülür, ancak Sovyet gulag sistemi dünya çapında hem komünist hem de komünist olmayan rejimlerde benzer baskı biçimlerinden önce gelmektedir. Eski Sovyet askeri istihbarat subayı ve popüler tarihçi Viktor Suvorov’a göre, İkinci Dünya Savaşı’ndan önce, Adolf Hitler, Sovyetler tarafından yaratılan gulagları gezmek ve onları işletme konusunda edindikleri deneyimleri öğrenmek için Gestapo memurlarını Rusya’ya göndermişti.

Sovyet Elitlerine Karşı Büyük Terör

Komünist hayaletin destekçileri bir zaman sonra onun kurbanı olmak zorundadır. Komünist Parti kendi saflarında kanlı tasfiyeler gerçekleştirirken, bu durum Stalinist dönemde de devam etti. Lenin’in ölümünden sonra Stalin, komünist liderliğin üst kademelerini hedef aldı.

Baskılar, 1936 ve 1938 yılları arasında daha da arttı. Milyonlarca Parti üyesi ve Sovyet yetkilisi, Büyük Terör olarak bilinen acımasız olayda sıradan sebeplerle yargılandı. Yüz binlerce insan işkence baskısı altında itirafta bulunduktan sonra kurşuna dizildi.

1934’te Tüm Birlik Komünist Partisi’nin 17. Kongresi sırasında 1.966 delegenin yarısından fazlası (1.108) karşı devrimci suçlamasıyla tutuklandı. 17. Kongre’de seçilen Merkez Komite’nin 139 üyesi ve aday üyesinden 110’u öldürüldü. [13] Stalin’in gizli polis şefi Lavrenty Beria bir keresinde şöyle demişti: “Bana adamı göster, ben de sana suçu bulayım.” Lenin’in 1924’te öldüğü sırada, Stalin hariç, mevcut tüm Politbüro üyeleri—Lev Kamenev, Grigory Zinovyev, Aleksey Rykov, Mikhail Tomsky ve Leon Troçki—1940 yılında ya idam edildiler ya da öldürüldüler.

Toplumun hiçbir kesimi Büyük Terör ve diğer Stalinist tasfiyelerden kaçamadı. Din, bilim, eğitim, akademi ve sanat alanlarındaki baskı, askeri ve siyasi elitleri yok eden tasfiyelerden önce gerçekleşti. Ancak Stalin’in terörünün başlıca kurbanları sıradan insanlardı. Bunlar arasında sadece sanıkların akrabaları ve arkadaşları değil, aynı zamanda sahte suçlardan dolayı ceza çeken işçiler ve diğer sıradan Sovyet vatandaşları bulunmaktaydı.

İnsanları öldürmekten sorumlu yetkililer de Terör’den kaçamadı: 1936’ya kadar gizli polis şefi olarak görev yapan Genrikh Yagoda, 1937’de tutuklandı ve ertesi yıl öldürüldü. Yerine geçen Nikolai Yezhov, 1939’da iç tasfiyelerin en kanlısını yönettikten sonra iktidardan düştü. Kendi tasarladığı özelliklere göre kurulan bir infaz odasında kurşuna dizildi.

Bugün bile Stalin döneminin terörü sırasında kaç kişinin tutuklandığı, öldürüldüğü, hapsedildiği ya da sürgün edildiğine dair bir bilgi bulunmamakta. Haziran 1991’de, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının arifesinde, KGB gizli polis şefi Vladimir Kryuchkov 1920 ve 1953 yılları arasında yaklaşık 4,2 milyon kişinin bastırıldığını ve bunların2 milyonunun Büyük Terör sırasında gerçekleştiğini söyledi. [14] Sovyet ve Yeltsin dönemlerinde reformcu bir siyasetçi olan Alexander Yakovlev, 2000 yılında verdiği bir röportajda Stalinist baskı sırasında işkenceye maruz kalan insan sayısının en az 20 milyon olduğunu söyledi. [15]

b. ÇKP’nin Ölümcül Kampanyaları

Ölümcül ve travmatik siyasi soruşturmalar, 1949’da Çin’de iktidarı ele geçirmeden önce bile Çin komünist hareketinin bir özelliği olmuştur. ÇKP,1942 yılında kuzeybatı Çin’de kendi köşesine çekildiği sırada, Mao Zedong, Yan’an Düzeltme Hareketi olarak bilinen bir hareket başlattı. Bu esnada, görünüşte ideolojiye yeteri kadar sadık olmayan parti üyelerini kökünden yok etmek için, işkence, gözaltı ve “düşünce reformu” da dahil olmak üzere pek çok acı muamele uygulandı. ÇKP’nin ilk kitlesel siyasi kampanyası olan hareket sırasında binlerce kişi hayatını kaybetti.

ÇHC rejiminin kurulduğu yıl olan 1949’dan 1966’ya kadar, Karşı Devrimcileri Bastırma Kampanyası’nda, Anti-Üç ve Anti-Beş kampanyalarında, Anti-Sağcı Kampanyasında ve Büyük Atılım Kampanyası’nın neden olduğu büyük kıtlıkta on milyonlarca Çinli hayatını kaybetti.

Bu toplu katliam dönemini parti içi kanlı mücadeleler izledi. Komünist eğitim ve Parti kültürü ile aşılanmış ateist “kurt yavruları” olarak yetiştirilen yeni nesil Çinliler olgunlaştıkça, Komünist hayalet, beş bin yıllık geleneksel Çin kültürünü yok etmek için daha da yaygın bir katliam ve yok etme kampanyası başlattı.

Kültür Devrimi, Mao döneminin son ve bazı açılardan en yıkıcı siyasi kampanyasıydı. 1966’dan başlayarak Mao’nun yaşamının son on yılına yayılan dönemde hedef, şiddet uygulayarak geleneksel Çin kültürünü yok edip, parti kültürünü yerleştirmekti.

Büyük Çin Kıtlığı

1959 ve 1962 yılları arasında Çin, dünyanın en ölümcül kıtlığını yaşadı. ÇKP, bugün bile dünyayı kandırmak için, üç yıl süren “doğal afetlere” maruz kaldığını iddia ediyor.

Aslında, 1958 yılında, ÇKP hızla Halk Komün hareketini ve Büyük Atılımı başlatmıştı. Tahıl stoklarını tüketen ve Çin’in tarımsal üretimini azaltan bu çılgın planlar, kırsal bölgelerden şehirlere kadar tüm seviyelerdeki parti yetkilileri tarafından bereketli hasatların üretildiğini iddia eden bir dizi sahte raporla desteklendi. ÇKP bu raporları, yiyeceklerini, tohumlarını ve hayvan yemlerini rejime teslim etmek zorunda kalan köylülerden tahıl toplamak için gerekçe olarak kullandı.

ÇKP’nin her düzeydeki idari organları kırsal bölgeye ekipler gönderdi. Talihsiz köylülerin son yiyecek lokmalarını zorla ellerinden almak için işkence ve sorgulamalar başlatıldı. Sovyet komünistlerini örnek alan ÇKP, köylülerin yiyecek bulmak için şehirlere girmesini engelledi ve ailelerin ve hatta tüm köylülerin toplu ölümüne neden oldu. Kıtlık kurbanlarının cesetleri tüm kırsal bölgelere yayılmıştı. Köylüler hayatta kalmak için hırsızlık yaparken yakalanıp öldürülüyorlardı. Yamyamlık hat safhaya ulaşmıştı.

ÇKP, halkın hayatını kaybetmesini görmezden gelerek, devletin ele geçirdiği tahılları büyük miktarda Sovyet silahı almak için kullandı ya da borçları ödemek için altına çevirdi.

Üç yıl gibi kısa sürede, Büyük Kıtlık on milyonlarca insanı yok etti.

Kültür Devrimi: Katliam ve Kültürel Soykırım

Kültür Devrimi, Yan’an Düzeltme Hareketi’nin aşırılığını ulusal ölçeğe taşıdı. Fanatik gençlik, Çin’in “eski dörtlü” olarak bilinen eski geleneklerini, eski kültürünü, eski alışkanlıklarını ve eski fikirlerini yok etmek uğruna ezmeye, dövmeye, işkenceye ve cinayete teşvik edildi.

16 Mayıs 1966’da ÇKP, Kültür Devrimi’nin başlangıcı olan “16 Mayıs Bildirisini” yayınladı. Ağustos ayında, üst düzey ÇKP yöneticilerinin çocukları öncülüğünde, Pekin’deki ortaokul öğrencileri bir Kızıl Muhafızlar çetesi oluşturdu. Çete, Pekin’de birçok yere hücum ederek, yağmaladı, saldırdı ve insanları öldürdü. Kızıl Ağustos olarak bilinen ayın sonunda Pekin’de binlerce kişi katledilmişti.

Pekin’in Daxing bölgesinde, örneğin, 27 Ağustos ile 1 Eylül arasında, on üç kişilik komünlerden oluşan kırk sekiz üretim grubunda 325 kişi öldürüldü. Katledilenler arasında otuz sekiz günlük bebek ile seksen yaşında insanlar da vardı ve yirmi iki aile tamamen yok edildi. Kızıl Muhafızlar, kurbanlarını coplayarak dövüyor, bıçaklıyor ya da boğuyordu. Bebekleri ve küçük çocukları, bir bacağına basıp iki parçaya ayırarak öldürdüler. [16]

Komünizmin hayaleti, insanları tartaklamaya ve öldürmeye teşvik ederken, insan merhametini yok etti. “Düşmana sert kışın hissiz zulmüyle davranın” gibi sloganlarla insanların beyinlerini yıkadı. İnsanlığa karşı işlenen her suçta, ÇKP, geleneksel kültürü ve Çinlilerin ahlaki erdemini yok etti. Parti kültürü tarafından zehirlenen birçok kişi, cinayet araçları haline geldi.

Totaliter komünist rejimin kana susamış eylemleriyle karşı karşıya kaldığında, çoğu insan, herhangi bir kişinin böyle insanlık dışı bir barbarlığa nasıl alet olabileceği konusunda şok geçiriyordu.

Kültür Devrimi’nin kayıplarını tahmin etmek oldukça zordur. Çoğu çalışma en az iki milyon ölü sayısı olduğunu göstermektedir. Toplu katliam üzerine araştırmalar yapan Amerikalı Profesör R.J. Rummel, Çin’in Kanlı Yüzyılı: 1900’den Bu Yana Soykırım ve Toplu Katliam adlı kitabında Kültür Devrimi’nin 7,73 milyon kişinin hayatına mal olduğunu belirtmiştir. [17]

Çin’in Shandong Üniversitesi’nde doçent olan Dong Baoxun ve Shandong Partisi Tarih Araştırma Ofisi direktör yardımcısı Ding Longjia 1997’de Masum Olanı Akla: Yanlışlıkla Suçlananları ve Hükmedilenleri İyileştir kitabını birlikte kaleme almışlardır. Kitapta, o dönemin ÇKP Merkez Komitesi başkan yardımcısı Ye Jianying’in 13 Aralık 1978’deki Merkezi Çalışma Konferansı’nın kapanış törenindeki şu açıklaması yer almaktadır: “Merkez Komite tarafından yapılan iki yıl yedi aylık kapsamlı bir soruşturma sonucu Kültür Devrimi’nde yirmi milyon insanın öldüğü, yüz milyondan fazla kişinin siyasi zulme maruz kaldığı ve… 800 milyar yuanın ziyan edildiği tespit edilmiştir.” [18]

Ağustos 1980’de, ÇKP lideri Deng Xiaoping İtalyan gazeteci Oriana Fallaci’a verdiği iki röportajda Kültür Devrimi’nin yıkımını ölçmenin zorluğunu ifade etmiştir:

“İnsanlar birbirini katleden iki gruba ayrıldı… Tahmin etmek zor çünkü her türlü nedenden öldüler. Ayrıca Çin çok büyük bir ülke. Fakat dinleyin: Birçok insan öldü. Bu esnada başka trajediler gerçekleşmemiş olsa bile, Kültür Devrimi’nin yanlış bir şey olduğunu söylemek için ölü sayısına bakmak yeterli olacaktır.” [19]

Deng, bir vakayı örnek gösterdi: ÇKP’nin gizli polis servisi başkanı Kang Sheng, Yunnan Eyaleti parti sekreteri Zhao Jianmin’i ihanet ve Kuomintang’ın bir ajanı olmakla suçladı. Sadece Zhao hapsedilmekle kalmadı, görevden alınması aynı zamanda il genelinde 1,38 milyon insanı etkiledi; bunların 170.000’i zulüm ile öldürüldü ve 60.000’i ise özürlü hale gelene kadar tartaklandı.[20]

Eşi Görülmemiş Kötülük: Falun Gong Zulmü

ÇKP tarafından onlarca yıl süren öldürücü şiddet ve ateist doktrinler, toplumun ahlaki dokusuna, Tanrı’nın insanlar için belirlemiş olduğu standardın çok daha aşağısına gelmesine yol açarak, büyük zarar verdi. Tanrı’ya hala inananların birçoğu bile ÇKP tarafından kontrol edilen sahte dini örgütlerde sıkışıp kaldıkları için gerçek inançtan uzaklaştılar. Eğer durum, yozlaşmaya devam ederse, insanoğlu her geçmiş antik uygarlığın kutsal metinlerinde kehanet edildiği gibi belli bir yok oluşla karşı karşıya kalacaktır.

Ancak komünizmin hayaleti, insanın Yaradan tarafından kurtarılmasını engellemeye kararlıdır. Bu nedenle geleneksel kültürleri yok edip, insanın ahlaki değerlerini bozmuştur.

1992 ilkbaharında, insan ahlakını düzeltmek ve bir kurtuluş yolu sağlamak için Bay Li Hongzhi, halka doğruluk, merhamet ve hoşgörü ilkelerine göre yaşamayı öğreten Falun Gong spritüel uygulamasını öğretmeye başladı.

Falun Dafa olarak da bilinen Falun Gong, birkaç yıl içinde Çin geneline yayıldı. Uygulayıcılar, yakınları ve akrabaları sağlık ve kişisel gelişimlerinde mucizeler yaşadıkça, Çin’de ve dünyada on milyonlarca insan uygulamaya başladı. Birçok insan, Falun Gong uygulayarak karakterlerini geliştirdikçe ve daha yüksek standartlara göre hareket ettikçe, toplum iyi ahlak standartlarını yeniden keşfetmeye başladı.

İktidarı ilk ele geçirdiği yıldan beri ÇKP, manevi inanca karşı zulmünü hiç gevşetmemiştir. Doğal olarak, Falun Gong’u en büyük düşmanı olarak görmüştür.

1999 yılının Temmuz ayında, ÇKP lideri Jiang Zemin tek başına, Falun Gong’a ve uygulayıcılarına sistematik zulüm uygulanmasını emretti. Çin’in her köşesine uzanan şiddetli bir kampanya ile ÇKP, Jiang’ın “onları fiziksel olarak öldür, finansal olarak iflas ettir ve itibarlarını yok et” direktifini yerine getirmek için akla gelebilecek her türlü yöntemi uyguladı.

Parti sözcüleri, Falun Gong’a karşı kin ve karalama ile dolu propagandasını sürekli Çin halkına empoze etti. Yalan, kötülük ve mücadele adına doğruluk, şefkat ve hoşgörü ilkelerini reddetti. Hayalet, toplumu ahlaki yozlaşmada çok düşük seviyelere çekti. Yeniden canlanan nefret ve baskı atmosferinde, Çin halkı çevrelerinde meydana gelen zulme göz yumarak Budalara ve Tanrı’ya ihanet etti. Bazıları vicdanlarını terk ederek, kendilerine verdikleri zarardan habersiz Falun Gong’a karşı yürütülen kampanyaya destek oldular.

Komünist hayalet, zulmünü Çin ile sınırlamadı. Falun Gong uygulayıcılarını çılgınca hapsettiği, öldürdüğü ve işkence ettiği sırada Çin rejimi, demokratik ülkeleri susturdu. Ekonomik teşviklerle doyurulan bu ülkeler sessiz kaldı, hatta partinin yalanlarını kabul etti ve zulüm uygulayanların en kötü suçları işlemesine izin verdi.

Falun Gong zulmünde ÇKP daha önce hiç görülmemiş bir kötülüğü daha tanıttı: Canlı iken organ hırsızlığı. Çin’de sahip oldukları inançları nedeniyle hapsedilen en büyük grup olan Falun Gong uygulayıcıları, devlet ve askeri hastanelerin ameliyat masalarında talep üzerine öldürülüyor ve organları on binlerce hatta yüz binlerce dolara satılıyor.

6 Temmuz 2006’da Kanadalı avukatlar David Matas ve David Kilgour (Asya-Pasifik’ten sorumlu eski Kanada dışişleri bakanı), Çin’de Falun Gong Uygulayıcıları’ndan Organ Toplama İddialarına İlişkin Rapor başlıklı bir çalışma yayınladı. On sekiz tür kanıtı inceleyerek ÇKP’nin canavarlığına ışık tuttular ve bunu “bu gezegende benzeri görülmemiş bir şeytanlık” diye tanımladılar. [21]

Matas ve Kilgour, araştırmacı gazeteci Ethan Gutmann ile birlikte, uluslararası araştırmacılardan oluşan bir ekiple çalışarak Haziran 2016’da Kanlı Hasat/Katliam: Güncelleme raporunu yayınladılar. 680’nin üzerinde sayfa ve 2.400’den fazla referans içeren rapor, Çin komünist rejiminin işlediği canlı organ hırsızlığının gerçekliğini ve ölçeğini hiç şüphesiz gözler önüne serdi.

13 Haziran 2016’da ABD Temsilciler Meclisi oybirliğiyle ÇKP’nin Falun Gong uygulayıcılarından ve diğer inanç mahkûmlarından zorla organ toplamasına derhal son vermesini talep ederek 343 sayılı kararı geçirdi. [22]

Haziran 2019’da, bir yıllık bir soruşturmanın ardından, Londra’daki bir bağımsız halk mahkemesi oybirliğiyle inanç mahkumlarının “büyük ölçekte “Çin’de organları için öldürüldükleri ve öldürülmeye devam ettikleri sonucuna vardı.[23]Mahkemeye, daha önce eski Yugoslavya Cumhurbaşkanı Slobodan Miloseviç’in Kosova’daki savaş suçlarından dolayı yargılanma sürecini yürüten Sir Geoffrey Nice QC başkanlık etti. Mahkeme ayrıca, Falun Gong uygulayıcılarının, Çin rejiminin organ nakli endüstrisini besleyen başlıca organ kaynaklarından biri olduğu sonucuna vardı. Bu çok karlı iş, Falun Gong zulmünün devam etmesine sebep olmuş, Çin ve dünyanın dört bir yanından müşteriler çekerek, onları ÇKP’nin toplu katliamına suç ortağı etmiştir.

3. Bir Yüz Yıllık Öldürme

Komünizmin Kara Kitabı’nın giriş bölümünde, dünyadaki komünist rejimlerin ölü sayısı hakkında kabaca bir tahmin sunulmaktadır. Aşağıdakilerin de içerisinde yer aldığı 94 milyonluk bir ölü rakamı tespit edilmiştir.

  • Çin’de 65 milyon
  • Sovyetler Birliği’nde 20 milyon
  • Kuzey Kore’de 2 milyon
  • Kamboçya’da 2 milyon
  • Afrika’da 1,7 milyon
  • Afganistan 1,5 milyon
  • Vietnam’da 1 milyon
  • Doğu Avrupa’da 1 milyon
  • Latin Amerika (çoğunluğu Küba) 150bin
  • “Uluslararası komünist harekatı ve iktidarda olmayan komünist partiler” yüzünden ise 10bin

Rusya ve Çin dışında, daha küçük komünist rejimler kötülük yapmakta hiç geri kalmamıştır. Kamboçya soykırımı komünist bir devlet tarafından yürütülen en şiddetli toplu katliam olayı idi. Çeşitli tahminlere göre PolPot’un Khmer Rouge rejimi tarafından öldürülen Kamboçyalıların sayısı 1,4 milyon ile 2,2 milyon arasında—yani o dönemki Kamboçya nüfusunun üçte biri kadar idi.

1948 ve 1987 yılları arasında, Kuzey Koreli komünistler bir milyondan fazla vatandaşını toplama kamplarında zorla çalıştırma, infaz ve hapis yoluyla öldürmüştür. Kuzey Kore nüfus sayım verilerine dayanan tahminlere göre, 1990’larda kıtlıklar en az 220.000 kişinin ölümüne sebep olmuştur. Kuzey Kore verilerine dayanarak, 1993-2008 yılları arasında 600.000 ila 850.000 kişi doğal olmayan nedenlerden ölmüştür. [25] Diğer tahminler sadece kıtlık yüzünden ölenlerin gerçek rakamını 1 milyon ila 3,5 milyon arasında göstermektedir. Kim Jong Un iktidara geldikten sonra, üst düzey yetkililer ve kendi akrabaları da dahil olmak üzere insanlara karşı daha açık cinayetler işlemiştir. Kim, ayrıca dünyayı nükleer savaşla tehdit etmiştir.

Sadece bir yüzyılda, Rusya’daki ilk komünist rejimin ortaya çıkışından bu yana, komünizmin hayaleti, yönetimi altındaki uluslarda her iki dünya savaşında ölenlerin sayısından daha fazla insanı öldürmüştür. Komünizmin tarihi bir katliam tarihidir ve her sayfası kurbanlarının kanıyla yazılmıştır.

27 Eylül 2020 tarihindegüncellenmiştir.

Referanslar

1. ABD Kongresi, Meclis, “Komünizmin Kurbanlarını Hatırlamak”, Temsilci Christopher Smith, 115. Kongre, 1. oturum, Kongre Kaydı 163 (13 Kasım 2017)

https://www.congress.gov/congressional-record/2017/11/13/extensions-of-remarks-section/article/E1557-2.

2. StéphaneCourtoiset. al. eds., Komünizmin Kara Kitabı: Suçlar, Terör, Baskı, çev. Jonathan Murphy ve Mark Kramer (Cambridge, MA: Harvard UniversityPress, 1999).

3. Richard Pipes, RusDevrimi (New York: Vintage Books, 1991), 411.

4. Winston Churchill, DünyaKrizi, Vol. 5: BilinmeyenSavaş (London: Bloomsbury Academic, 2015).

5. Robert Service, Lenin, a Biography (Cambridge, MA .: Harvard UniversityPress, 2000), 365.

6. Courtoiset. al. eds., Kara Kitap, 177.

7. Robert Gellately, Lenin, Stalin ve Hitler: The Age of SocialCatastrophe (New York: Knopf Publishing Group, 2007), 75.

8. “ZhongguoGongchandang da shiji. 1945 nian ”中国共产党大事记·1945年

[“A Chronicle of KeyEvents of theChineseCommunistParty 1945”], News of theCommunistParty of China, erişim 16 Nisan 2020,

http://cpc.people.com.cn/GB/64162/64164/4416000.html. [Çince]

9. Frank Dikötter, The Tragedy of Liberation: A History of the Chinese Revolution 1945–1957 (London: Bloomsbury Press, 2013).

10. Martin Amis, Koba the Dread: Laughter and the Twenty Million (New York: Vintage Books, 2003).

11. Roy Medvedev, Let History Judge: The Origins and Consequences of Stalinism, trans. George Shriver (New York: Columbia University Press, 1989), 240–245.

12. Aleksandr Solzhenitsyn, The Gulag Archipelago 1918–1956: An Experiment in Literary Investigation, Books I–II, trans. Thomas P. Whitney (New York: Harper & Row, 1973).

13. Medvedev, Let History Judge, 396.

14. Reuters, “4.2 Million Were Victims of Purges, KGB Chief Says,” Los Angeles Times, June 15, 1991, https://www.latimes.com/archives/la-xpm-1991-06-15-mn-496-story.html.

15. Alexander Yakovlev, Yakeliefufangtanlu 1992–2005 雅科夫列夫訪談錄(1992–2005) [Alexander Yakovlev: Selected interviews (1992–2005)], trans. Chinese Academy of Social Sciences, 234. [Çince]

16. Wen Yuluo遇罗文, “Daxingtushadiaocha” 大兴屠杀调查 [“An Investigation of the Beijing Daxing Massacre”] in Wen Ge da tusha 文革大屠殺 [Massacres in the Cultural Revolution], ed. Song Yongyi宋永毅 (Hong Kong: Kaifangzazhishe, 2002), 13–36. [Çince]

17. R. J. Rummel, China’s Bloody Century: Genocide and Mass Murder Since 1900 (New York: Routledge, 2017), 253.

18. Dong Baoxun董宝训 and Ding Longjia丁龙嘉, Chen yuanzhaoyun—pingfanyuanjiacuoan 沉冤昭雪—平反冤假錯案 [Exonerate the Innocent: Rehabilitate the Wrongly Accused and Sentenced] (Hefei: Anhui RenminChubanshe, 1998), 1. [Çince]

19. OrianaFallaci, “Deng: Cleaning Up Mao’s ‘Feudal Mistakes,’” The Washington Post, August 31, 1980, https://www.washingtonpost.com/archive/opinions/1980/08/31/deng-cleaning-up-maos-feudal-mistakes/4e684a74-8083-4e43-80e4-c8d519d8b772.

20. Ding Longjia丁龙嘉 and Ting Yu 听雨, Kang Sheng yu Zhao Jianminyuan’an 康生与赵健民冤案 [Kang Sheng and the Unjust Case of Zhao Jianmin] (Beijing: RenminChubanshe, 1999), as referenced in Hu Angang, Mao and the Cultural Revolution, ed. W. H. Hau (Honolulu: Enrich Professional Publishing, Inc., 2016), 2:98.

21. David Matas and David Kilgour, Bloody Harvest: The Killing of Falun Gong for Their Organs (Ontario: Seraphim Editions, 2009), 13.

22. ABD Kongresi, Meclis, çoksayıda Falun Gong uygulayıcısıvediğerdiniveetnikazınlıkgruplarıda dahilolmaküzere, ÇinHalkCumhuriyeti’ndekirızasıolmadanmahkumlardansistematik, devlettarafındanyürütülen organ toplamaişlemlerihakkındatutarlıvegüvenilirraporlarailişkinendişeleridilegetirme. HR 343, 114th Cong., 2nd sess., Meclistetanıtım25 Haziran 2015, https://www.congress.gov/bill/114th-congress/house-resolution/343.

23. ÇinMahkemesi: Çin’dekiİnançMahkumlarındanZorla Organ ToplamayaDairBağımsızMahkeme, “ÇinMahkemesi: 17 HaziranNihaiKarar” 1 Mart 2020, https://chinatribunal.com/final-judgment.

24. Courtois et al., eds., Kara Kitap, 4.

25. Thomas Spoorenberg and Daniel Schwekendiek, “Demographic Changes in North Korea: 1993–2008,” Population and Development Review, March 21, 2012, Wiley Online Library, https://onlinelibrary.wiley.com/doi/abs/10.1111/j.1728-4457.2012.00475.x.

Devamı… Dördüncü Bölüm

Tüm bölümler:

Önsöz: Komünizmin Hayaleti Dünyamıza Nasıl Hükmediyor?

Giriş: Komünizmin Hayaleti Dünyamıza Nasıl Hükmediyor?

Birinci Bölüm: Hayaletin İnsanlığı Yok Etme Stratejileri

İkinci Bölüm: Komünizmin Avrupa’daki Başlangıcı

Üçüncü Bölüm: Doğu’daki Zulüm

Dördüncü Bölüm: Devrimin Dış Ülkelere Sızması

İngilizcesi için: How the Specter of Communism Is Ruling Our World

Yorumlar kapalı, ancak trackbacks Ve pingback'ler açık.